6. “İnananlara yardım etmez diye Allah’a kötü sanıda bulunan ikiyüzlü erkek ve kadınlara, puta tapan erkek ve kadınlara Allah azap etsin; kötü sanıları kendi başlarına gelsin! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Ne kötü dönüş yeridir!” Münâfık erkekler ve münâfık kadınlar… İnanmadıkları halde iman gösterisinde bulunan iki yüzlü erkekler ve kadınlar... Kalplerinde hastalık bulunan erkekler ve kadınlar... Allah’a yetki sınırlaması getiren, Allah’ın yetkilerini Allah’ın elinden alıp onu yeryüzünde birilerine devretme kavgası veren, Allah’ı hayata karıştırmamaya çalışan münâfıklar… Yeryüzünde Allah’a hayat hakkı tanımamaya çalışan, Allah dışında bir takım aciz varlıkları İlâh makamına yükseltip onları hayatlarında söz sahibi kabul eden, onların yasalarını uygulamaya çalışan müşrik erkek ve kadınlar da azap görsünler, azaba mahkum olsunlar diye Rabbiniz bu fethi size müjdeliyor. O münâfık erkek ve kadınlar, o kalplerinde hastalık bulunan erkek ve kadınlar, o müşrik erkek ve kadınlar Allah hakkında kötü zanda bulunuyorlardı. Allah hakkında kötü zan taşıyorlardı. Allah hakkında olmadık şeyler düşünüyorlardı. Allah’a güvenleri yoktu. Allah’ın tek İlâhlığını reddediyorlardı. “Allah hayata karışmaz” diyorlardı. “Allah elçi göndermez, kitap göndermez, Allah arzularını bize bildir-mez, Allah dünya işlerini bilmez,” diyorlardı. “Allah bize yetki vermiştir. Yeryüzünde Allah’ın yetkilileri vardır,” diyorlardı. Allah’ı kendi İlâhları cinsinden, İlâhlardan bir İlâh kabul ediyorlardı. “İlâhlarımızı biz kendimiz oluştur, biz yönlendiririz,” diyorlardı. İşte Allah’a yakışmayan kötü zanlarda bulunmalarından ötürü kötülük onların başlarına gelmiştir. Kötülük planları, kötülük kurguları onların kendi başlarına gelmiştir. Müslümanlar hakkında düşündükleri tüm kötülük komploları onların kendilerine dönmüştür. Allah hakkındaki bu kötü zanlarından ötürü Allah da kötülüğü onların üzerlerine vurmuştur. Allah onlara gazap etti. Allah onlara lânet etti ve onlara cehennemi hazırladı. Onların gidecekleri, yuvarlanacakları yer cehen-nemdir ve o cehennem ne kötü bir varış yeridir! Ne kötü bir konaklama yeridir! Allah bizi kendi lânetinden, kendi gazabından ve ateşinden korusun. Onlar gibi olmayalım ki, Rabbimiz böyle kötü bir âkıbetten bizi korusun. Allah’a iman iddiamızda münâfıklardan, iki yüzlülerden olmayalım. Diliyle inandım deyip de hayatıyla, hayat programıyla bu imanı yalanlayanlardan olmayalım. Allah’a iman ettim deyip Allah’ın istemediği bir hayatı yaşamayalım. Dili farklı, kalbi farklı münâfıklardan olmayalım. Müşriklerden de olmayalım. Allah’a ortak koşanlardan da olmayalım. Allah’a yetki sınırlaması getirenlerden, Allah’ın sıfatlarını Allah berisinde başka İlâhlara yükleyenlerden, Allah’la birlikte başkalarını da dinleyenlerden, başkalarına da kulluk edenlerden, baş-kalarını da razı etmeye çalışanlardan, başkalarının yasalarını da uygulayanlardan olmayalım. Allah’ı Allah’ın kendisini tanıttığı gibi tek Rab, tek İlâh kabul edelim. Allah hakkında kötü zanlarda bulunmayalım. O’nu zatıyla, sıfatlarıyla, isimleriyle, yetkileriyle, kitabıyla, peygamberiyle tanıyalım da, şirke düşüp başımıza belâ satın almayalım. Allah’ın lânetini hak edenlerden, Allah’ın gazabına uğrayanlardan ol-mayalım. İlk âyetlerde, Allah yolunda olan Rasulullah ve beraberindeki Müslümanlara lütfedilen nîmetler, fetihler, zaferler, müjdeler gündeme geldi. Ama hemen arkasından onlara verilenlerin tamamen aksine münâfık erkek ve kadınlara, müşrik erkek ve kadınlara verilenler ne kadar kötü değil mi? Âyetler dikkatinizi çekti mi? Rabbimiz hepsini iç içe anlatıyor. Bir tarafta Allah’a, Allah’ın istediği gibi iman etmiş, Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşayan mü’minler, diğer tarafta Allah’ı reddetmiş, Allah’ın istediği gibi değil de kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde hayat yaşayan kâfirler, müşrikler ve münâfıklar… Bir tarafta iyiler, diğer tarafta kötüler… Bir tarafta hayır, diğer tarafta şer… Bir tarafta dünya, diğer tarafta âhiret… Bir tarafta Allah’ın rızası, diğer tarafta Allah’ın gazabı ve lâneti… Gerçekten mükemmel bir ikili anlatımla karşı karşıyayız. İşte bu ikili yol, ikili tercih her zaman gözümüzün önünde durmaktadır. Bu ikiden birini seçim hakkı bize aittir. Diler Allah’ın istediği gibi bir takva ve teslimiyet yolunu tercih edip Allah’ın rızasını ve cennetini kazananlardan oluruz, dilersek Allah’ı, kitabını kapatıp keyfimizce bir hayat yaşayarak cehenneme gidenlerden oluruz.