9. “De ki: “Siz yeryüzünü iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip duracak mısınız? Bir de ona eşler koşuyorsunuz ha? O, bütün âlemlerin Rabbidir.” O Allah ki, yeryüzünü iki günde yaratmıştır. Yâni gökler de, yer de O’na teslim olmuşlar, O’na boyun bükmüşlerken, yeryüzünün bir parçası olan sizler O’na şirk koşuyorsunuz öyle mi? Allah, sizin de, sizin semânızın da, arzınızın da ve tüm âlemlerin de Rabbi iken, tüm âlemler O’na boyun büküp teslim olmuşken, siz kendinize O’ndan başka Rabbler bulmaya çalışacaksınız öyle mi? Şu üstünde gezdiğiniz, yaşadığınız yeryüzünün sahibi ve yaratıcısı siz değilsiniz Allah’tır. Şu anda sahip olduğunuz ve istifade ettiğiniz her şeyin sahibi ve yaratıcısı Allah’tır. O zaman sizler şu anda kimin arzında yaşıyor ve kime kulluk yapmaya çalışıyorsunuz bunu hiç düşünmez misiniz? Kimin ekmeğini yiyip de kimin kılıcını sallıyorsunuz? Hiç aklınız yok mu sizin? Yeryüzünü yaratan Allah’tır. Unutmayın ki, İlâh olanın, Rabb olanın yaratıcı olması gerekir. Hani şu sizin Allah’a denk tutmaya çalıştıklarınız, Allah’a ortak yapmaya çalıştıklarınız bir şey yaratmışlar mı? Sizi yaratan, sizin şu anda hizmetinize sunulmuş bulunan her şeyi yaratan Allah sizin Rabbiniz, sizin İlâhınız iken, sizin kendisine kulluk yapmanız gereken, boyunlarınızdaki ipin ucu elinde olması gereken, hayat programınızı sadece O’ndan, O’nun kitabından almanız gereken Rabbiniz iken, nasıl oluyor da O’nu bırakıp da hiçbir şey yaratmayan, sizin yaratılışınızda en ufak bir katkısı olmayan, kendilerini bile yaratmamış olan, kendileri de Allah tarafından yaratılmış olan bir kısım varlıkları Allah’a ortak koşmaya kalkışıyorsunuz? Nasıl oluyor da onları dinliyor, onlara itaat ediyor, onların hayat programlarına tâbi oluyor, onlara teşekkür ederek, onlara kulluk yaparak Rabbinize karşı nankörlük yapıyorsunuz? Ne hakkınız var buna? Nereden aldınız bu yetkiyi? Rabbinizin tek Rabb oluşuna sayısız delillerden, sayısız âyetlerden sadece iki tanesi, semâ ve arz âyetidir. Bu iki âyeti yaratan Allah olduğu gibi, şu anda onların düzenli bir biçimde varlıklarını ve fonksiyonlarını yürüten de Allah’tır. Eğer böyle olmasaydı düzen bozulur ve sizin hayatınız altüst olurdu. Yâni bu arz ve semânın düzenli bir biçimde hareket etmesi, ikisinin de bir sisteme boyun eğdiğini gösterir. Yaratıldıkları günden beri bu iki varlık Rabblerinin emrine teslimken, Rabblerinin emrine boyun bükmüşken, ey insanlar, söylesenize siz kime teslimsiniz? Siz kimin arzularına boyun büküyorsunuz? Hayat programınızı kimden alıyorsunuz? Kime kulluk ediyorsunuz? Evet, arz ve semâ, Allah’a boyun bükmüş Allah’ın iki âyetidir. Üstelik bunu anlayabilmek için uzun uzun araştırmalara da gerek yoktur. İnsanların istifadesine sunulmuş bu iki âyeti her an müşahede etmektesiniz. O kadar ki, kör, sağır, dilsiz biri bile bu iki âyeti görmez-likten gelemez. Bu iş elbette tesadüfî olamaz. Bu muazzam düzen ne tesadüfe, ne kör tabiat kuvvetlerine, ne de kendilerini bile yaratmaktan aciz olan, “egemenlik bizimdir,” diyen yeryüzü tanrıçalarına verile-mez. Bu düzeni kuran başkası değil, sizin Rabbinizdir. O’ndan başka da kulluk yapılmaya lâyık İlâh yoktur. Bunu hiç bir zaman hatırınızdan çıkarmayın, diyor Rabbimiz. Ama ne gariptir ki, insanlardan kimileri Allah’ın bu tür âyetlerinin üzerini örttükleri, işaret levhâlârını kamufle ettikleri, Allah’ın âyetlerinden habersiz yaşadıkları için, haktan, hakikatten, hidâyetten, dosdoğru yoldan yüz çeviriyorlar. Allah’tan yüz çevirip başkalarına yöneliyorlar. Allah’a kulluk yapmaları, Allah’ı razı etmeleri gerekirken, başkalarına kulluk etmeye, başkalarını razı etmeye çalışıyorlar. Hayat programlarını hayatın sahibi olan Allah’tan almaları gerekirken, başkalarının hayat programlarını alıp uygulamaya yöneliyorlar. Öyleyse ey peygamberim! Kavminin bu şekilde senden ve senin getirdiğin mesajdan yüz çevirmelerine üzülme! Unutma ki, bu tavır sadece sana karşı bir tavır değildir. Senden önceki peygamberlere de aynı tavırlar sergilenmişti. Dikkat ederseniz, âyet-i kerîmede arzın iki günde yaratıldığı vurgulanmaktadır. Bu iki gün, şu bizim bildiğimiz yirmi dört saatlik iki gün değildir. Çünkü bu bizim bildiğimiz gün, yaratılıştan sonra ihdas edilmiştir. Rabbimizin burada sözünü ettiği iki gün ise, yaratılış öncesi, gün de, güneş de arzda yokkenki iki gündür ve miktarını sadece Allah’ın bildiği iki gündür diyoruz. Yâni mahiyetini bilemeyeceğimiz yaratılış günüdür. Çünkü şu bizim bildiğimiz gün, güneşin günüdür, bir de meselâ öteki gezegenlerin günü vardır ki, bunu bizim bilmemiz mümkün değildir. Rabbimizin sözünü ettiği bu iki gün, yaratılışta yeryüzünün ve orada var edilenlerin geçirdikleri merhaleler de olabilir. Yeryüzü pek çok merhalelerden geçirilerek bu hale getirilmiştir. “Bu hale gelebilmesi için iki milyon yıl geçmesi lâzımdır,” diyenler vardır. Birinci manasına göre Allah, yeryüzünü, mahiyetini, miktarını bilemediğimiz iki günde yarattı. İkinci bir anlama göre de, belki Allah yeryüzünü yine miktarını bilemeyeceğimiz iki merhalede yarattı, olacaktır. Bu merhaleden birincisi Enbiyâ sûresinde, ikinci merhale de Ra’d sûresinde anlatılmıştır. Enbiyâ sûresindeki âyet şöyledir: “İnkâr edenler görmüyorlar mı ki gökler ve yer bitişikti de, biz onları ayırdık.” (Enbiyâ 30) İşte birinci merhale, yeryüzünün gökten koparıldığı bu merhale, ikinci merhale de Ra’d sûresinin üçüncü âyetinde anlatılan arzın med edilmesidir, denilmiştir. Yâni yeryüzü kabuğunun döşendiği ve oluşturulduğu merhaledir. Allah en iyisini bilir. Bir de bu âyet-i kerîme, yeryüzü denen varlığın, iki gün içinde bulunduğu anlamına da gelebilmektedir. Yâni Allah yeryüzü denen varlığı sürekli iki gün içinde bulunan, iki gün gibi bir zaman içinde dönüp dolaşan kılmıştır. İşte şu anda ve yaratıldığı andan beri yeryüzü, sürekli bu iki zaman içinde, yâni gece ve gündüz içinde deveran edip durmaktadır.