17. “Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunuz.” Hayır hayır, bu büyük bir yanılgıdır! Vazgeçin bu anlayışlarınızdan! Değiştirin bu bozuk düzen anlayışlarınızı! Sizler üstelik yetime de ikram etmiyorsunuz. Yetimin hakkını da vermiyorsunuz. Yetimi do-yurup yüzünü güldürmeye yanaşmıyorsunuz. Yetim, babası olmayandır. Âkıl-bâliğ olmadan babasını kaybe-denlerdir. Ama bazılarının babası hiç yok değil mi? Kitapla, Peygamberle tanışamayan, kendilerine Kitap ve sünnet anlatılmayan, Müslü-manca eğitilmeyen çocukların babası hiç yoktur değil mi? Babaları var ama yok. Çünkü eve sarhoş girip çıkan, çocuklarının varlığından bile habersiz, dükkan, tezgâh, para, pul, çek, senet, makam, koltuk sarhoşu tüm babaların çocukları da yetimdir. Eğer sizler de böyley-seniz, eğer sizler de akşama kadar satıldığınız dükkanı akşam eve taşırken koltuğunuzun altında evdekilere iki âyet, iki hadis taşımıyor-sanız, eğer hanımlarınızı ve çocuklarınızı Kitap ve sünnetle tanıştırmadıysanız, bilesiniz ki sizin evinizdekiler de yetimdir. Öyle değil mi Allah aşkına? Oğlu veya kızı Kur’an’ı öğrenmek için gece lamba bile yakamayıp sokak lambasından istifade etmeye çalışıyorsa, o çocuk-ların babası hiç yoktur. Ya da sığındığı evin sahibi izin vermedi diye sokak lambasında ilim öğrenmeye çalışan çocuklar yetimdir. Yetim, aslında kulluk konusunda sığındığı, sığınağı olmayan, bu konuda sahibi olmayan demektir. Öyleyse pek çoğumuzun çocukları yetimdir. Niye onlara ikrama yanaşmıyoruz. Niye onları doyurmayı ihmal ediyorsunuz? Onların Kur’an ferasetine ihtiyaçları vardır. Peygamberle tanışmaya ihtiyaçları vardır. Niye onların bu ihtiyaçlarını gi-dermeye yanaşmıyoruz? “Eh karnını doyurduk, elbise aldık, cebine de harçlığını koyduk. Daha ne yapacağız?” Hayır hayır, bu yetimi do-yurmak değildir. Yetime ikram bu değildir. Gerek kendi yetimlerimizin, gerekse babasız, sahipsiz, ilgisiz kalmış başka sürülerin yetimlerinin şu üç bölgesini doyurmak zorunda olduğumuzu hiçbir zaman unutmamalıyız: 1. Onların kalplerini Allah’a götürücü imanla doyuracağız. Çünkü kalbin gıdası imandır. Allah’a, cennete götürücü imandır. 2. Kafalarını Allah’a götürücü bilgiyle doyuracağız. Kafanın gı-dası da bilgidir. Kişiyi Allah’ı tanımaya, Allah’ın istediği şekilde kulluk yapmaya götürücü vahiy bilgisi ulaştırmak zorundayız. 3. Midelerini de Allah’ın helâl rızıklarıyla doyuracağız. Rabbimiz burada buyuruyor ki: “Ey insanlar, sizler böyle yap-mıyorsunuz. Yetime değer vermiyor, ikram etmiyorsunuz. Yetimlerinizin kalplerini, kafalarını ve midelerini Benim istediğim ölçülerde doyur-muyorsunuz.” Bir de en güzel yetime, yetimlerin en güzeline değer vermiyor-sunuz. Öyle bir yetim ki, kâinatın efendisidir o. Doğmadan babasını kaybetmiş, anasının kucağında. Badiyeye gitmiş, süt annesinin kucağında, şehir hayatının pisliğinden kurtulmuş. Burada iki yıl kalacakken 4 yıl kalmış, sonra ana kucağına dönmüş. Ana kucağı onun her şeyi ama orada da fazla kalamamış. Babasının mezarını ziyaretten dönüşünde onu da kaybetmiş. Sonra dedesini kaybetmiş, amcasının kucağında. Sonra onu da kaybetmiş, ama ne gam? Allah var ya! Mısır’-dan Hareket eden Hz. Mûsâ’nın kimi vardı Medyen’e giderken? Belki de Rabbimiz kendisinden başka sığınacak kucağı kalmasın da kendi kucağını bilsin diye böyle yapmıştır. İşte sizler böyle kerîm bir yetime de, yetimlerin en Kerîm’ine de değer vermiyorsunuz. Sizler yetimin söylediklerine, yetimin hadislerine değer vermiyorsunuz. Yetimin sünnetini öğrenmeye çalışmıyor, yetimin tavsiyelerini ciddiye almıyorsunuz. Yetimin sofra anlayışına, mala bakışına, gece hayatına, eğitim anlayışına, kazanma, harcama, ihtiyaç, kulluk anlayışına değer verip öğrenmeye çalışmıyorsunuz. Yetimin hayatına değer vermiyorsunuz. Peki sizler kimin dediklerine değer veriyorsunuz? Kiminkileri öğrenmeye, kimin dedikleri gibi yaşamaya çalışıyorsunuz? Bir de üstelik: