66,67. “İbrahim: “O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?” dedi.” Öyleyse Allah’ı bırakıp ta niçin konuşamayan, ne kendilerine, ne de size karşı hiçbir fayda ve zarar sağlama imkânına sahip olmayan bu putlara tapınıyorsunuz? Allah’ı bırakıp ta kendilerine tapındığınız bu putlar size ne bir fayda verebilirler, ne de en ufak bir zarar verebilirler. Şimdi sizler fayda ve zarar verebilecek tek egemen olan Allah’ı bırakıp ta O’nun berisinde bunlara mı ibadet ediyorsunuz? Kulluk, güç ve kudret sahibi Allah’a lâyıkken O’nu bırakıp ta hiçbir güç ve kuvvet sahibi olmayan bu putlara mı kulluk ediyorsunuz? Bunlar size hiçbir zarar veremeyecekleri gibi, fayda da sağlayamazlar. Size de Allah berisinde tapındığınız bu putlarınıza da, bu tanrılarınıza da yuh olsun. Akletmez misiniz? Aklınız yok mu sizin? Akıllarınızı kullanmaz mısınız? Evet İbrahim (a.s) insanlar karşısında söyleyeceğini söylüyor. Ta baştan beri hedefi buydu zaten. Baştan beri sadece o dönem insanlığına değil kıyâmete kadar tüm insanlığa bu ölümsüz mesajı ulaştırmaktı derdi. Allah’ın elçisinin tevhidi haykıran bu çağrısı sadece o günün Ur kentinde yankı yapmıyordu, kıyâmete kadar Allah’ı unutup O’nun berisinde yapay tanrılara ve tanrıçalara tapınan müşriklerin akıllarını başlarına getirecek, başlarına inen bir balyoz yankısını yapacaktı. Tevhid peygamberi İbrahim (a.s)’in: Ey kavmim, sizler size hiç bir fayda ve zarar vermeyenlere mi ibadet ediyorsunuz? Şeklindeki akıl erdirici sorgulaması onlarda şok etkisi yapıyordu. O insanlar bu sözlerle sarsılıyorlardı, ama elbette sadece onlar değil, kıyâmete kadar tüm insanlık sarsılmaya ve kendine gelmeye devam edecek. Ey akılsızlar, ey akıllarını kullanmayanlar, ey düşünmeyenler, yuh olsun size de, bu putlarınıza da. Hiç aklınız yok mu sizin? Ne güçleri var bu putların? Ne yetkileri var? Şu Allah berisinde dua ettikleriniz, çağırdıklarınız, Allah yasaları dururken yasalarını çağrıştırdıklarınız, Allah berisinde kendilerinde bir şey var zannederek imdadınıza çağırdıklarınız, kendileriyle iletişim kurmaya çalıştıklarınız, kendilerine bel bağladıklarınız var ya. Kapılarında hukuk dilendikleriniz, eğitim konusunda kendilerine baş vurup istekte bulunduklarınız var ya, onların hepsi de kuldurlar. Sizler gibi kuldur onlar. Allah’ın kulları ve mülkleridir onlar. Yaratılışları Allah’tan, rızıkları Allah’tan, hayatları ve ölümleri Allah’tan olan kullardır onlar. Hepsi de çaresiz Allah yasalarına mahkumdur. Tabi tanrılaştırılan bu varlıklar her zaman taştan, tunçtan olmayabilir. Bazen de insanlar putlaştırılır. Kurumlar, müesseseler putlaştırılır. Tüm bu putlar ve onları putlaştıranlara Allah’ın elçisi diyor ki, bunların hepsi güçsüzdür, hepsi kuldur. Bunlara dua edilemeyeceği gibi, bunların kendileri duaya muhtaçtır. Durum böyle olunca bu varlıklar nasıl putlaştırılabilir? Nasıl bu âcizlerin İlâh diye arkalarından gidilip, yasaları uygulanabilir? Bunların hepsi kuldur, hepsi Allah’ın kullarıdır, hepsi Allah’ın yaratıklarıdır. Hiçbir güçleri, hiçbir yetkileri yoktur onların. Ne kendilerine, ne de kullarına hiçbir fayda ve zarar sağlama imkânına sahip değillerdir onlar. Eğer aksini iddia ediyorsanız söyleyin bakalım, niye koruyamadılar benim gibi bir genç karşısında kendilerini? Hani neredeydi onların güçleri kuvvetleri? Kendilerini bile kırılmaktan koruyamayan bu tanrılar sizi nasıl koruyacaklar? Eğer gerçekten bunların tanrı olduklarını samimiyetle savunuyorsanız haydi çağırın onları da size icabet etsinler bakalım. Başınız derde düştüğü zaman, sıkıştığınız zaman, büyük felâketlere maruz kaldığınız zaman, meselâ bir depremle, bir ölümle, bir kıtlıkla karşı karşıya kaldığınız zaman çağırın imdadınıza da kurtarsınlar bakalım sizi? Böyle bir durumda kime yalvarırsınız? Kimi çağırırsınız imdadınıza? Bunları mı çağırıyorsunuz, yoksa Allah’ı mı? Haydi böyle içinden çıkamadığınız konularda çağırın o putlarınızı, çağırın o tâğutla-rınızı da sizi kurtarsınlar bakalım. Çağırın bakalım da eğer onlar sizin gibi kullar değiller de tanrısal bir güçleri varsa size icabet etsinler bakalım. Gerek canlı, gerekse cansız bu varlıklarda İlâhlık gören, tanrısal güç gören herkes yalan söylüyor demektir. Çünkü bunların hiçbirisi çağıranın çağrısına icabet edemezler. Evet bu insanların Allah’ı bırakıp da kıyâmet gününe kadar kendilerine cevap veremeyecek, dualarına ve çağrılarına ebediyen icabet edemeyecek âciz varlıklara kulluk yapan akılsız kimselerdir. Yeryüzünde hiçbir şey yaratmaya, yapmaya güç yetiremeyen, kendi varlıkları konusunda bile Allah’a muhtaç olan, yoku var etmeye, varı yok etmeye, fayda sağlamaya ve zararı def etmeye kadir olmayan bir kısım âciz varlıklara dua eden kimselerden daha akılsız ve daha zalim kim vardır? Allah’ı bırakıp da böyle dualarını bile duyamayacak, kendilerine icabet edemeyecek, kendilerinin imdadına yetişemeyecek varlıklara dua eden kimselerden daha şaşkın, daha sapık kim vardır diyor İbrahim (a.s). Kıyâmete kadar kapılarını dövdükleri bu âciz varlıkların onlara hidâyet sunmaları, onlara yol göstermeleri, onlara reçeteler sunmaları mümkün değildir. Kıyâmete kadar onları Hakka ulaştırmaları mümkün değildir. İstedikleri kadar bu zalimler onların önünde eğilip onlardan yardım beklesinler. İstedikleri kadar onları Rab bilip onlardan hayat programı istesinler. Aman bizi kurtarın! Aman bize güzel yasalar yapıp bizi sahil-i selâmete çıkarın! diyerek istedikleri kadar onlara yalvarıp yakarsınlar. Kıyâmete kadar onların bunlara hiçbir fayda sağlamaları mümkün olmayacaktır. Çünkü isteyenler de zayıf, istenenler de âcizdir. Onların Hakka ulaşmaları asla mümkün olmayacaktır. Öyle değil mi? Hani şu ana kadar bu âciz insanlardan hangisinin insanlığa sunduğu sistem, hangisinin insanlığa sunduğu reçete insanları huzur ve sükûna kavuşturabilmiştir? Dünya açısından bu böyle olduğu gibi, âhiret açısından da böyledir. Dünyada bir fayda sağlayamadıkları gibi âhirette de insanları Allah’ın azabından kurtaramayacaklardır bu varlıklar. İşte görüyoruz bu âcizlerin elinde dünyamız kan gölüne döndürülmüştür. Evet İbrahim (a.s)’in bu son derece etkili, akılları erdirici, be-yinleri sarsıcı sözlerinden sonra bakın diyorlar ki: