Fecr Suresine Dön

Fecrالفجر

5. Ayet

5Fecr Suresi

هَلْ ف۪ي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذ۪ي حِجْرٍۜ

Akıl sahibi için bu sayılanlarda yemin var değil mi?

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

4-5. “Gelip geçen geceye andolsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?” Bir de geçip gitmeye yüz tutmuş, bitmek üzere olan geceye yemin olsun ki! Bu gece, önceki ayette zikredilen on gecenin son gecesidir. Rabbimizin kıyamda ve kıraatte değerlendirilmesini istediği on gecenin son gecesi. Yani zulmetle geçirilen on gecenin bitmek üzere olduğu, işkencenin sona ermek üzere olduğu son gece. Rabbimiz değerlendirilmesi gereken bu on gecenin bitişini anlatan son gecesine yeminle bize şunu anlatıyor: “Ey Müslümanlar! Ey kullarım! Ey on ge-celeri kıyamda ve kullukta değerlendiren ve sonunda Benden zafer bekleyen, fecir uman kullarım! Aman ha! Dikkat edin! Bu son geceyi iyi değerlendirin! Değerlendirdiğiniz on gecenin son gecesine dikkat edin! Bu son gece çok önemlidir! Sakın u son geceyi kaybetmeyin!” Yani neticeye varmadan bayram yapmaya kalkmayın! Bayrama ulaşmadan ulaştık zannedip bayram yapmaya kalkmayın! Daha zaferi kazanmadan zafer sarhoşluğuna girmeyin! Henüz zulmettesiniz. Henüz on gece bitmedi. Henüz her şey bitmedi. Daha yapacağınız şeyler var. Üstelik bundan sonra yapacağınız şeyler çok daha önemlidir. Çok daha dikkatli olmalısınız. Sakın atalete, tembelliğe dü-şüp işi bırakıvermeyin. Sakın bayrama ulaştık, zaferle tanıştık zannederek işi bırakıvermeyin. İş bitti diye sakın tembelliğe, atalete düşmeyin. Böylece iş bitmeden işin sonunda kendinizi ele vermeyin. Zira unutmayın ki zamansız öten horozun başı gider. Uhut’ta böyle oldu. İş bitmeden bitti zannetti mü’minler. Zafere ulaşmadan zafere ulaştık zannettiler. Son geceye, son ana dikkat edemediler. Bayrama ulaşmadan ganîmet devşirmeye kalktılar. Her şey bitmeden yerlerini, mevzilerini terk ettiler. Zafere ulaşmadan zafer sarhoşluğuna kapıldılar. İşte Uhut böyle oldu, Hama, Afganistan, Cezayir de böyle oldu. Müslümanlar kıyamlarının son gecesine, son dönemine dikkat edemediler. Henüz iş bitmeden, henüz kesin zafere ulaşmadan bayram yapmaya kalkıştılar. Cezayir’de bağımsızlık kazanılma dönemine gelindiğinde, neredeyse iş bitmek üzereyken Fransızlar bundan haberdar oldu ve "Avrupa’nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi" adlı bir kitap yazıp, Cezayir’de bolca dağıttılar. Bunun üzerine Müslümanlar hedefi kaybediyorlar. Havalara giriyorlar. Vay be! Biz neymişiz be! Biz neler yapmışız, biz neler becermişiz diyerek gereksiz bir tatmin olma duygusu içine girerek hedeflerini kaybettiler. Yapacaklarını unutup gevşeyiverdiler. Tabi hemen işleri bitiverdi. Dinleyicilerden “bayram dinimizde ne anlama gelir” diye bir so-ru soruldu. Bu konuda bildiklerimi söyleyeyim inşallah. Bayram; malın ve canın Allah’a izafesinin adıdır. Zaten bir kişinin hayatta sahip olduğu iki şeyi vardır; malı ve canı. İşte kişi sahip olduğu bu iki değerini Allah’a izafe ettiği an bayram yapmaya hak kazanmış demektir. Malı ve canı konusunda Allah’ı söz sahibi bilen kişi bayram yapabilir. Ya Rabbi, malım da senindir, canım da. Malım konusunda da, canım konusunda da yetki sana aittir. Bedenini namazla bana hasret dedin, ediyorum, zekât ve infakla mal çıkar dedin, çıkarıyorum. Şuralardan kazan, buralarda harca dedin, yapıyorum. Ye dedin, yiyorum, yeme dedin, yermiyorum. Ramazanda yeme dedin, bak işte yemiyorum, ama iftarda ye dedin işte yiyorum. Ben konusunda, bedenim ve sahip olduğum her şey konusunda senin sözün geçer. Ben benliğimi, ben irademi sana teslim ettim. Kendi adıma se-nin seçimini seçim kabul ettim. İşte bunu becerebilen kişi, malı ve be-denini Allah’ın sözcülüğüne devredebilen kişi bayramı hak etmiş demektir. Bayram; kişinin hanımını ve çocuklarını Allah’ın emâneti bilebilmesinin ifadesidir. Ramazanda kişinin helâliyle cinsi münasebet yapması yasaktır. Yerine göre öpmesi bile yasaktır. Hanımlarımız biz-lerle, bizler de hanımlarımızla Allah’ın istediği konumda, O’nun meşru gördüğü alanda ilişki kurmalıyız. Onlar bizi, biz de onları Allah sınırları içinde kullanmalıyız. Bu konuda yetki sahibi Allah’tır. Değilse; o benimdir, o benim hanımımdır, o benim kocamdır, binan aleyh istediğim şekilde ondan istifade edebilirim, kime ne? Demeye hiçbir kimsenin hakkı yoktur. İşte Ramazan boyunca ve tüm hayat boyunca bunu be-cerebilen mü’min bayram yapmaya hak kazanmış demektir. Bayram o kişinin hakkıdır. Bayram; niyette ihlâs ve samimiyetin ifadesidir. Çünkü oruç baştan sona niyetten ibarettir ve sadece Allah’a aittir. Bir mü’minin oruçlu olduğunu sadece Allah bilebilir. Eğer orucunda ve Allah adına yaşadığı tüm hayatında Allah için bir niyet taşıyabilmiş ve bu niyetinde de samimi olabilmişse kişi, yâni niyetini Allah’a hâlis kılabilmişse işte o zaman bayramı hak etmiş demektir. Tüm hayatını Allah için yaşa-mayanlar, tüm hayatlarında Allah adına niyet taşımayanlar, niyetleri bozuk olanlar bayramı hak edemeyen kimselerdir. Bayram; nefse hakimiyetin ifadesidir. Nefse söz geçirmektir, nefse dizgin vurmanın sonucudur bayram. Nefsinin arzu ve istekleri doğrultusunda, nefsinin hevâ ve hevesleri istikametinde bir hayatı terk edip; ya yemeyi içmeyi terk etmek türünde negatif, ya da oruç tutmak, kurban kesmek, namaz kılmak, infak etmek, paylaşmadan yana olmak türünde pozitif eylemler ortaya koymanın neticesidir bayram. Nefis yaratılışı gereği hiçbir zaman bunları istemez. Ne salih amelleri icra etmeye, ne de gayri salih amelleri terk etmeye razı olmaz nefis. O, hiçbir kayd altına girmeden, Allah’ın haram helâl yasalarını dinlemeden sorumsuzca hareket etmek ister. İpini koparmış bir deve gibi sere serpe, özgürce bir hayat yaşamak ister. İşte böylece nefsine hakim olup onu Allah’ın istediği şekilde dizginlerini eline alabilen kişi bayramı hak etmiş demektir. Öyleyse ey nefislerine hakim olabilen müslümanlar. Ey şu uzun ve sıcak Ramazan günlerinde Allah adına oruç tutacağız diye varlık içinde darlık çeken müslümanlar. Ceplerinde paraları olduğu halde, ellerinin altında her türlü yiyecek bulunduğu halde, buz dolaplarında soğuk suları olduğu halde, onlardan istifade imkânları ellerinde olduğu halde sırf Allah sebebiyle, Allah hatırına ellerini onlara uzatmayan ve varlık içinde yokluk çeken müslümanlar. İşte bayram böylece nefse hakim olanların hakkıdır. Buyurun bayram edin. Mübarek olsun bayramınız. Çünkü bayram; kurtuluş demektir. Dünyaya ve dünyalıklara kulluktan, mâsivaya, Allah’tan gayriye kölelikten, mala mülke, makama mansıba, çoluğa çocuğa, babaya anaya, ağaya patrona, yasalara yönetmeliklere, çevreye topluma, âdetlere törelere, modaya topluma ve hasılı Allah’tan başka ger şeye ve herkese kölelikten kurtuluşun ifadesidir. Herkese ve her şeye karşı hür, ama Allah’a kul köle oluşun neticesidir bayram. Allah’tan başkalarına ait tüm ipleri, tüm prangaları, tüm tasmaları, tüm bağları kırıp atabilmenin sonucudur bayram. Eğer şu anda gözünüzde, gönlünüzde tüm mâsivanın değersizliği anlaşılabilmişse, bayrama böyle bir ruh temizliği, böyle bir düşünce berraklığıyla çıkabilmişseniz bayramınız mübarek olsun. Evet, bayram kurtuluş demektir dedim. İnsan kendisini ezen günahlarının yükünden kurtulunca bayram yapmayı hak eder. Günahları terk edip rahatça Rabbine yönelebilen kişinin hakkıdır bayram. Nitekim bir bayram hutbesinde Resûlullah efendimizin üç kere âmin, âmin, âmin dediği rivâyet edilir. Sebebini soranlara da sevgili efendimiz şöyle buyurmuşlardır: Cebrail; Ramazan gelip geçtiği halde gü-nahlarını terk edip Rabbine kulluğa yönelemeyen, günahlarını affettiremeyen, böyle bir fırsattan istifade edemeyen kimselere yazıklar ol-sun dedi, ben de âmin dedim buyurmuşlardır. Demek ki Ramazan bü-yük bit fırsattır. Ramazanda mü’min günahları terk edip Rabbine kulluğa koşacak ve kendisini, günahlarını affettirecek ve sonunda da bu-nun bayramını yaşayacaktır. Bunu beceremeyenlerin bayramı idrak etmiş olsalar da bayramları yoktur. Bayram; sabrın, sebatın sonucu demektir. Ya da zafere ulaş-manın sevincidir. Kulluk yolunda sabredeceğiz. Haramlardan kaçın-ma gibi negatif, farzları yerine getirme gibi pozitif bir sabır ortaya koyacağız. Allah’ın emirlerini icra ve nehiylerinden uzak durma konusunda sabredeceğiz, bir daha sabredeceğiz, bir daha, bir daha sabredeceğiz. Ramazanda sabır mektebinden geçeceğiz. Yeryüzü kâfirlerinin doyumsuzca insanların ellerindekilere, ceplerindekilere uzandıkları, müslümanların ağızlarındakileri bile alıp kendi doyumsuz ağızlarına götürmek için çırpındıkları, bunun için savaşlar başlatıp kan dökmekten bile çekinmedikleri bir dünyada bizler bırakın haramları helâl yiyeceklerimizden bile vazgeçerek tüm dünyaya Allah için bir sabır dersi vereceğiz. Kendimizi Ramazanın sabır mektebinde bileyeceğiz. İbadetlere devam konusunda sabredip dişimizi sıkacağız. Her türlü dış zorlamalara karşı sabredip Allah’a kulluğumuzda geri adım atmayı aklımızın ucundan bile geçirmeyeceğiz. Tüm yerli ve yabancı kâfirlerin, tâğutların, zalimlerin baskılarına karşı sabredip Allah’ın istediği bir hayattan vazgeçmeceğiz. Sabır budur zaten. Sabır her şart altında Allah’a kulluğu sürdürmektir. İşte bunu becerenlerin hakkıdır bayram. Değilse her şart altında değişik bir tavır takınan, geri adım atan, kulluğunu bozan kimselerin bayramları yoktur. Bayram; hayatı düzenlemenin, yaşanacak hayatın Allah adına olması için Allah’a ahit yenilemenin ifadesidir. Mü’min Ramazan mektebinde belli dönemlerde belli şeyleri yapma alışkanlığını kazanacaktır. Meselâ iftar bekleyecek, sahur icra edecek, Arafat’ta irfana ulaşmanın bilincine erecek, Meş’arde onu kuru bir bilgi yığını olmaktan çı-karıp şuur haline getirecek, amele dönüştürecek, uygulamaya koyacak, Mina’da da bu yolda karşısına çıkan tüm engelleri kurban edecek noktaya gelecek. İşte hayatı böylece düzenleyeceğine dair Allah’a söz vermenin, O’nunla ahit yenilemenin ifadesidir bayram. Yine bayram; işte bütün bunların neticesi olarak kulluğa kabulün ifadesidir, teabbudün beyanıdır. Az evvel ifade ettiğim gibi Allah için orucunu yaşayabilen, Allah’a kulluğunu Allah’ın istediği şekilde icra edebilen mü’min Rabbi tarafından kulluğa kabul ediliyor. İşte Mevlâ beni kulluğuna kabul buyurduğu için, kulluk şerefine eriştirdiği için ben bayram yapıyorum. Meselâ Hz. İbrahim Allah’a O’nun istediği gibi kulluk icra etti. Allah’ın emrine teslim olup O’nun adına oğlunu yatırıp kurban olarak boynunu kesmeye azmetti. Sen nasıl istersen ya Rabbi, dedi ve sonunda bu teslimiyetiyle kulluğa kabul edildi de hemen bayram etti. Oğlu İsmail de yine Allah’ın emrine teslim olarak babasının bıçağının altına yattı da o da sonunda bayramı hak etti. Sizler de teslim olduysanız Allah’ın emirlerine, sizler de teslim ettiyseniz çocuklarınızı Allah’ın emrine, sizler de bir şeylerinizi kurban ettiyseniz Allah için, o zaman sizler de bayramı hak etmişsiniz demektir. Bayram; kişinin Kadir gecesini yaşamasının, Kadir gecesinde inmeye başlayan Kur’an’ın kadr u kıymetini bilmesinin ifadesidir. Kur’-an’ın kadr u kıymetini anlayan, Kur’an’sız müslümanlık olmayacağının farkına varan, Kur’an’ı eline alan, onu hayatına indiren, indirgeyen, tüm hayatını onunla düzenleme yoluna giren kişi bayramı hak etmiştir. Unutmayalım ki Kur’an’ın kadr u kıymetini bilemeyen bir kişinin ömründe hiç Kadir gecesi olmadığı gibi, bayramı da yoktur. Son olarak bu sûrenin beyanıyla diyelim ki bayram; bir fecirdir. Zulmetten, karanlıklardan sonra gelen bir aydınlıktır bayram. Çileden, ıstıraptan, işkenceden, yoğun bir çaba ve çırpınıştan sonra erişilen bir aydınlıktır bayram. Hakkın hakimiyetini gerçekleştirme ve zaferi kucaklama adına çalışılıp çırpınılan bir on gecenin sonunda erişilen bir sevinç anıdır bayram. Evet, son geceye de yemin olsun ki! “Bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değ-mez mi?” Bu yemin değmedi mi? Yemine değer değil mi bu konu? Akıl sahipleri bu yeminden de mi ibret almayacaklar? Aklı olan kimselere bu kadar yemin yetmez mi? Aklı başında olanlar için bu yeminler en büyük yeminlerdir. Ya da bu yeminleri ancak akıl sahipleri anlar. Bundan sonra örnekler verecek Rabbimiz. On geceyi yaşayanları, yaşamayanları, geceyi ve gündüzü Allah’ın istediği biçimde değerlendirip değerlendirmeyenleri, eziyet çekenleri, yakılanları, gömülenleri anlatacak. Bakın şöyle buyuruyor: