12. “Rabbin meleklere, “Ben sizinleyim, inananları destekleyin” diye vahy etti. “Ben inkâr edenlerin kalplerine korku salacağım, artık onların boyunlarını vurun parmaklarını doğrayın" dedi.” Rabbin, meleklere: Ben sizinle beraberim! Ben sizinleyim! Ben sizin arkanızda ve desteğinizdeyim! Sizler mü’minleri destekleyin! Mü’minlerin yardımında olun! diye vahy etti. Düşünebiliyor musunuz? Bir tek melek ki tek başına bir şehri, bir ülkeyi kanadıyla altüst edebilecek şekilde yaratılmışken, Rabbimizin arşını 8 melek taşıyorken onların güçlerini, kuvvetlerini düşünebilmemiz gerçekten mümkün de-ğildir. İşte böyle güçlü meleklerine bir de üstelik Rabbimiz siz yürü-yün! Ben sizinle beraberim! Ben sizin desteğinizdeyim! ifadesini kullanıyorsa meselenin ciddiyetini anlamaya çalışın. Ey meleklerim, mü’minlerin yardımında olunuz! Mü’minlerin desteğinde olunuz! Müminlere cesaret ve sebat veriniz! Mü’minlerin gözlerine birer savaşçı bahadır olarak görünerek onlara moral kazandırın ki onlar kâfirler karşısında ayaklarını sağlam bassınlar! Onların kalplerinde karşılarındaki kâfirlere karşı en ufak bir korku, en ufak bir çekinme kalmasın. Onlar büyük bir cesaret, büyük bir heyecanla Bana doğru, cennete doğru, şehadete doğru koşsunlar. Benim yolumda ölüm onlar için oğul balı olsun. Şehadet gerçek hayat olsun. Cennetin kokusunu teneffüs edip koşar adımlarla ona doğru yönelsinler. Bir yarış içinde olsunlar buyurarak Rabbimiz meleklerini görevlendiriyor, gönderiyordu. Ayrıca Rabbimiz Ben kâfirlerin kalbine korku salacağım bu-yuruyor. Bu da Müslümanlara ayrı bir desteğiydi Rabbimizin. Böyle bir durumda aslında neredeyse mü’minler hiçbir şey yapmasalar bile savaş mü’minlerin lehine sonuçlanacaktır. Müminlere büyük bir cesaret, kâfirlerin kalplerine de bir korku, bir ürkme, bir yılgınlık veriyor Rabbimiz. Daha önce hazırlanan şartlar zaten mü’minlerin lehine ve kâfirleri mahvedecek biçimde tezahür ediyordu. Mü’minler ayaklarını sağlam basarlarken, ne adına? Kim adına? Hangi neticeyi elde etme adına bir savaş verirlerken, sonunda cennet kazanacakları bir kavganın içine girerlerken, kâfirler ne adına savaştıklarının bile farkında değiller. Böyle bir karmaşa içinde, böyle bir korku ve tedirginlik içinde savaşa çıkan kâfirlerin ellerinde en modern silahları bile olsa hiç bir işe yaramayacaktır. Müslümanlar da bu kadar cesaretli ve nereye bastıklarının bilincinde iken kesinlikle bilelim ki cesaretin, kararlılığın karşısına çıkabilecek hiç bir silah yoktur. Rasulullah efendimizin bir hadislerinde bana bir aylık mesafeden düşmanlarımın kalbine korku ile yardım edildi buyurması da işte bunu anlatır. Evet Müslümanların ayakları sapasağlam basarken kâfirlerin ayaklarının altı çamur haline gelmiş. Ne yaptıklarını, nereye bastıklarını bilemez olmuşlar. Kalplerinde hiçbir rabıta kalmamış. Çünkü Allah kalplerine bir korku, bir yılgınlık atmış ve şeytanın pislikleri her yönden onları kuşatıvermiş. İleride gelecek, şeytan onları bu savaşa teşvik etmiş. Ama tam savaşın başlayacağı bir sırada Müslümanların safında, Allah’ın meleklerini görünce ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben sizden beriyim. Vay bugün Müslümanlardan çekeceklerinize, diyerek onları yüzüstü bırakarak kaçıp gitmiş. İşte böyle