45. “Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.” Şâyet Allah kullarını muâheze etseydi, işledikleri günâhlardan dolayı kullarını hemen cezalandırmayı, kesbleri sebebiyle, kazandıkları sebebiyle onları hemen sorgulamayı murad etseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Cezayı hakkeden hiçbir varlığı sağ bırakmaz-dı. Fakat rahmeti gereği, hikmeti gereği Rabbimiz belli ecele kadar onları tehir ediyor, mühlet veriyor. Bu ecel ikidir. Bu herhangi bir toplumun eceli olabilir ki, bu ecel geldiği zaman ne ileri alınırlar, ne de geriye bırakılırlar. Eceli gelen toplumları ortadan kaldırma yasalarından biriyle Allah ortadan kaldırıverir. Ya o toplumların yeryüzündeki egemenliklerini ellerinden alarak, yahut da toptan yeryüzünden silerek helâk yasasına mahkûm eder. Bir de tüm insanlığın eceli vardır ki, kıyâmetin kopmasına kadar Allah insanlara mühlet tanımaktadır. Yâni eğer şu anda tüm bu isyanlarına rağmen yeryüzü insanlığını Rabbimiz helâk etmiyorsa, anlıyoruz ki kendileri için tayin edilmiş bir ecel varmış da ondan dolayıymış. Ancak onların ecelleri geldiği zaman Allah onları gören, gö-zeten, kontrol edendir, onlara Basir olandır. Yâni Rabbimizin helâk edişi de rasgele bir helâk değil, mutlaka bir hikmete dayalıdır. Görüyor, gözetliyor, kontrol ediyor, ne yapıyorlar, ne ediyorlar diye bekli-yor. Mühlet veriyor ve yasalarına ters düşüp de adam olma şanslarını yitirince, tayin edilmiş ecelleri de gelince, onları helâk edip işlerini bi-tiriyor. Rabbim helâkini çekecek amellerden, tavırlardan bizleri korusun. Kur’an-ı Kerimde pek çok âyeti kerimesinde Rabbimiz kulları adına, mahlukatı adına rahmeti kendi nefsine yazdığını, farz kıldığını anlatır. "O Allah rahmet etmeyi nefsine yazmıştır." (En’âm 12) Allah rahmeti nefsine yazmıştır. Zira mülkün sahibi odur. Bu konuda onu kimse zorlayamaz. Kimse onu minnet altında tutamaz. Mülkün sahibi olarak kendisi öyle dilemiş dünya ve âhirette mahlukatına rahmet etmeyi kendisine yazmıştır. Rabbimizin dünya ve âhirette kullarına muamelesinin temeli işte bu rahmettir. Evet rahmet İslâm’ın ana umdesidir. Yaşadığımız bir tek saniye yoktur ki bizler Rabbimizin rahmeti altında olmayalım. Rabbimizin bizim adımıza rahmeti kendi üzerine yazdığını bildirmesi bile bir rahmet eseridir. Rabbimizin rahmeti önce insanın varlığında tecelli eder. İnsanın yoktan var edilişi, kendini bile bilmez bir varlık iken kendisine Allah bilgisinin ulaştırılması, kitap gönderilmesi ve halife yapılması, tevbe ettiği takdirde günâhlarının affedilmesi, günâhlarına misliyle ceza verilirken sevaplarına on misliyle bazen daha fazlasıyla mukabele edilmesi, günâhlarının iyiliklerle silinmesi, rahmetiyle cennete konulması evet bunların hepsi rahmet eseridir. Hani sûrenin başında Rabbimiz şöyle buyurmuştu: Allah bir rahmet kapısı açtığı zaman onu tutabilecek yoktur. İşte Rabbimiz bu kitabıyla bize bir rahmet kapısı açmıştır. Bu kitapla beraber olduğumuz sürece, bu kitaba sarıldığımız sürece kesinlikle bilelim ki bizi bu rahmetten, bizi bu rahmetin sonucu olan cennetten engelleyebilecek hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Bunu çok iyi bilelim. Bize zulmedebilirler, bize işkence edebilirler, bizi öldürebilirler, bizi hapse atabilirler, ama asla bizim cennete gidişimize engel olamazlar. Hiçbir güç bizi cennetten mahrum edemez. Fâtır sûresini kuşanarak cennet yolunda yürümeye devam eden kulları olarak Rabbim yardımcımız olsun, Rabbim yolumuzu açsın inşallah. Velhamdülillahi Rabbi’l Âlemin.