Fussilet Suresine Dön

Fussiletفصلت

48. Ayet

48Fussilet Suresi

وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ

Daha önceden dua ettiklerinin tamamı kaybolup gitti. Ve hiçbir kaçışlarının olmadığını kesin bir bilgiyle anladılar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

47,48. “Kıyâmet zamanını bilmek ancak Allah’a ha-vale edilir. O’nun bilgisi dışında hiç bir meyve kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: “Bana koştuğunuz ortaklarım nerede?” diye seslendiği gün, onlar: “Senin ortağın olduğuna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz,” derler. Önceden tapmakta oldukları şeyler, kendilerinden uzaklaşıp kay- bolmuştur. Onlar da kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.” Kıyâmetin zamanını bilmek ancak Allah’a aittir. İyilik ya da kötülük ne olursa olsun, amel işleyenlerin işledikleri bu amellerinden ötürü hesaba çekilecekleri kıyâmet gününün ilmi, ancak Allah’a mahsustur. İyilerin iyiliklerinden ötürü cennete uçacakları, kötülerin de kötülüklerinden ötürü cehenneme akacakları gün denen kıyâmeti, Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Âyet-i kerîmede sadece kıyametin kopacağı günün değil, bunun dışında tüm gaybları da yine Rabbi-mizin bildiği anlatılmaktadır. Kur’an’ın pek çok yerinde bu gayb konusu anlatılmaktadır. Meselâ En’âm sûresinde, gaybın anahtarlarının Allah’ın elinde olduğu anlatılır. Gaybın anahtarlarını Allah eline almıştır. Allah onu kimseye vermemiş, kimseyi ona muttali kılmamış, kimseye gaybını ezdirip bozdurmamıştır. Gayb konusu, her şeyiyle, odasıyla, kapısıyla ve anahtarlarıyla Allah’a aittir ve Allah’ın elindedir. Onu ancak O bilir. Gayba muttali olmak, gayb odasının içine girmek şöyle dursun, kapısının anahtarına bile hiç kimse sahip olamaz. Anlayabildiğimiz kadarıyla bunun hikmeti şudur: a. Gayb, İslâm’ın bir cüzüdür. b. Gayb, bilginin konusu değil, imanın konusudur. Zira insana çok az bir ilim verilmiştir. Rabbimiz bu dünyayı ve kâinatı yaratırken bir kısım kanunlar koymuştur. Koyduğu bu kanunların bir kısmını anlayarak onlardan istifade edebilmesi için, insana sınırlı bir idrak ve ilim gücü vermiştir. Ama gayb, yine gayb olarak kalacaktır. Allah’a iman da gaybîdir. Her ne kadar Allah’ın fiillerinin eserlerini görüyorsak da, kendisini asla göremeyiz. Ama gayben, gıyaben Allah’a iman ediyoruz. Onun için bu iman bir değer ifade etmektedir. Allah öyle bilgisi tam olandır ki, O’nun bilgisinin dışında hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, O’nun bilgisi olmadan hiçbir dişi gebe kalmaz ve hiçbir şey doğurmaz. Düşen bir yaprak bile O’nun ilmi dahilinde, O’nun takdiri dahilinde düşmektedir. Allah, “hani bana ortak koşmaya çalıştıklarınız nerede? Hani Benimle birlikte hayatınızda söz sahibi kabul etmeye çalıştığınız ekonomik tanrılarınız? Hani benim yerime hayatınıza ikâme etmeye çalıştığınız hukuk tanrılarınız? “Bunlar bize anında şifa ulaştırırlar, bizim Allah’ın vereceği şifaya ihtiyacımız yoktur,” diye Bana şirk koşmaya, Benim yerime kendilerine gitmeye çalıştığınız şifa tanrılarınız hani nerede? “Ülke idaresini bunlar daha iyi bilirler,” diyerek Bana şirk koşmaya çalıştığınız siyasal tanrılarınız? diye seslendiği zaman onlar diyecekler ki: “Ya Rabbi! Onlardan hiçbirisinin Senin ortakların olduğuna dair bizden hiçbirimiz şahitlik yapmıyoruz!” Gerçeği anlayacaklar ve böyle diyecekler. Bugün deseler ya bunu. O gün bunu demelerinin kendilerine en küçük bir faydası olmayacaktır, çünkü yarın zorunlu olarak diyecekler bunu. İnkâr etme imkânlarının olmadığı bir zamanda diyecekler bunu. Çünkü zaten onlarla araları ayrılmıştır. Allah, onların aralarını ölürken ayırdı, yâni ölürken bu tanrıların kendilerine hiçbir şey yapamadıklarını göstererek aralarındaki bağları kopardı. Allah, öbür tarafta dirildikleri zaman bir daha koparacak onların aralarını. Yâni artık onların Allah’a ortak koştukları, kendilerinden uzaklaşıp kaybolacak ve onlar artık kendilerinin kaçacak bir yerlerinin olmadığını anlayacak ve o zaman diyecekler ki, “hayır ya Rabbi! Bunların Sana ortak olduklarını bizden söyleyecek, buna şahitlik edecek hiç kimse yoktur.”