38. “Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O kalplerde olanı bilendir.” Muhakkak ki semâvât ve arzın gaybını, oralarda gizli olan şeyleri bilen sadece Allah’tır. Göğüslerin hâsılasını, kalplerin künhünü bilen de sadece O’dur. Öyleyse insanlar için yasa belirleme, kulluk programı vazetme sadece böyle her şeyi bilen, bilgisi tam olan, bilginin kaynağı olan bir Allah’a aittir. Peki acaba sizler böyle miydiniz, sizler semâvât ve arzın gay-bını biliyor muydunuz? Sizler kalplerde olanları biliyor muydunuz? Sizler gayba, tüm gizliliklere muttalî miydiniz? Sizler Allah’ın bildiklerini biliyor muydunuz ki kendi hayat programınızı Allah’a sormadan yapmaya kalkıştınız? Biliyor muydunuz ki tıpkı Allah gibi, kendinizi Allah yerine koyarak gerek kendi hayatınıza, gerekse insanların hayatlarına dünyada yasalar belirlemeye kalkışıyordunuz? Ne zannediyordunuz kendinizi? Neydi Allah’a rağmen, Allah’ın kitabına rağmen, Allah’ın elçilerine rağmen ortaya attığınız o sistemler, o yasalar, o reçeteler, o ideolojiler? Ne görüyordunuz kendinizi? Kendini bile yaratmaktan âciz, kendini bile tanımlamaktan âciz, kendini bile bilmeyen birisinin kendisi için doğru olanı, güzel olanı, hak olanı bilmesi mümkün müdür? Allah bildirmeseydi, bizler neyi bilebilecektik? Bildiğimiz tüm bilgilerimiz Allah’tan değil mi? Bırakın bizi, melekler bile, peygamberler bile Allah’ın kendilerine bildirmesi olmasa hiçbir şeyi bilemezler. Tüm bilgiler Allah’tandır. Bize hayatın, varlığın, ölümün mânâsını, bize ölüm sonrasını, bize birbirimizle ilişkilerimizi, bize kendimizle ilişkilerimizi öğreten, bildiren Allah’tır. Her şeyi bilen, her şeyi bize bildiren O’dur. Gerçek bilgi Allah bilgisidir.