48. “Andolsun ki, Mûsâ ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Furkân’ı, sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik.” Biz Mûsâ’ya ve Harun’a Furkân’ı verdik. Mûsâ (a.s)’a verilen Furkân Tevrat’tır. Harun (a.s) da Onunla birlikteydi. İkisi birlikte Allah’tan görev aldılar. Rabbimiz Tur dağında Mûsâ (a.s)’a elçilik verip kendisini şereflendirince Mûsâ (a.s) bu şerefli görevi kardeşi için de istedi. Kardeşi Harun’un da elçilik göreviyle görevlendirilmesi konusunda Rabbine dua dua yalvarıp yakardı da Rabbimiz Onu da elçi seçti. Mûsâ (a.s) en güzel bir kardeşlik numunesi sergileyerek kardeşi için de hidâyeti istedi. Biz de bunu kendimize örnek alacağız. Biz de kardeşlerimiz için hidayet isteyeceğiz. Biz de kardeşlerimizin hidayeti için çırpınacağız. Biz de kardeşlerimizin şerefe, şerefli konumlara ulaşmasını isteyeceğiz. Evet her ikisine de verilen Tevrat Furkân’dır. Tevrat’ın bir adı Furkân olduğu gibi, bizim Kitabımız Kur’an’ın bir adı da, bir özelliği de Furkân’dır. Furkân; fark eden, fark ettiren, ayıran demektir. Allah’ın kitaplarının böyle bir özelliği vardır. Yâni Allah’ın kitapları hakkı bâtıldan, bâtılı haktan ayırırlar. Bir de hakkı bâtılı, iyiyi kötüyü fark ettirirler kitaplar. Kitap onunla birlikte olan kişiye yolunu fark ettirir, hayatını fark ettirir. Kitapla beraber olan kişi hayatındaki tüm bozuklukları, tüm yanlışlıkları, tüm bozuk düzenlikleri fark ediverir. Kitapla birlikte oluverdiniz mi, hadiselere Kitabın gözlüğüyle bakıverdiniz mi o her şeyi size fark ettiriverecektir. Hayatınızdaki küfür alâmetlerini, şirk unsurlarını, nifak eserlerini ve tüm bozuk düzenlikleri kitapla fark ediverirsiniz. Kitapla tanışmamışsanız, kitapla beraber değilseniz bunları anlamanız mümkün olmayacaktır. Öyleyse şunu kesinlikle bilelim ki bu Kitabı tanımadan, bu kitapla tanışmadan bizim hak ve bâtılı tanıma imkânımız yoktur. Kitaptan bağımsız olarak bir şeye iyi, ya da kötü deme yetkimiz yoktur. Haram, ya da helâl deme yetkimiz yoktur. Çünkü Kitabın iyi dediği iyidir, hak dediği haktır, bâtıl dediği de bâtıldır. Onun ötesinde hiç kimsenin değer yargısına itibar edilmez. Evet Allah kitaplarının bir başka özelliği de, gerek Tevrat ve gerekse Allah’ın bu son Kitabı Kur’an aynı zamanda ziyâdır, ışıktır, nûrdur. İnsanlığın yolunu aydınlatan, küfür, şirk karanlıkları içinde ne yapacaklarını bilmez bir vaziyette kıvranan tüm dünya insanlığını aydınlığa çıkaran bir özelliğe sahiptirler. Karanlık bir dünyanın insanları, çözümsüz bir dünyanın insanları, bunalımlı bir dünyanın insanları kıyâmete kadar bu özelliğe sahip olan bu kitapla ancak aydınlığa çıkabilecektir. Öyle değil mi? Eğer şu anda Allah’ın kendilerine gönderdiği bu ışığa sırt dönmüş, kitapla diyaloglarını kesmiş, şeytan vahiylerinin gündemlerinin içine dalmış, değer yargıları tefessüh etmiş bir dünyada, eğer şu anda Rabbimiz bizi kendi gündemleriyle, kendi değer yargılarıyla, kendi ışıklarıyla, kendi âyetleriyle karşı karşıya getirmeseydi biz ne yapardık? Hakkı, bâtılı, adâleti zulmü, iyiliği kötülüğü, doğruyu yanlışı biz nereden öğrenebilirdik? Tüm dünyayı kaplayan, tüm dünyayı etkisi altına alıp, tüm değer yargılarını altüst eden bu şeytan vahiylerinin arasında bizler Hakka nasıl ulaşabilirdik? Rahmeti bol olan Rabbimiz rahmetinin gereği olarak bize böyle Furkân bir kitap göndermeseydi, şu anda karanlık güçlerin egemen olduğu, karanlık güçlerin beyinleri kararttığı bir dünyada şu anda ulaştığımız aydınlığa nasıl ulaşabilirdik? Bir de Allah’ın kitapları zikra’dır. Zikirdir. Gündemdir bu kitaplar. Müslümanın gündemidir. Müslümanın gündemini Allah’ın kitabı oluşturur. Rabbimiz hangi konunun gündem olmasını istiyorsa, hangi konuyu gündeme almamızı istiyorsa onu gündeme almak zorundadır müslüman. Rabbimiz hangi konunun düşünülmesini, hangi konunun konuşulmasını istemişse onu düşünmek, onu konuşmak zorundadır müslüman. İşte şu anda peygamberleri gündeme almamızı istedi Rabbi-miz, biz onu gündeme aldık. Biraz sonra başka konuların gündem olmasını isteyecek ve onları gündemimize alacağız. Şeytan gündem-leriyle asla meşgul olmayacağız. Zaten Kitabı gündemine almayan insanlar mecburen şeytan vahiylerini gündemlerine alıyorlar. Kim bu Kitabın âyetlerini gündemine alırsa, hayatını bu kitapla düzenleme gayreti içine girerse, işte o muttakidir, kitapla yol bulan, hayatını Allah için yaşayan kimsedir. Bakın bundan sonra Rabbimiz muttakilerin özelliklerini anlatacak: