68. “Onlar: “Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da İlâhlarınıza yardım edin” dediler.” Evet hak karşısında, hakkı ortaya koyan Allah elçisi karşısında kâfirlerin, müşriklerin başka yapabilecek bir şeyleri yoktur. Asmak, kesmek, öldürmek, susturmak, hapse atmak, tehdit etmek, korkutmak, ürkütmek. Başka yapacakları bir şey yoktur. Diyorlar ki: Yakın onu ve İlâhlarınıza yardım edin. Bir sürü İlâhlar manzumesi ki kullarının yardımına muhtaç. Bir sürü tanrı taslağı ki kullarının desteğine muhtaç. Ve adamlar öyle akılsızlar ki korudukları, destekleyip yaşatmaya çalıştıkları kendilerine muhtaç varlıklara tapınıyorlar. Düşünmüyorlar, düşünemiyorlar. Böyle İlâh olur mu hiç? Kullarının korumasına, kullarının yardımına muhtaç İlâh olur mu? Bakın diyorlar ki: Yakın İbrahim’i ve putlarınıza, tanrılarınıza yardım edin. İbrahim’e ve onun getirdiği mesaja aldırış etmeden hayatınıza devam edin. Ve aman İlâhlarınıza sıkı tutunun. İlâhlarınıza bağlılık konusunda direnin, dayatın, sabredin. İlâhlarınıza sahip çıkarak yardım edin. İbrahim’in getirdiği mesaja karşı kendi hayatlarınıza, kendi inanışlarınıza sabrederek, dayanıp direnerek ilahlarınıza yardım edin. Eğer siz İlâhlarınıza sımsıkı sarılırsanız, o peygamberin size karşı yapabileceği bir şey yoktur diyorlar. Tıpkı günümüzde peygamber düşmanlarının peygamber mesajı gündeme geldiği zaman, aman İlâhlarınıza sahip çıkın! Aman laikliğe sahip çıkın! Aman demokrasiye sahip çıkın! Aman şu düzeninize sahip çıkın! Eğer sizler bu İlâhlarınıza sımsıkı sarılırsanız, hayatınızdan, inanışlarınızdan vazgeçmezseniz peygamberin de, peygamber mesajının da, peygamber yolunun yolcusu olanların da size yapabileceği bir şey yoktur diyerek İlâhlarına sadâkat yeminleri istiyor-lar. Allah’ın elçisi onların tapındıkları tüm sahte tanrılarını reddedince, onların asla tanrı olamayacaklarını ortaya koyup onları âlemlerin Rabbi olan Allah’a kulluğa dâvet edince, Allah’ı bırakıp şirke düşmüş toplumunun hayat tarzını, inanışlarını, değer yargılarını reddedip açıktan açığa kendi imanını haykırınca tüm şehir, tüm halk, tüm ülke ve o ülke insanlığının İlâh kabul ettikleri, otorite kabul ettikleri tüm sahte tanrılar, tüm sahte İlâhlar onun üzerine çullanmışlardı. Öldürün onu! Yok edin onu! Yakın onu! Şu bizim düzenimizi reddeden, şu bizim İlâhlarımızın aleyhinde konuşan, şu bizim yasalarımızı reddeden bu peygamberi yakın! Susturun onu! Asın! Kesin! Hapsedin! diyerek tüm toplum üzerine çullanıyorlar. İbrahim (a.s) in bir tek suçu vardı, o da Rabbim Allah demekti. Sadece Rabbimiz Allah’tır diyordu. Ama berikiler buna tahammül edemiyorlardı. Çünkü İlâh biziz! diyorlardı. Rab biziz! diyorlardı. Yetki bizdedir! diyorlardı. Bizim sözümüz geçer bu ülkede! diyorlardı. Bizim kanunlarımız! bizim yasalarımız! diyorlardı. Bizi dinlemek zorundasınız! Bizim istediğimiz gibi inanacak, bizim istediğimiz gibi yaşayacak, bizim istediğimiz şekilde giyineceksiniz! diyorlardı. Rızkı veren biziz! Ekonominizi ayarlayan biziz! Sizi doyuran biziz! Hayatı veren biziz! Hayatınızı bize borçlusunuz! diyorlardı. O putların arkasına saklanmış birileri kendi Rabliklerini, kendi İlâhlıklarını iddia ediyorlar, kendi hegemonyalarını gerçekleştirmeye çalışıyorlardı. Evet onların tümünün egemenliğini reddedip, sadece Allah’ın egemenliğini savunan İbrahim (a.s)’a karşı putlarına yaptığına misilleme olarak onu yakmayı öğütlüyorlar. Dağlar gibi ateş hazırlanır. Halk toplanır. O anda yeryüzünün en büyük olayı gerçekleşiyordu. Mezopotamya’nın Ur şehrinde dünyanın en büyük hadisesi gerçekleşecekti. Materyalist tarihin, putçu tarih kitaplarının unuttuğu, göz ardı ettiği, tek kelime, tek cümle bile söz etmediği bir hadise gerçekleşecekti. Yalancı tarihin, kendisini yıkacağından korktuğu için söz etmekten kaçındığı yeryüzünün en büyük hadisesi. Yalancıdır tarih. Meselâ Mısır tarihinden söz edilir, ama hiçbir an, bir satır bile olsa, bir sayfa, bir cümle bile olsa Mısır’ı Mısır yapan Hz. Yusuf’tan, Hz. Mûsâ’dan söz edilmezse yalancı değil de nedir bu tarih? Veya genel tarihten, insanlık tarihinden söz edilir, ama bu tarihin baş imâmları, baş mimarları olan peygamberlerden bir satır bile söz edilmezse, peygambersiz bir insanlık tarihi gündeme getirilirse baştan sona yalan değil de nedir? Veya tarihten söz edilir, ama hep saraylardan, köşklerden, yapılardan, yapıtlardan söz edilirse. Veya tarihten söz edilirken sadece savaşlardan, vuruşmalardan söz edilir, ama insanların inanışlarından, dinlerinden, yaşayışlarından söz edilmezse işte bu yalanların en büyüğüdür. Veya tarihten söz edilirken sadece idarecilerden, ezenlerden, önde gidenlerden, zalimlerden, despotlardan söz edilir, onların tarihlerinden söz edilir, ama mazlumların, mus’taz’afların, garibanların, ezilenlerin tarihinden söz edilmezse işte bu, tarih adına söylenmiş en büyük yalandır. Şu anda okuduğunuz tarihin bu yalanlarla dolu olduğunu biliyorsunuz. İşte bu tarih tek cümle bile İbrahim (a.s) dan, İbrahim (a.s)’in toplumuyla mücâdelesinden, İbrahim (a.s)’in tevhidi anlayışından, karşısındakilerin felsefelerinden söz etmiyor. Çünkü bu olayı anlatsalar materyalist tarihin temelleri yıkılacaktır. Evet ateş yakılıyor, halk hazır, toplumun kıralı hazır. Ve Al-lah’ın elçisi Hz. İbrahim uzaktan bile yaklaşılamayacak derece yanan dağlar gibi ateşin içine atılarak cezalandırılacak. Hem putları reddeden, putların ve put sistemlerinin aleyhinde olan İbrahim (a.s) cezalandırılacak, hem de böylece putlara yardım edilecek. İlâhlara yardım edilecek. İlâhlar kendi düşmanlarından kendi intikamlarını alamıyorlar da kullarına sığınıyorlar. Kulları yapmalıydı bunu. Evet bir meydanda halk hazır, kral hazır, askerleri hazır, İb-rahim (a.s) da hazır. Ve bakın Rabbimiz ateşe şu emri veriyor: