32. “Sonra bu Kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de Allah’ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütûf budur.” Sonra kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bıraktık. Kullarımızdan süzdüğümüz, seçtiğimiz kimselere miras kıldık. Allah’ın kitabı mirastır. Allah, kulları arasından seçtiklerine kitabını miras bırakıyor. Müslümanlar, kullar arasından seçilenler, süzülenlerdir. Çünkü onlar şu anda kitaba varis olan, kitaba sahip çıkan hayru’l-beriyye olanlardır. Kâfirler ise şerru’l-beriyye’dirler, mahlukâtın en şerlileridirler. Rabbimiz böyle habis olanların içinden, kitabına varis olacak tay-yipleri seçip çıkarmıştır. Allah’ın peygamberleri bize miras olarak mal mülk bırakmamışlardır. Onların bize bıraktıkları sadece vahiy, kitap, ilim, Allah bilgisidir. İşte şu elimizdeki kitap da son elçi tarafından bize bırakılmış bir mirastır. Bize bu kitap miras bırakılmıştır. Öyleyse mirası Allah’ın istediği şekilde değerlendirmek zorundayız. Mirasyedi olmamalıyız. Mirasın hakkını yerine getirmek zorundayız. Onu okumamız gerekiyorsa okuyarak, anlamamız gerekiyorsa anlayarak, uygulamamız gerekiyorsa uygulayarak, başkalarına duyurmamız gerekiyorsa duyurarak mirasa sahip çıkmalıyız. Her mirasın belli bir hakkı, belli bir sorumluluğu vardır. Eğer bu bize bırakılan mal olsaydı onu yiyecek, kullanacak ve diğer inanlara infakta bulunacaktık. Kitabı yiyemeyeceğimize göre elbette onu okuyacak, anlayacak, uygulayacak, hayatımızı onunla düzenleyecek ve onu diğer insanlara ulaştıracağız. Böylece kitabın hakkını vermiş olacağız. Bakın kendilerine verilen bu kitap mirasına karşı insanlar nasıl davranmışlar: Nefislerine zulmedenler… Kendi kendilerine zulmedenler... Kendi kendilerine yazık edenler… Kendi kendilerini boşa harcayanlar, Kitaba varis oldukları halde miraslarını çarçur edenler, miraslarını har vurup harman savuranlar, mirası gereği gibi değerlendiremeyenler… Kitabı okuyup, anlayıp amel etmeyenler... Mirasları olan kitaptan habersiz bir hayat yaşayanlar... Müslüman’dır bunlar da, kitapları vardır, kendilerini kitaba izâfe etmektedirler ama kitaplarıyla ilgisiz bir hayat yaşamaktadırlar. İkincisi, orta yolu takip edenlerdir. İyilikleri de var, kötülükleri de vardır. Ya da muktesit olanlardır bunlar. Yolu doğrultanlar, düzgün, mutedil bir yol, bir hayat izleyenlerdir. Kitaba göre hayatlarını doğrultanlar, hayatlarını kitaba göre şekillendirenlerdir. Kimileri de kitaba varis olmanın gereğini tam olarak yerine getiren öncülerdir. Bunlar hayır konularında en öndedirler. Her konuda önde, her konuda birinci olanlar… Normal olanlar, orta yollu olanlar ve öncüler. İşte Müslümanlar bu iki grubun insanlarıdırlar. Ama bunlardan en güzeli kitap ve sünnetin ortaya koyduğu hayırla, amellerde en önde olanlardır. Bakara sûresindeki: “Allah dilediğine hikmet verir. Kime hikmet verilirse ona çok hayır verilmiştir. Ve bunu ancak akıl sahipleri anlar.” (Bakara, 269) Buradaki hikmet kitaptır; kitap bilgisi, kitap anlayışıdır. Öyleyse hikmet-i bâliğa olan kitabı öğrenme ve onu insanlara duyurma konusunda en önde olanlardır bunlar. Kitapla beraberlik konusunda herkesi geçenlerdir bunlar. Şükürde, kullukta, takvada, teslimiyette en önde olanlar, Allah’ın dinini yaşama ve uygulama konusunda, sabırda, tevekkülde en öndedirler. Allah’ın izniyle tüm hayatlarında birincilik payeleri vardır bunların. Ya da Allah’ın izin vermiş olduğu, Allah’ın belirlemiş olduğu hayırlarda, yasal işlerde, meşrû işlerde en öne geçenlerdir bunlar. Şimdi dönelim sorgulayalım kendi kendilerimizi. Acaba biz hangi konuda birinciyiz? Allah’ın izin verdiği, Allah’ın belirleyip yasallaştırdığı konularda mı birinciyiz, yoksa başka şeylerde mi? Allah’ın hayırlı dediği konularda mı birinciliğimiz var, yoksa başka şeylerde mi birincilik peşindeyiz? Allah için bunu bir gözden geçirelim. Çünkü âyetin sonunda Allah diyor ki: İşte bu en büyük lütûftur, en büyük başarıdır, en büyük kurtuluştur. İşte bu cennetin anahtarıdır. İş cennet olunca, her şeyi bırakıp ciddi ciddi düşünmek zorundayız.