22. “Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Ey Muhammed! Sen kabirlerde olanlara işittiremezsin.” Dirilerle ölüler de birbirlerine denk değildir. İnsanlardan kimileri Allah vahyiyle dirilmişlerken, vahiyle hayat bulmuşlarken, kimileri hâlâ ölüdür. Mü’min diri, kâfir de ölüdür. Bu ikisinin birbirine denk olduğunu kim söyleyebilir? Ölümle tüm bu organlar nasıl misyonunu kaybediyorsa, ölen kişi nasıl duymaz duygulanmaz ve anlamaz hale geliyorsa, işte aynen onun gibi kabiliyetlerini söndürmüş, fıtratlarını öldürmüş, duymamayı, anlamamayı tercih etmiş bu insanların bu organlarını, Allah manevî bir ölümle iptal edivermiş. İşte Rabbimiz peygamberine ve onun şahsında bizlere buyuruyor ki, “ey kullarım, fıtratları bozulmuş, yaratılış melekelerini kaybetmiş, duymaz, işitmez, akl etmez hale gelmiş, doğruya yönelme is-tidâtlarını kaybetmiş bu insanlara siz mi işittireceksiniz? Bunlara hakkı siz mi duyuracaksınız?” İstediklerine işittiren ancak Allah’tır. Ya da isteyenlere işittiren ancak Allah’tır. İşitmek isteyenlere, Rabbimizin işitmek isteyişlerini onaylayıp razı oldukları işitecektir. Değilse sen kabirdekilere duyuracak, bu ölüleri diriltecek değilsin, onları ancak Allah diriltecektir. Yâni bu insanlardan kimileri şimdiden kendilerini kabirlere mahkum etmiş, işitmek istemiyorlarsa, ölüler haline gelmiş, uyarılara, söylenenlere göre hiçbir değişim, hiçbir devinim göstermiyor, tepki vermez hale gelmişlerse bizim bunlara yapabileceğimiz bir şey kalmamıştır. Bu duruma gelmiş insanlar için ne peygamberlerin, ne de başka birilerinin yapabilecekleri bir şey yoktur. Zira Allah’ın duyurmadığına kimse bir şey duyuramaz. Allah’ın söyletmediğine kimse bir şey söyletemez. Allah’ın göstermediğine kimse bir şey gösteremez. Allah’ın şaşırttığını kimse doğru yola getiremez. Bunlar kabirdekiler gibi değillerdir. Bunlar vahye karşı kapılarını, pencerelerini kapamış, duymayan, duygulanmayan, düşünmeyen, idrak etmeyen, hayattayken ölmüş insanlardır. Bunlar ölülerdir ve bunları Allah’tan başka diriltecek de yoktur. Allah bunlarda bir dirilme işareti, bir canlılık belirtisi görürse, dilerse dünyada diriltir. Eğer bu insanlarda bir devinim, bir hareket görmez ve işte böylece kendi tercihlerinin karşılığı olarak, yâni kendi tercihlerinin bir onaylaması olarak dilemezse de, âhirette huzuruna gelinceye kadar dünyada ölü bırakacak, o zaman diriltecektir. Bu âyetleriyle Rabbimizin bizlere bir uyarıda bulunduğunu an-lıyoruz: Bu körlere siz mi göstereceksiniz? Bu sağırlara sizler mi duyuracak, bunlara siz mi hidâyet edeceksiniz? Allah dilemedikçe, Allah duyurmadıkça, göstermedikçe, hidâyet etmedikçe hiçbir şey yapamazsınız. İnsanların böyle sadece beşerî planda bir gözlerinin, kulaklarının, kalplerinin olması hiçbir anlam ifade etmez. Eğer o göz, kulak, kalp Allah’ın âyetlerini görüp, duyup, anlayıp Allah’a kulluğa tahsis edilmemişse, hiçbir değer ifade etmeyecektir. Varlığıyla yokluğu müsâvî olacaktır. Bugünün tıbbının, biyolojisinin verilerine göre en güzel âzâlar olsalar da bunlar, kendi ruhlarının, kendi insanlıklarının, kendi nefislerinin ebedî kurtuluşlarına sebep olacak işlevi gösteremiyorlar, tavır alamıyorlarsa hiçbir değerleri olmayacaktır.