46. “Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada onları akl edecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalpler de körleşir.” Evet gezip dolaşmıyorlar mı bu insanlar yeryüzünde? Keşke bu insanların kalpleri olsaydı da bu manzaraları anlasalardı. Ama olmuyor işte. Görecek gözleri olmadığı için, anlayıp değerlendirecek kalpleri olmadığı için anlamıyorlar, anlayamıyorlar, düşünemiyorlar, değerlendirip ibret alamıyorlar. Çünkü eğlenceden, zevki sefadan, dünyadan kendilerini kurtarıp bu tür âyetler üzerinde kafa yoracak zamanları yok adamların. Bildikleri, düşündükleri, kafa yordukları sa-dece kendi dünyaları, kendi lüksleri, kendi paraları, evleri, arabaları, dükkanları tezgahları, iş dünyaları. Sanki sabahtan akşama kadar sağlarına sollarına bile bakmadan dünyaya, paraya endeksli statik, sönük bir hayat yaşıyorlar. İşte teknolojik çağın, işte bilgisayar çağının insanlara verdiği budur. Durağan ve kokuşmaya mahkum bir hayat. Ne geçmişini dü-şünür, ne hali bilir, ne de geleceğine bakabilir. Üzerindeki Allah’ın gü-neş âyetinden bile haberi yok adamın. Allah’ın âyetlerinden habersiz pis bir hayatın mahkumu olmuşlar. Şöyle akıllarını toparlayıp bu Allah âyetleri rehberliğinde geç-mişe bir bakıverseler, elbette yüz yıllarca bu dünyada saltanat sür-müş nice kralların, nice meliklerin yok olup gittiklerini görecek, nice devletlerin, nice iktidarların yıkılıp gittiklerini görecekler. Şu anda on-ların saraylarının, onların köşklerinin yıkıntıları arasında dolaşırken o kralların, kraliçelerin cesetleri, kemikleri üzerine ayak bastığını anla-yacaklar. Ve hemen aklını başına alacak ve diyecek ki bir gün gelecek insanlar beni de böylece çiğneyecekler. Bir gün gelecek ben de öleceğim ve bu insanların gittiği yere gideceğim. Bir gün gelecek ben de yaptıklarımdan hesaba çekileceğim diyebilecektir. Ama heyhat ki ne bunu düşünebilecek kalpleri var adamların, ne de kıble edindikleri dünyadan arta kalan zamanları. Ne bu kitabın âyetlerini anlayacak kalpleri var, ne de bu görsel âyetleri değerlendirecek gözleri var. Aslında gözleri var bu adamların. Yâni gözler kör olmuyor da şu sadırlardaki gözler kör olunca bu gözler bir işe yaramıyor. Sadırlar kör olduğu, kalpler kör olduğu zaman artık şu gözler de kör olmuştur. Kalplerin işlevi bittiği zaman kulaklar da sağırdır. Kalpler öldüğü zaman beyinler de dumura uğramıştır. Kalbi ölen kişinin gözleri sadece şu basit dünyanın basit eğlencelerinden başka bir şey göremez. Ev, araba, para, pul, makam, mansıp, elma, armuttan başka bir şeyi ne görebilir, ne de düşünebilir adam. İşte görüyoruz, öğlen yiyeceği yemeği düşünüyor adam, akşam önüne gelecek sofrayı düşünüyor. Allah âyetlerini düşünecek ne zamanı var, ne de imkânı. Zaten bu ki-tabın âyetlerini görmeyenler başka şeyleri de göremezler. Bu kitabın âyetlerini düşünmeyenler başka şeyleri de düşünemezler. Kur’an’ı anlamayan hiçbir şeyi göremez. İşte bakın bu körler: