7. “Veyl olsun o müşriklere ki onlar zekâtı vermezler ve âhireti de inkâr ederler.” Vay o müşriklerin haline! Veyl olsun onlara ki, onlar mallarına Allah’ın karışacağını kabul etmiyorlar. Mallarında Allah’ın söz sahibi olduğunu bilmiyorlar ve bunu iman haline getirmeye de yanaşmıyor-lar. Mallarının sahibi olan Allah’ın zekât emrini yerine getirmek iste-miyorlar. Malla ilişkilerini o mallarının da, kendilerinin de sahibi olan Allah’ın istediği gibi ayarlamaya yanaşmıyorlar. Ya da buradaki zekât, şu bildiğimiz zekât olabileceği gibi, tezkiye, tezekkî anlamına bir zekât da olabilir. Yâni onlar tevhidi anlamak ve kabul etmek sûretiyle hayatlarını temizlemeye yanaşmıyorlar. Sadece Allah’a kulluk yapmak sûretiyle itikatlarını temizlemeye yönelmi-yorlar. Tâğutlara, âdetlere, modaya ve Allah’tan başkalarına kulluk iplerini koparıp yalnız Allah’a kulluk ipini bırakmak sûretiyle boyunlarını ve nefislerini temizlemeye yanaşmıyorlar. Kalplerinde Allah’tan başka mabutları söküp atarak kalplerini temizlemeye yanaşmıyorlar. Anlıyo-ruz ki, buradaki zekât imandır, şirkten arınmaktır. Mânâ, bu adamlar Allah’a, Allah’ın istediği biçimde iman ederek şirkten arınmak istemi-yorlar demek olacaktır.