38. “İnkar edenlere, eğer savaştan vazgeçerlerse, geçmişlerini bağışlayacağını ve tekrar başlarlarsa evvelkilerin hükmünün uygulanacağını söyle.” Rabbimiz bu dünyada kâfirlere kurtuluş yollarını göstermeye, onları uyarmaya devam ediyor. Peygamberim, kâfirlere de ki, eğer küfürlerinizden, şirklerinizden, zulümlerinizden, Benimle savaştan, mü’minlerle savaştan, mü’minleri Benim yolumdan engellemekten vazgeçerseniz; kesinlikle bilesiniz ki yaptıklarınızın tamamı bağışlanacaktır. Ben sizin tüm geçmişinizi mağfiret edeceğim. Ama yok eğer tekrar eski küfürlerinize, eski zulümlerinize dönerseniz kesinlikle bilesiniz ki size aynen ilklerin, öncekilerin sünneti uygulanacaktır. Onların âkıbetlerinden sizler de kurtulamayacaksınız. Görüyor musunuz? Rabbimiz bir taraftan müjdelerken diğer taraftan da onları, öncekilerin başlarına gelenlerle korkutuyor. Beşîr ve Nezîr olarak gönderdiği peygamberinin nasıl hareket etmesi gerektiğini anlatıyor. Rasulullah efendimiz de aynen Rabbimizin buyurduğu gibi yapmıştır. Kâfirlerin tüm düşmanlıklarına karşılık, her türlü durdurma, öldürme, sürme eylemlerine karşılık o yine onları mükafat ve azapla uyarmaya devam etmiştir. Eğer şu anda bizim için de kâfirler aynı şeyleri düşünmüşlerse, aynı tedbirlere başvurmuşlarsa kesinlikle bilelim ki bizler de peygamber yolundayız, bizler de bir şeyler yapıyoruz demektir. Yâni bizi de durdurmayı, hapsetmeyi, sürgün etmeyi düşünmüşlerse biz de Rasulullah’ın yolundayız demektir. Ama şu ana kadar bizim için ne ölüm, ne sürgün, ne de hapis, yargılanma söz konusu olmamışsa biz yatıyoruz demektir. Kırk yıldır kürsülerde vaaz ediyorum, ama elhamdülillah hiç bir polisle başım derde girmedi diyen adam gibi, biz peygamber sünneti peşinde değiliz demektir. Tüm peygamberlerin hayat programına sahip çıkacağız. Tüm peygamberlerin dâvet anlayışına sahip çıkacağız. İnsanları Allah’ın dinine dâvet için gayret sarf edeceğiz. Hattâ dâvet de yetmeyecek inancımız uğrunda Allah için bir savaşı da göze alacağız. Yâni tüm bu uğraşılarımızın sonunda en son yapmamız gereken şeyi de yapmaya hazır olacağız da sonra da; ya şehadet, ya da ganîmetlere ulaşacağız Allah’ın izniyle. Tabii dâvetten önce savaşı düşünmemek gerekir. İnsanlar Allah’ın istediği gibi Allah yoluna dâvet edilecek, edilecek, söz anlamadıkları zaman âkıbetleri açık ve net bir şekilde kendilerine duyuru-lacaktır. Allah’ın azabı, cehennemle karşı karşıya getirilecekler, teslim oldukları takdirde tüm yaptıklarının affedileceği müjdelenecek, teslim olmadıkları takdirde öncekilerin âkıbetleriyle uyarılacaklardır. Bu uyarı sürecinde tarih gündemlerine getirilecek, tarih içinde uyarıdan nasiplenmedikleri için yerin dibine batırılanlar anlatılacak. Ad, Semûd, Firavunlar gözlerinin önüne serilecek, buna rağmen yine de küfür ve şirklerine devam ediyorlarsa, kendilerine hakkı anlatanları öldürmeyi, dur-durmayı düşünüyorlarsa o zaman da Rabbimizin yardımına güvenerek savaşa girişeceğiz. Neyimiz varsa Allah yolunda fedâ etmeye yöneleceğiz. Bakın bundan sonraki âyetinde Rabbimiz savaşımızın hedefini de şöylece ortaya koyuyor: