81. “Bereketli kıldığımız yere doğru Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz her şeyi biliyorduk.” Bereketli, mübarek kıldığımız yere doğru esip giden rüzgarları da Süleyman (a.s) ın emrine verdik. Rüzgarlar Onun emriyle mübarek arza doğru esip gidiyordu. Etrafını, veya içini, ya da içindeki Mescid-i Aksâ’yı mübarek kıldığımız Filistin arzına doğru rüzgarlar Onun emriyle Allah’ın rahmetinin müjdecisi olarak esiyordu. Tabi Allah’ın bir âyeti olan rüzgarlar kimilerine rahmet, kimilerine de helâk sebebi, azap unsurudur. Meselâ Âd kavmi gibi yoldan çıkıp Allah’la savaşa tutuşmuş kimselere yok edilişlerinin, helâk edilişlerinin habercisidir rüzgârlar. Rüzgarıyla, rüzgar ayetiyle, rüzgar ordusuyla yok etmişti Allah nice düşmanlarını. İşte o silah, o ordu, o ayet Süleyman (a.s) ın emrindeydi. Düşünebiliyor musunuz Süleyman (a.s) nın gücünü, kuvvetini? Anlayabiliyor musunuz Onun devletini, saltanatını? Kim karşı koyabilirdi böyle bir Allah elçisine? Yeryüzünde hangi melik, hangi hükümdar böyle bir güce sahip olabilmiş bugüne kadar? Kim rüzgarlara hükmedebilmiş? Yazmış mı tarih böyle bir şeyi? Allah desteğindeki Süleyman (a.s) dan daha güçlü kim olabilir yeryüzünde? İşte Rab-bimiz kendisine iman etmiş, ilmine güvenmiş, o ilimle hayatını düzenlemeye yönelmiş bir kuluna veriyordu bu imkânı. Elbette bu Allah’ın bir yasasıdır. Süleyman yolunda olan, Süleyman misyonuna sahip çıkan her müslümana Allah bu desteğini, bu yardımını vaad etmektedir. Yeryüzünde böyle Allah’a güvenmiş, vahyine teslim olmuş bir tek müslüman olsa ve tüm dünya kâfirleri onun üzerine yürüseler bile Allah tüm ordularını onun yardımına gönderecek ve onu galip getirecektir, bundan hiç kimsenin zerre kadar bir şüphesi olmasın. Biz her şeyi biliriz diyor Rabbimiz. Bilgi bizim elimizdedir. Evet bilgi Allah bilgisidir. Bilgi Allah’ın elindedir ve yeryüzünde Ondan başka da bilgi sahibi yoktur. Öyleyse Allah bilgisine sahip olan bilgindir. Allah bilgisiyle hareket eden âlimdir. Allah bilgisine sahip olmayan, hayatını Allah bilgisiyle düzenleyecek kadar vahyi tanımayan herkes cahildir, profesör de olsa, ordinaryüs profesör de olsa? Evet yeryüzünde Allah’ın dinini, Allah’ın vahyini, Allah’ın gönderdiği hayat programını bilmeyenler, Allah’ın kitabını bir kenara bırakarak kendi hevâ ve heveslerine göre bir hayat yaşayanlar, kendi arzularına göre bir din, bir hayat tarzı ortaya koyanlar, yâni kendi kendilerine tapınanlar bilesiniz ki yeryüzünün en cahil insanlarıdır. Kâfirler ve müşrikler yeryüzünün en cahil, en akılsız insanlarıdır. Çünkü Kur’an’da Rabbimizin bu âyetlerinden öğreniyoruz ki gerçek bilgi vahiydir. Gerçek bilgi Allah’ın bildirdiği bilgidir. Allah bilgisine sahip olan, vahiy bilgisinden haberdar olan kişi âlimdir. Kur’an’ı ve sünneti tanıyan kişi, vahiyden haberdar olan kişi dünyanın en âlim kişisidir. Vahiyden habersiz yaşayan insanlar hem dünyalarını, hem de âhiretlerini berbat etmiş cahil insanlardır. Kitap ve sünnetten habersiz yaşayan kimseler zalimlerdir ve Allah asla zalimlere yol gösterecek değildir. Onlar dünyada da, âhirette de kaybetmiş kimselerdir. Allah böyle zalim ve cahil bir toplumu asla kurtuluşa ve düzlüğe ulaştırmayacaktır. Allah’ı, Allah’ın âyetlerini, Allah’ın hayat programını reddederek kendi kendilerine bilgisizce yasa belirlemeye kalkışan, kanun koyma hakkını, haram helâl belirleme hakkını kendilerinde gören cahil bir toplumu asla Allah kurtuluşa ulaştırmayacaktır. Böyle bir toplum ne hukukta, ne eğitimde, ne ekonomide, ne amelde, ne düşüncede kesinlikle doğruya ulaşamayacaktır. İyi şeyler yapmak için çırpınsalar da Allah’ın yasalarından habersiz hareket ettiklerinden, istinat noktası olarak Allah’ın kitabını tanımadıkların ne yaparlarsa yapsınlar hep batacaklar. Karmaşa içinde bir hayat yaşamaktan asla kurtulamayacaklardır bunlar. Hiç bir konuda doğru ve sıhhatli bir noktaya varamayacaklardır. Hiç bir konuda çözüme ulaşamayacaklardır. Çözümü bulduk sandıkça batacaklardır. Çünkü Allah’ın yasalarını reddetmiş ve zalimin zalimi, cahilin cahili olmuştur o toplum.