bir ortamda pis olan kâfirler, zâlimler orada kaldılar. Evet bütün bu yönlerden kıyaslandığı zaman İslâm ordusu küfür ordusu karşısında zafer kazanmaya lâyıktır. Bu durumda sadece sayısal bir azlığın çok fazla bir önemi olmayacaktır. Kendilerine yardımcı olarak gönderilen melekleri saymazsanız, Allah’ın bizzat kendi desteğini hesaba katmasanız görünüşte bir azlık söz konusudur. Ama işin iç yüzüne bakıldığı zaman böyle Allah ve melekleri desteğindeki bir iman ordusu karşısında durabilecek hiçbir küfür ordusu yoktur. Ey meleklerim, onların boyunlarının üzerine vurun. Ve onların her parmağına vurun. Acaba melekler bu savaş içinde nasıl bir rol aldılar? Rabbimizin bu emirlerini nasıl gerçekleştirdiler? Bu konuda açık rivâyetler olmadığı için bunu net olarak bilemiyoruz. Şu kadarını söyleyebiliyoruz ki; onlar İslâm ordusunun kâfirlere yaptığı darbelerin tam İsâbet edip yerlerine gelmeleri anlamında bir yardımları mutlaka olmuştur. Ayrıca karşıdaki kâfirlerin sindirilmeleri, etkisiz hale getirilmeleri için bu melekler Allah’ın yardımıyla yapmaları gerekenleri yap-mıştır. Bu konuda kitabımızın başka bir yerinde ve Rasulullah efendimizin sünnetinde açık seçik bir bilgi ulaşmadığı için ancak bu kadar söyleyebiliyoruz. Meleklerin kâfirlerin boyunlarının üzerine vurması bizzat onları öldürdü mü? Yoksa onları etkisiz hale getirdi de mü’minler mi öldürme işini tamamladı bunu bilmiyoruz. Her parmaklarına vurunuz ifadesini de böyle anlıyoruz. Bir in-sanın boynunun üzerine vurulduğu zaman aslında o insan etkisiz hale gelir. Bir nevi baygınlık haline gelir. Parmakların üzerine vurulduğu zaman da, savaş esnasında en çok kullanılan parmaklar artık işe ya-ramaz hale gelir ki işte böylece melekler kâfirlerin tümüyle etkisiz hale getiriyorlardı. Tabii bu arada mü’minler mutlaka savaşa devam ettiler. Ama onlara düşen sadece armut toplamak türünde bir görevdi. Boyunlarına ve ellerine meleklerin vurdukları darbelerle etkisiz hale getirilmiş kâfirleri kesmek türünde bir görev yapmışlardır. Tabii Rabbimiz zâhirde bunu böyle göstermedi. Niye? Çünkü mü’minler bu savaşta büyük bir kahramanlık gösterisinde bulunsunlar, gerçekten bir şeyler yaptıklarını görsünler de cesaretleri artsın diye. İşte burada Rabbimiz bize bu işin perde arkasını anlatıyor. Ama görünürde kâfirler mü’minlerin üzerine, mü’minler de kâfirlerin üzerine yürüyor ve savaş meydanında kıyasıya bir mücâdele sürüyordu. Ama Allah katında bu savaşın neticesi belliydi. Rabbimiz bu savaşın sonunda hakkı galip getirecek, İslâm’a ve Müslümanlara izzet ve şeref kazandıracaktı. Orada bir avuç Müslümanı helâk etmeyecekti. Onların nesillerinden kıyâmete kadar mü’minler gelecekti. Kâfirlerin de tamamı helâk edilmeyecekti. İçlerinden belli bir kısmı helâk edilecek geriye kalanlardan ileride Müslüman olanlar çıkacaktı. Evet netice belliydi. Neticesi belli olan bir savaş yapılıyordu. Ve bu savaşta iki taraf vardı. Birisi Allah, diğeri de Allah düşmanı kâ-firler. Mü’minler de Allah safında yer almışlardı. Allah müminlerle bir-likte ordularını getirmişti. Niçin? Kâfirler kıyâmete kadar Allah’la savaşılamayacağını bilsinler diye. İşte görüyoruz ki bu savaşı bizzat Allah kendisi hazırladı. İki tarafı da savaş meydanına kendisi getirdi. Peki ne içindi bu?