13,14. “Bu, onların Allah'a ve peygamberlerine karşı koy-malarındandır. Kim Allah'a ve peygamberine karşı koyarsa, bilsin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir. İşte bunu tadın, in-kâr edenlere cehennem azabı da vardır.” Allah ve Resulüne karşı düşman olmalarındandı. Allah ve Re-sulüne karşı başka bir şık, başka bir alternatif olmalarından, oluşturmalarındandır. Kim ki Allah ve Resulüne karşı bir şık, bir cephe, bir alternatif olursa hiç şüphesiz ki Allah ikabı, cezalandırması çok şedit olandır. Onun karşısında herhangi bir gücün durması, herhangi bir silahın dayanması mümkün değildir. İşte böyle. Haydi tadın bakalım Allah’ın azabını. Varın bakalım Allah’ın azabının tadına. Bugüne kadar Allah’ın nîmetlerinin tadına baktınız hainler. Hep Allah’ın nîmetleriyle Allah’a kafa tutmaya alıştınız. Hep Allah’ın nîmetleriyle Allah kullarına düşmanlık yaptınız. Allah’ın arzında, Allah’ın mülkünde Allah’a hayat hakkı tanımadınız. Allah’ın mülkünde Allah yasalarına söz hakkı tanımadınız. Allah’ın arzında Allah’ın mü’min kullarına hayat hakkı tanımadınız. Allah kullarının Allah’a kulluk merkezi olan mescitlerini harap ettiniz. Kâbe’yi putlarla doldurup mü’minlerin oraya girmelerini yasakladınız. Rabbi-niz hep size lütuflarda bulunduğu halde siz O’na ve dinine karşı düş-manca bir tavır sergilediniz. Nîmetleriyle yaşadığınız Rabbinize iman ve şükür gereği duymadınız. Ama bu Allah aynı zamanda ikabı, azabı, yakalaması da çok şedit olandı. İntikam sahibi bir Allah’tı. Haydi şimdi bir de Allah’ın azabının tadına bakın bakalım. Hem de küçümsediğiniz, değersiz gördüğünüz mü’minler eliyle böyle bir öldürülüşle öldürülerek tadın azabı. Bu sizin dünyada tadacağınız azaptır. Ama unutmayın ki kâfir olarak yaşayıp da kâfir olarak ölenlerin bir nasipleri daha vardır. Tadına bakacakları bir azapları daha vardır ki o da kıyâmet günü görecekleri cehennem azabıdır. Evet işte Rabbimiz bu âyetlerini savaş meydanında hem müminlere gösterdi hem de kâfirlere gösterdi. Neden? Kâfir olmak isteyen bilerek kâfir olsun, mü’min olmak isteyen de bilerek mü’min olsun diye. Allah ve Resulüne şık olmak, şak olmak, ayrılmak, cephe olmak, muhalefet etmek, düşmanlık etmek ne demekmiş? Bunu herkes anlasın ve bilsin diye. Evet yeryüzünde hiç kimse Allah’ın nîmetleriyle bir hayat yaşarken O’na düşmanlığı savunabilecek bir delil, bir mâzeret bulamaz. Allah’ın nîmetleriyle O’na kulluğu ön plana çıkaracağı yerde, O’na te-şekküre yöneleceği yerde, O’na düşmanlığa kalkışmanın hiçbir mantığı yoktur. Yâni kâfirliğin hiçbir tutarlı ve hayırlı yönü yoktur. Kâfirler ve müşrikler ne bu dünyada, ne de âhirette insana hiç bir kâr sağla-maz. Onun içindir ki bu kâfirlerin niçin kâfirliği tercih ettiklerini anlamak gerçekten mümkün değildir.