40. “Âyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp inkâra sapanlar bize gizli kalmazlar. O halde ateşe atılacak olan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyâmet günü güven içinde gelecek olan mı? İstediğinizi yapın, şüphesiz ki Allah yaptığınız her şeyi görmektedir.” Âyetlerimizi tahrif etmek, inkâr etmek, yalanlamak sûretiyle onlarla savaşa tutuşanlar, âyetlerimizi örtmeye, gündemden düşürmeye, kullarımızın gözlerinden, kulaklarından saklamaya, gizlemeye çalışanlar var ya, onların yaptıkları Bize gizli değildir. Biz onların yaptıklarının tamamını görmekteyiz. Âyet-i Kerîmede “İlhad” İfadesi kullanılmaktadır. İlhad; inat demektir. Allah’ın âyetlerini görmeme, Allah’ın âyetleriyle tanışmama, Allah’ın âyetleriyle yüz yüze gelmeme konusunda inat edenler, Allah’ın kitabındaki âyetlerini okumama, onlara yönelmeme, kitapla diyalog kurmama, kitaba karşı ilgisiz kalma konusunda inat edenler, ona karşı ilhad içinde olanlardır. Yine ilhad; âyetleri değiştirmek, âyetleri konuldukları, vaz’ edildikleri anlamların ötesinde berisinde anlamlara sündürmek ve başka yerlere koymak anlamlarına gelmektedir. Yâni âyetlerin manalarını tahrif etmek, Allah’ın dediklerine demedi, demediklerine dedi diyerek Allah’ın âyetlerine kendi istedikleri manaları yüklemek, Allah’ın âyetlerini kendi hevâ ve heveslerine malzeme yapmaya çalışmaktır. Bunun yanında ilhad, inhiraf anlamınadır. Âyetlerin sahih anlamlarından inhiraf ederek, âyetlerin gerçek anlamlarıyla hiçbir ilgisi olmayan manaları âyetlere yüklemek de ilhaddır. İlhadın diğer bir anlamı da, mezara koymak demektir. Yâni bir şeyi doğruluktan eğriliğe götürmek, eğip bükmek demektir. İşte âyetlerimiz konusunda böyle davrananlar, kesinlikle Bizden kaçıp kurtulamazlar, bizden gizlenemezler. O halde söyleyin şimdi, baş aşağı ateşe, cehenneme atılacak olan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyâmet günü güven içinde emniyet içinde gelecek olan mı? Hangisi hayırlıdır bunların? Yaptıklarından ötürü cehenneme yuvarlanacak olan mı, yoksa emin olarak, emniyet ve güven içinde gelecek olan mı? Bir adam düşünün ki mü'min, yâni emin, emniyet içinde. Dünyada Allah’ın emanı altında bir hayat yaşamış, yaşarken, ölürken, kabirde, dirilişte, sıratı geçerken Allah’ın emniyeti altında, cehennem konusunda emin, cennete gitme konusunda emniyet altında. İşte mü'min olarak, yâni emniyetli olarak yaşayıp, emniyetli olarak gelen birisi mi daha hayırlıdır, yoksa cehenneme yuvarlanma konusunda hiçbir emniyeti bulunmayan kimse mi hayırlıdır? Öyleyse dilediğinizi yapın. İşte size iki yol, işte size iki yaşam biçimi. Birisi müntesibini, yolcusunu sonunda cehenneme götürücü bir yol, ateşle buluşturucu bir hayat programı, diğeri de sahibini sonunda eman altında cennete ulaştırıcı bir yoldur. Biz size bu iki yolun ikisini de açıkladık, beyan ettik. Dilediğinizi yapın artık, bu konuda serbestsiniz. Rabbimiz, sonucuna siz kendiniz katlanmak şartıyla bunlardan dilediğinizi seçip o yolda yürüyebilirsiniz diyor.