Enbiyâ Suresine Dön

Enbiyâالأنبياء

78. Ayet

78Enbiyâ Suresi

وَدَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ ف۪يهِ غَنَمُ الْقَوْمِۚ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِد۪ينَۙ

Dâvûd ve Suleymân’ı da (an)! Hani, koyunların girdiği ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların hükmüne şahittik.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

78. “Dâvûd ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahittik.” İmâmlarımızdan, önderlerimizden iki peygamberi daha tanı-yoruz. Allah’ın şerefli elçisi Dâvûd (a.s) ve Onun oğlu Süleyman (a.s)’ları gündeme alıyoruz şimdi de. Dâvûd (a.s) ve oğlu Süleyman (a.s) yeryüzünde kurulan ilk İslâm devletinin halifelik özelliğini gerçekleştiren iki peygamber. Bakara sûresinde yeryüzünde halife olarak Adem (a.s) in yaratıldığını biliyoruz. Ama bu hilafet Dâvûd ve Sü-leyman (a.s)’lar dönemine kadar yeryüzünde hiç gerçekleşmemişti. müslümanlar yeryüzünde Dâvûd ve Süleyman (a.s)’lar döneminde güçlerinin zirve noktasına ulaşırlar ve ilk defa yeryüzünde İslâm devleti gerçekleşir. Ve işte bu devletin ilk halifeleri de Dâvûd ve Süleyman (a.s)’lar olur. Dâvûd (a.s) un yaşadığı bölge Kudüs şehri merkez olmak üzere Filistin’dir. Dâvûd ve oğlu Süleyman (a.s) ların her ikisine de Rabbimiz yeryüzünde çok büyük izzet ve şeref, güç ve kuvvet, mülk ve saltanat vermiştir. Her ikisi de hem peygamber, hem de yeryüzünün en büyük melikleri, hükümdarları idi. Dâvûd (a.s) un Bakara sûresinde daha önce gördüğümüz gibi yeryüzünün en süper gücü, en büyük devleti olan, yeryüzünün en büyük komutanlarından biri olan Calût’u öldürdüğünü biliyoruz. Dâvûd (a.s) o dönem Talût’un ordusunun içinde kü-çüçük bir çocuktu. Elindeki sapan taşıyla Calût’u gebertmiş ve Allah’ın lütfuyla mülke ve hikmete sahip kılınmıştı. Artık Dâvûd (a.s) döneminde müslümanlar, İsrail oğulları yeryüzünde en güçlü, en iz-zetli dönemlerini yaşamaya başlarlar. Sonra Süleyman (a.s)’ı Rabbimiz Ona vâris kılar. Süleyman (a.s)’a da yeryüzünde hiç kimseye verilmemiş büyük bir mülk nasip eder Rabbimiz. Kur’an’ın değişik yerlerinde anlatılır, şeytanlar Onun emrinde, cinler Onun emrinde, kuşlar, kurtlar, dağlar, taşlar, rüzgarlar hepsi Onun emrinde. İşte bakın burada ikisini de birden gündeme getirerek Rabbimiz şöyle buyurur: Hatırlayın o ikisi bir ekin hakkında, bir ekin tarlası hakkında hüküm vermişlerdi. O ekin tarlası ki kavmin koyunları onun içine dalıp yayılmışlardı. Bir adamın koyunları başka bir adamın ekinine girmişti. Tarlanın sahibi gelip ekininin davarlar tarafından tamamen yenip bitirildiğini Dâvûd (a.s)’a anlatarak hakkını ister. Bu işin çözümü konusunda Allah’ın elçisine müracaat eder. Allah buyuruyor ki biz onların hükümlerine şâhittik. Yâni o iki elçinin bu konudaki verdikleri hüküm Allah’ın kontrolü altındaydı. Rabbimiz gözetiyordu onları. Biz onları gözlüyorduk ki hangisi doğru hüküm verecek diye. Dâvûd (a.s) koyunların tarla sahibine, ekin sahibine verilmesine karar verir. Çünkü koyunların maddî değeri zâyi olan ekinin değerine eşitti. Onun için koyun sahibinin koyunlarının tamamını ekin sahibine vermesini emrederek, hükmederek işi bitirir. Bunun üzerine henüz on yaşlarında olan oğlu Süleyman (a.s) bu hükmü kabullenmeyerek ben bunun dışında bir hüküm biliyorum ki her ikisi açısından da daha uygundur der. Babası Dâvûd (a.s) oğlunun bildiği hükmünü söylemesini ister. O da der ki, benim hükmüm şudur: Koyunları sahibinden alıp ekin sahibine veriniz. Ekin sahibi ekininin zararını giderinceye kadar koyunların sahibi olsun. Zararını tazmin edinceye kadar o koyunların sütlerinden, yünlerinden, yavrularından faydalansın. Ekini de koyun sahibine veriniz. Ekini ıslah edip bozulmadığı dönemine getirene kadar o da ona sahip olsun. Ve nihâyet ekin sahibi zararını giderdikten sonra tarlasına, koyun sahibi de koyunlarına sahip olsun der. Oğlunun bu hükmünü duyan Dâvûd (a.s): Hüküm senin dediğin gibidir diyerek hemen o istikâmette hükmünü verir. Bakın Rabbimiz o hükmün ayrıntılarını bundan sonraki âyetlerinde şöyle anlatıyor: