18. “Onlar: “Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nîmetler verdin de; sonunda Seni anmayı unuttular ve helâki hak eden bir millet oldular” derler.” Ya Rab, hâşâ, biz Seni tesbih ederiz. Biz, Seni tenzih ederiz. Biz, Seni noksan sıfatlardan uzak biliriz. Senin noksan sıfatların yoktur. Bize, Senden başka Rab, Senden başka İlâh, Senden başka dostlar, Senden başka veliler bilmeyiz. Bize, Senden başka dostlar edinmek gerekmez, yakışmaz. Biz, Seni bırakıp ta nasıl başkalarını dost edinebiliriz? Biz, Seni bırakıp ta nasıl başkalarını Rab ve İlâh kabul edebiliriz? Biz, Seni bırakıp ta nasıl kendimizin İlâhlığını, Rabliğini iddia edebiliriz? Bizim Rabbimiz, bizim velimiz Sen iken, bizim dostumuz Sen iken, bizim boyunlarımızdaki kulluk iplerinin ucu Senin elindeyken, biz sadece Sana kulluk ederken, sadece Seni dinlerken nasıl olur da bu insanlara Allah’ı bırakın da bize kulluk edin deriz? Nasıl olur da Allah’ı bırakın da bizi dinleyin deriz? Nasıl olur da Allah yasalarını bırakın da bizim yasalarımızı uygulayın diyebiliriz? Biz böyle bir şey yapmadık, böyle bir şey demedik. Onların yaptıklarından bizim asla haberimiz yoktu. Lâkin ya Rabbi Sen onlara ve babalarına nîmetler, saltanatlar, mallar, mülkler, güçler, kuvvetler verdin. Seni bilsinler diye, Sana şükretsinler, Sana kul olsunlar diye her türlü geçim araçlarını yağdırdın onların üzerine. Ama bu verilenlerle Sana şükredecekleri yerde, Seni zikredecekleri yerde, Seni hatırlayıp kul olacakları yerde tamamen zıddını yapıp Seni unuttular. Kitabını unuttular. Senden gelen uyarıları unuttular. Seni ve hayat programını gündeme almayı unuttular. Peygamberini unuttular da helâki hakkeden bir toplum oldular. Yâni bunlar kendileri saptılar, sapıklığı kendileri istediler. De-ğilse hâşâ mümkün mü ya Rabbi? Nasıl olur? Biz kendimiz Sana kul-lukta kendimize şeref bulmuşken, Seninle birlikte olmada, Senin safında yer almada izzet ve şeref görmüşken, hep Sana kul olmuşken, Senin için bir hayat yaşamışken, Sen bize iman lütfunda, elçilik lüt-funda bulunmuşken bütün bunlara rağmen gidip bu alçaklara diye-ceğiz ki bırakın O Allah’ı bize kulluk edin. Bu iş asla olacak bir şey değildir ya Rabbi. Bu alçaklar kendileri bizim şeref duyduğumuz Sana kulluktan sarf-ı nazar edip başka şeylerin peşinde gidiyorlardı diyecekler. Bizim bunların bu küfürle-rinden, bu şirklerinden hiçbir haberimiz ve sorumluluğumuz yoktur diyecekler. Mâide sûresinde de Hıristiyanların tanrılaştırdığı Hz. Îsâ (a.s) nın şöyle buyurduğu haber verilir: Asla ya Rabbi! Asla ben on-lara Allah’ı bırakın da bana kulluk edin demedim! şeklindeki bir ifadesini görüyoruz. Bakın bundan sonraki âyetinde Rabbimiz kendisinden başkalarını tanrılaştırıp onlara kulluk edenlere yönelerek buyuracak ki: