10. “Ey Muhammed! Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler, Allah’a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük ecir verecektir.” “Ey peygamberim, seninle biatleşenler, seninle ahitleşenler, seninle sözleşenler bilsinler ki muhakkak Allah’la biatleşmişler, Al-lah’la ahitleşmişler, Allah’la sözleşmişlerdir. Sana el verenler muhakkak ki Allah’a el verip boyun eğmişler demektir. Allah’ın eli sana biat için uzanan o mü’minlerin ellerinin üzerindeydi. Rasulullah Efendimiz orada yiğit ashabıyla bir sözleşme, bir biatleşme yapmıştı. Mekke’ye elçi olarak gönderilen Hz. Osman efendimizin şahadet haberi ulaşınca, Rıdvan ağacının altında Rasulullah Efendimiz ashabıyla bir biat gerçekleştirmişti. Sahâbe-i kiram bu kritik durumda Rasulullah Efendimize söz verdiler. Yanlarında sadece basit kılıçları olduğu, savaş için bir hazırlıkları olmadığı halde, orada Rasulullah Efendimizin elinin üzerine ellerini koyarak kanlarının son damlasına kadar Rasulullah Efendimizin yanında Mekkeli müşriklerle savaşacaklarına, asla onu yalnız bırakmayacaklarına, asla düşmana arkalarını dönmeyeceklerine dair söz verdiler. İşte Rabbimiz orada Resul-ü Ekrem efendimizle Müslümanların gerçekleştirdikleri anlaşmalarının, biatlerinin değerini, üstünlüğünü anlatıyor. Rabbimiz: “Ey peygamberim onlar seninle biatleşmediler, seninle sözleşmediler, onlar Benimle biatleştiler, onlar Benimle sözleştiler” buyurarak onların bu biatlerinin yüceliğini, makamlarının, şereflerinin zirve noktasını haber veriyor. Çünkü Allah’ın eli o anda onların eli üzerindeydi. Yani o sözleşmede Allah da vardı. O sözleşmede Allah da taraftı. Artık kim bu sözleşmesinden vazgeçer, sözleşmesine aykırı davranırsa kendi nefsinin aleyhine davranmış, kendi aleyhine vazgeçmiş demektir. Ama kim de Allah’a vermiş olduğu sözünde durur, Allah’a vermiş olduğu ahdine riâyet ederse, işte ona büyük bir mükafat hazırlanmıştır. Kim ki Allah’a verdiği sözünde durursa, Rab-bimiz ona çok büyük mükafatlar verecektir. Bey’atle alâkalı sorulan bu soruya binaen kısaca birkaç söz söyleyelim: Bey’at; kadın veya erkek müslümanlığa giren, İslâm’ı kabul eden kişinin bu işi kabullendiğinin beyanıdır. Bey’at Rasûlullah’a yapılır. Fakat gerçekte Allah’a yapılmaktadır. Esas iş Allah’a bey’attır. Resulullah’la bey’atleşme C. Hakka bey’atin bir nişanesidir. Tavafta Haceru’l Esved’in selamlanması, her namazda yapılan iftitah (baş-langıç) tekbiri hep bu bey’atin nişaneleridir. Bey’atle kişi bey’at ettiğinin emrine âmâde olduğunu arz etmekte, ondan sadır olan programın kendisi için bağlayıcı olduğunu, tüm hayatını bu programa göre tertip ve tanzim edeceğini tekeffül ve taahhüt etmektedir. Bu da ancak Allah adına O’nun elçisine yapılabilir. Zira sözü, ameli kendisine reddedilemeyecek tek insan odur. Ama Allah ve Resûlüne yapılan bey’at çerçevesinde kalmak kayd u şartıyla, yani bu bey’ate ters düşmemek kayd u şartıyla, bu bey’ati hatırlatan, bu bey’atin devamını sağlayan bey’atler de caizdir. Halîfe’ye, imama, emire yapılan bey’atler işte bu mânâya bey’atlerdir. Şu anda insanların birbirlerine yapmaya çalıştıkları bey’atler gerçekten devlet kuran bir otoriteye yapılan bey’atler midir, değil midir konumuz bu olmadığı için bu kadarıyla iktifa ediyorum ve bunun tartışmasına girmek istemiyorum. Ancak soruya binaen şu kadarını söyleyelim ki bey’at elbette iki tarafın birbirlerine bir akilde yetki devretmesidir. Bey’at edilen bey’at edenleri Allah’ın kitabı ve resûlünün sün-neti istikametinde yöneteceğine, bey’at edenler de bey’at ettikleri kişiyi canları pahasına koruyacaklarına dair söz veriyorlar demektir. Acaba gerçekten bey’at edilenlerde böyle bir güç var mı, veya bey’at edenlerde bey’at ettiklerini koruyabilecek bir güç var mı yok mu onu iyi düşünmek lâzım. Değilse bu henüz kadınlık fonksiyonlarını icra etmekten uzak üç yaşındaki bir kız çocuğu ile, yine aynen onun gibi er-keklik gücü olmayan iki yaşındaki bir çocukla yapılan nikâh akdi gibidir. Bu sözleşmeden sonra civar kabileler, çevredeki insanlar ve kalplerinde hastalık bulunan bazı kimselerle alâkalı değerlendirmelere şâhit olacağız. İnsanlar savaş karşısında ne düşünüyorlar? Savaşı nasıl değerlendiriyorlar? Niçin savaşa gitmek istemiyorlar? Niçin peygamberle birlikte bulunmaktan kaçıyorlar? Özürleri ne? Rabbimizin bunlara cevabı nasıl? İşte bakın şimdi de Rabbimiz bu konularda bilgi verecek: