56,57. “Ey Muhammed! Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. De ki: “Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum.” Peygamberim, Biz seni ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı o-larak gönderdik. Senin görevin sadece budur. Onlara zorla bu mesajı kabul ettirmek, zorla onların kalplerine sokmak ve onları Müslüman etmekle sorumlu değilsin sen. Sen onları Bizim âyetlerimizle uyardıktan sonra senin görevin bitmiştir. Onlar bunu kabul ederlerse kendi hayırlarına, kabul etmezlerse de kendi aleyhlerinedir. Sen onlara de ki peygamberim, ben size yaptığım bu tebliğimin karşılığında sizden hiç bir ücret istemiyorum. Ben sizden bir ücret istemiyorum de. Ne mal, ne mülk, ne saltanat, ne para, ne pul, ne al-tın, ne gümüş, ne kadın hiçbir şey istemiyorum de. Yalnız kim Rab-binin yoluna girmeyi dilerse, kim Rabbine kulluğa yönelirse işte benim istediğim, benim arzu ettiğim şey budur. Ben sadece bunu bekliyo-rum. Benim tüm arzum, isteğim işte budur. Beni sevindirecek olan budur. Dünyaları verseniz içinizden bir tek kişinin mü’min olması kadar beni sevindiremez de. Ben istiyorum ki sizler Allah’ın yoluna, Allah’ın dinine giresiniz. Aksi takdirde Allah yoluna girip cennete gitmenizin ve cehennemden kurtulmanızın dışında benim sizden hiçbir beklentim yoktur. Ne güzel bir istek değil mi? Ne güzel bir tavır değil mi? İnsanlığa rahmet olacak, insanlığa en büyük imam olacak, onların kurtuluşu için bir ömür çırpınacak ama onlardan hiçbir beklentisi olmayacak. Biz de çevremize karşı böyle olalım. Bizim de sadece hedefimiz insanların kurtuluşu olacak. Yaptığımız hizmetlerin karşılığında insanlardan bir teşekkür beklentimiz bile olmayacak. İşte Allah elçisinin, örneğimizin, önderimizin rolü buydu. Peki Allah’ın Resûlü insanlara karşı bu dâvetini gerçekleştirirken, bu uyarısını yaparken kime güvenecek? Kime dayanacak? Kimden yardım ve destek bekleyecek? Kimden mükafat bekleyecek? Ücretini kimden isteyecek?