26. “İnkâr edenler, gönüllerindeki cahiliye çağının asabiyet ateşini ateşlendirdiklerinde, Allah, peygamberine ve inananlara huzur indirdi; onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar, bu söze lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilmektedir.” Kâfirler, inkâr edenler kalplerindeki cahiliye düşüncesinin, asabiyet ve ırkçılık duygularını ateşlediler. Kâfirler kalplerinde hep ca-hiliye anlayışlarını ön plana çıkardılar. Hep cahiliye inanışlarına sarıldılar. Dediler ki, “nasıl olur da biz bu Müslümanların varlığını kabul ederiz? Nasıl olur da onlarla kendimizi bir tutarız? Nasıl olur da biz onlara izin veririz? Nasıl olur da onların Kâbe’yi ziyaretlerine müsaade ederiz?” Hattâ anlaşmanın imzalanması esnasında Rasulullah Efendimiz, “Kâbe’yi ziyaretimiz bu sene olsun,” buyurunca, “hayır bu sene olmaz,” dediler. “Bu sene bizim bir takım sıkıntılarımız var. Civar kabileler nezdinde bizim zayıf olduğumuz anlaşılır, bu sene değil de gelecek sene olsun,” diyerek umre ziyaretini bir sene ertelediler. Ayrıca kendi kendilerine büyüklenip gurura kapıldılar. Cahiliye hamiyetini ön plana çıkardılar. Herkese müsaade ettikleri Kâbe’yi kardeşlerinden kıskandılar. Müslümanların Allah’a kulluklarını engellemeye çalıştılar. Düşünebiliyor musunuz? Bir Kâbe ki Hz. Adem (a.s) dönemin-den beri kimsenin girmesi engellenmemiş. Herkes rahat ve güvenli bir şekilde oraya gelmiş, girmiş, kulluğunu yapmış, tavafını yapmış, kurbanını kesmiş. Müşrik, kâfir, puta tapan, Allah’a tapan hiç kimse engellenmemiş. Kimse oradan uzaklaştırılmamış. Ama şimdi bakıyoruz ki kâfirler kalplerindeki cahiliye duygusuyla hareket ediyor, gurura kapılıyor ve “asla bu Müslümanları buraya sokamayız” diyorlar. “Herkese evet, ama Müslümanlara hayır,” di-yorlar. Kâfirlerin, müşriklerin yeryüzünde tek düşmanları vardır, o da Müslümanlardır. Çünkü müslümanların varlığı kendilerinin kâfirlğini açığa çıkarmaktadır. Onun içindir ki onlar müslümanın varlığını asla kabul etmezler. Varsın onlar böyle davransınlar, Allah da Müslümanlar üzerine sekînetini indiriveriyor. Müslümanlar gâyet rahat... Kendilerini Allah-tan bir güven içinde hissediyorlar, Allah’ın yardımı ve lütfuyla kalpleri sükûnete eriyor ve büyük bir zafere erişiyorlar. Takva kelimesini de, takva yasasını da onlara kabul ettiriyor Rabbimiz. Kalplerini takvaya yatıştırıyor. Doğrusu o Müslümanlar takvaya daha lâyıktılar, takvaya daha ehil kimselerdirler. Takvalı bir hayat, Allah için bir hayat yaşamak zaten onların şiârı olmuştu. Allah bunu da, her şeyi de en iyi bilendi. İşte her şeyi bilen Allah onlara sekînetini indiriverdi. Kalpleri sakinleşti, Allah için takvayı hedeflediler, Allah için yaşamayı, Allah için hareket etmeyi yeğleyerek bir savaş çılgınlığının içine girmeyerek bu anlaşmayı kabul ederek sonunda Allah’ın kendilerine vaad ettiği nîmetlere ulaşmanın şerefine erdiler.