15,16,17. “Ey İnsanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız, Allah ise müstağnîdir, övülmeğe lâyık olandır. Dilerse sizi yok eder, yeniden başkalarını yaratır. Bu, Allah’a göre zor değildir.” Yine genel bir sesleniş geliyor: Ey insanlar, hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Fakrınız, ihtiyaç kapınız Allah’tır. Allah’tan başka hâcet kapınız yoktur. Hepiniz O’na muhtaçsınız, “rızıklarınızı biz veriyoruz” diyenleriniz de O’na muhtaçtır. Onlar da Allah’ın fakirleridir. Tüm nîmetlerin kendisinden olduğunu iddia eden Firavun da Allah’a muhtaçtır. Hiçbir varlık yoktur ki Allah’a ihtiyaçsızlık içinde olmasın. Hayatınızı, rızkınızı, elinizi, ayağınızı, aklınızı, fikrinizi, havanızı, suyunuzu, yiyeceğinizi, içeceğinizi her şeyinizi Allah’a borçlusunuz. Siz fakirsiniz, Allah ise Ganîdir. Ne zaman ki Ganî olan Rabbiniz size rızkını kesiverdi, ne zaman ki sizi fakru zaruret içinde bırakıverdi, işte o zaman fıtratınız açığa çıkıyor ve Rabbinize yalvarıp yakarmaya başlıyorsunuz. Denize düşen, darda kalan, Ganî olan Rabbine sarılmaya başlıyor. “Ey kullarım, bunu normal zamanlarınız da anlayın da, yalnız bana kulluk yapın” diyor Rabbimiz. Ganî olan, zengin olan, mülkün sahibi olan Allah’tır, fakir olan, muhtaç olan da bizleriz. Hamîd olan, hamd edilmeye, kulluk yapılmaya lâyık olan, kendi kendini hamdeden, kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ama herkesin kendisine muhtaç olduğu varlık Allah’tır. Hiç kimse kendisine hamd etmese, de kendi kendine hamd edendir Allah. Rabbimiz o kadar zengin ki, o kadar Ganî ki bakın bir hadis-i kudsile-rinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey kullarım, benim doyurduklarım hariç hepiniz açsınız. Benden yiyecek isteyin ki ben sizi yedirip içireyim. Ey kullarım, benim giydirdiklerim müstesnâ hepiniz çıplaksınız. O halde benden giyecek isteyin ki, sizi giydireyim.” Tüm yarattıklarını doyuran, rızık veren Allah’tır. Rabbimiz göklerde ve yerdeki tüm varlıkları yaratmış, yarattıklarını kendi haline bı-rakmamış, yarattığı varlıkların varlıklarını sürdürebilmeleri için muhtaç oldukları tüm ihtiyaçlarını temin etmiş, her türlü imkânı hazırlamıştır. Tüm bu varlıkları nasıl yaratmaya güç yetirmişse, onları nasıl belli bir düzene koymuşsa, elbette bu varlıkların hayatlarını sürdürebilmeleri, karınlarını doyurabilmeleri için her canlının hayat programını da bilen Allah’tır. Besleyen Allah’tır, doyuran, rızık veren, yaşatan Allah’tır. Eğer Allah bizi doyurmasa, Allah bize rızık vermeseydi, hepimiz açtık. “Ey kullarım, sizin öncekileriniz, sonrakileriniz; in-sanlarınız, cinleriniz hepsi birden sizin en muttakîniz gibi olsanız ve bu şekilde bana kullukta bulunsanız, bu benim mülkümde hiç bir şey artırmaz. Yine önce ve sonra gelen bütün insan ve cinler en facir ve fâsık bir kimsenin kalbi üzere olup isyan etseniz, bu da benim mülkümden hiç bir şey eksiltmez.” Kulların, yaratıkların kesinlikle Allah’a karşı ne zarar vermeleri ne de bir fayda sağlamaları mümkün değildir. O Rabbimiz zâtı itibariyle kesinlikle kullarının ibadetlerine de muhtaç değildir. İbadetlerinden, itaatlerinden yararlananlar yine bizzat kulların kendileridir. Yine isyanlarından, mâsiyetlerinden zarar görecek olanlar da kulların kendileridir. Şunu da asla unutmayın ki, yaptıklarınızın tümünü siz kendiniz için yapıyorsunuz. Çünkü Allah Ganîdir, Allah zengindir ve sizin yaptıklarınızın hiç birisine ihtiyacı yoktur. Allah hiç kimseye ve hiç kimsenin amellerine muhtaç değildir. Ne ibadetlerinize, ne çalışmalarınıza, ne gayretlerinize hiçbir şeye ihtiyacı yoktur O’nun. Hiç birinize ihtiyacı olmadığı gibi, üstelik sizin için sonsuz rahmet ve merhamet sahibidir de. Yokken sizi yaratan O’dur. Sizi size ihtiyacından dolayı, yalnızlığını gidermek veya sizin yapacaklarınızdan istifade etmek için de yaratmadı. Dilediği zaman sizi yok etmeye muktedirdir. Dilerse sizin def-terlerinizi dürer de, daha önce sizi, sizden öncekilerin yerine dünya sahnesine getirdiği gibi, sizin yerinize de başkalarını halef kılar. Sizi başkalarının neslinden getirdiği gibi, sizin neslinizden de başkalarını getirir. Unutmayın ki bu hayatı siz kendiniz bulmadınız. Kendi isteğinizle bu dünyaya gelmediniz. Hayatınız elinizde olmadığı gibi, ölümünüz de elinizde değildir. Önceki âyetlerin ifadesiyle bir fert, bir toplum hakkında Allah’tan bir helâk hükmü gerçekleşirse artık onu durduracak yoktur. Kendisine hamd etmeyen, kendisinin istediği bir hayata yanaşmayan sizleri giderir de, sizin yerinize hamdeden kullar getirir. Yahut hepinizi dünyadan siler süpürür de sizden farklı, yepyeni varlıklar yaratır. Bu Allah’a hiç de zor gelmez. O bir şeye “ol” dedi mi, oluverir. Yâni bu Allah için çok da önemli bir şey değildir. Yâni, sakın ha bu hayatı kendinize bağımlı sanmayın. Biz olmazsak hayat biter sanmayın. “Ey kullarım, sizin öncekileriniz, sonrakileriniz, in-sanlarınız ve cinleriniz hep beraber bir yerde toplansalar da benden istekte bulunsalar onların her birinin isteklerini yerine getiririm. Bundan dolayı da benim yanımdan, denize sokulup çıkarılan iğnenin denizden eksilttiği kadar bir şey eksiltmez.” Tüm varlıklar bir araya gelip isteyebilecekleri tüm isteklerini sıralayıp Allah’tan isteseler, bu Allah’ın mülkünden hiçbir şey eksiltmeyecektir. Hattâ Rabbimizin ifadesiyle söyleyecek olursak, denize batırılıp çıkarılan bir iğnenin denizden eksilttiği kadar bile bir şey eksiltmeyecektir. Çünkü Allah’ın hazineleri bitip tükenmez. Rabbimizin kullarına bağışları, O’nun hazinesini asla eksiltmez.