67,69. “Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse ey Muhammed! Bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine dâvet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyâmet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.” Biz her bir toplum için, her bir ümmet için bir kulluk yasası, bir ibadet tarzı belirledik. Geçmiş toplumların, ümmetlerin her birerine kulluk programı belirledik. Adem, Nuh, Hud, Sâlih, İbrahim (as) ların her birerinin ümmetlerine tevhid esas olmak şartıyla, sadece Allah’a kulluk esas olmak şartıyla ufak tefek farklılıklar içeren ibadet biçimleri, kulluk yasaları belirledik. O ümmetlerin hepsi Benim kendilerine belirlediğim bu hayat tarzına tabi oldular, hayatlarını ona göre düzenlediler. Öyleyse artık bu insanlar seninle bu konuda asla bir tartışmaya, bir nizâya girmesinler. Hakları yoktur buna. Nasıl? Efendim işte biz Mûsâ (as) döneminde şöyle yaşıyorduk, İsa (as) döneminde böyle yapıyorduk, İbrahim (as)’dan şöyle duymuştuk, Tevrat’tan, İncil’den böyle öğrenmiştik demesinler. Din konusunda seninle bir çekişmenin içine girmesinler. Artık bu insanların sana karşı böyle bir itiraz hakları kalmamıştır. Hakları olmadığı halde eğer insanlar sana bu tür şeylerle itiraz edecek olurlarsa o zaman sen onların lâkırdılarına iltifat etme. Aldırış etme onlara. Bu konuda onlarla bir tartışmaya da girme. Sen sadece Rabbinin yoluna dâvet et. Evet İncil’de öyleyse, Tevrat’ta öyleyse şimdi de böyledir de ve Rabbin ne demişse, ne indirmişse insanları ona çağır. Şüphesiz ki sen dosdoğru bir hidâyet, dosdoğru bir yol üzeresin. Allah her bir sonraki gönderdiği peygamberle bir önceki peygamberin şeriat’ından kaldıracağını kaldırmış, nesih edeceğini nesih etmiş, iptal edeceğini, geçersiz kılacağını kılmış ve yeni bir elçiyle yeni bir şeriat, yeni bir yasa, yeni bir kitap indirmiştir. Ve nihâyet kıyâmete kadar geçerli olacak, kıyâmete kadar değiştirilmeyecek, yenilenmeyecek, yerine bir şey konulmayacak en son hayat tarzını, en son kitabını, en son yasasını indirdi. Ve öncekileri de bu son kitabına, bu son elçisine tasdik ettirdi. Bu son kitap onların doğrularını yanlışlarını ortaya koydu. Önceki kitaplardan, önceki şeriat’lardan bu son kitaba aktarılacaklar aktarıldı, nesih edilip kaldırılacaklar da belirtilip kaldırıldı. Ve artık kıyâmete kadar varlığını ve geçerliliğini sürdürecek olan bu son kitabını, bu son elçisini tüm dünya insanlığına sundu. Öyleyse ey insanlar, önceki tüm kitapların, tüm şeriat’ların, tüm peygamberlerin bu kitaba aktarılanları hariç hükümleri bitmiştir. Artık bundan sonra ben Hıristiyan’ım, ben İncil’le amel ediyorum, benim peygamberim İsa (as) dır. Ben Yahudi’yim, benim kitabım Tevrat’tır, benim örneğim Mûsâ (as) dır demeye hiç kimsenin hakkı da, salahiyeti de kalmamıştır. Yâni bir zamanlar İsa (as) a iman etmiş, İn-cil’e inanmış olabilir insan. Şimdi aynı kaynaktan gelmiş Muhammed (as) vardır, Kur’an vardır. Şimdi Muhammed (as)’a ve Kur’an’a inanmak zorundadır. Veya daha önce cinleri, melekleri, insanları, hayvanları, taşları tanrılaştırmış, onlara kulluk etmiş olabilir insan. Bir kısım tâğutlara kulluğu meşru görmüş olabilir. Allah dinini bırakarak, Allah dinini tanımayarak kendi kendine dinler, sistemler, hayat tarzları geliştirmiş ve onlara tapınmış olabilir. Küfrün ve şirkin girdabına yuvarlanmış olabilir. Ama şu anda Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed (as) da O’nun elçisidir demek zorundadır. Eski yolunu, eski anlayışını, eski inanışını terk edip böylece inanmak zorundadır. İşte ey peygamberim, sen bunu böylece açıkla ve insanları bu dine, Allah yoluna dâvet et. Hiç böyle ileri-geri kimseyle tartışmaya girme. Çünkü Allah kimseyi zorla müslüman yapmadı. Kimseyi İslâm olmaya zorlamadı. Sen de ey peygamberim, sizler de ey peygamber yolunun yolcuları, bunu insanlara duyurun ve onları Allah yoluna dâvet edin, sizin göreviniz budur. Evet biz de bunu böylece insanlara duyuracak ve onları Allah yoluna, sırat-ı müstakime dâvet edeceğiz. Öyle bir dâvet edeceğiz ki, bu dâveti insanlara öyle bir ulaştıracağız ki, yeryüzünde ben bunu duymamıştım, ben bunu bilmiyordum, benim böyle bir şeyden haberim yoktu diyecek bir tane insan bile kalmamalı. Bu mesajdan haberdar olmadık bir tek fert bile kalmayacak biçimde bunu insanlara ulaştırma kavgası içine girmek zorunda olduğumuzu unutmayacağız. Peygamber yolunun yolcusu olarak bizim görevimiz de bugün işte budur. Eğer yine de seninle tartışmaya girerlerse ağızlarını payını vermek ve tartışmadan vazgeçmelerini sağlamak için de ki onlara, Allah yaptığınızı çok iyi bilir. Allah sizin benimle niçin tartıştığınızı, kaçma amacıyla mı? Anlama, öğrenme amacıyla mı? Beni oyalama amacıyla mı? Ne niyetle yaptığınızı Allah bilmektedir de ve işi bitir peygamberim. Sizinle bizim aramızda bir tartışma konusu yoktur. Çünkü artık hak beyan edilmiştir. Hak güneş kadar açıktır ve nettir. Sizler inatlarınız ve kibirleriniz yüzünden, kıskançlığınız yüzünden bildiğiniz halde hakkı kabule yanaşmıyorsunuz. Hak bu kadar belli iken, bu kadar ayan-beyan ortada iken, Rabbim kitabıyla hakkı bu kadar açıklamışken ve ben de size onu Rabbimin istediği biçimde tebliğ etmiş, duyurmuş iken artık onun karşısında inattan başka bir şey yoktur. İnatçı insanlar karşısında da delile ihtiyaç yoktur. Delil hakkı bilmeyen ve hak kendisine beyan edildiği zaman onu kabule hazır olan kimseler için söz konusudur de ve onlardan ayrıl. Çünkü: Allah yarın aramızdaki hükmünü verecektir. Aramızda ihtilâf ettiğimiz konularda yarın Allah hükmünü verecektir. Kim haklı, kim haksız onu yarın ortaya koyacaktır. Şimdi sizler Allah’ın verdiği yetkiyle, özgür iradelerinizle keyfinize göre bu böyledir, şu şöyledir diye hükümler verebilir, aklınıza göre yargılar geliştirebilirsiniz. Dilediğinizi affedip, dilediklerinizi cezalandırabilirsiniz. Dilediklerinizi nîmetlere boğup, dilediklerinize eziyetler çektirebilirsiniz. Dilediğinizi emredip, dilediğinizi yasaklayabilirsiniz. Dilediğinizi giyinip dilediğinizi soyunabilirsiniz. Dilediğiniz yerlerden kazanıp dilediğiniz yerlerde harcayabilirsiniz. Dilediğiniz gibi hukuk yapıp, dilediklerinize tapınabilirsiniz. Dilediğinize hayat hakkı tanıyıp dilediklerinizi susturabilirsiniz. Ama unutmayın ki evlerinde kendilerini kral zannedenler, ev halkına diledikleri gibi zulmedenler. Köyünde, kentinde, ülkesinde kendilerini tanrı yerine koyup, kendilerinde güç kuvvet görerek: Ben asarım! Ben keserim! Diyenler. Egemenlik bendedir! diyerek Allah kullarına yasa koymaya, insanları Allah’a kulluktan koparıp kendilerine kul, köle edinmeye çalışanlar. Allah’la, Allah’ın diniyle, Allah’ın â-yetleriyle, Allah’ın yasalarıyla savaşa tutuşanlar. Allah’a iman edenleri yok etmeye soyunanlar. Unutmayın ki bireysel kıyâmetiniz gelir gel-mez, kıyâmet kopar kopmaz elinizde hiçbir yetkiniz kalmayacak. Şu anda karşınızda hanımlarınız, çocuklarınız tir tir titreyebilir. Karşınızda vatandaşlarınız ezilebilir. Karşınızda işçileriniz kan kusabilir. Siyasal gücünüz karşısında, ekonomik varlığınız karşısında, askeri kuvvetiniz karşısında, zulmünüz, azgınlığınız karşısında insanlar diz çökmüş olabilir. Ama unutmayın ki bir gün öleceksiniz. Bir gün kıyâmet kopar ve her şey biter. İşte o zaman hakkınızdaki hükmünü Allah verecektir. Ne doğru, ne yanlış? Ne hak, ne batıl? Kim zalim, kim adil? Kim cennetlik, kim cehennemlik? Bu konuda Allah hüküm verecek ve herkes çaresiz O’nun hükmüne boyun eğmek zorunda kalacak. Aslında o gün vereceği hükmünü Rabbimiz bugün kitabında vermiştir. O gün diyeceğini bugün kitabında demiştir. Bugün elimizdeki şu kitapta her şey bellidir. Öyleyse ey insanlar, gelin yarın gelsin de o zaman Rabbimizin hükmüne tabi olalım demeyelim. Gelin bugün bu kitabın dediklerine tabi olalım. Bu kitabın hak dediklerini hak, batıl dediklerini batıl bilelim. İyi dediklerini iyi, kötü dediklerini kötü bilelim. Eğer bugün bu kitabın dediği gibi bir hayat yaşarsak o gün Allah’ın doğru diyecekleri bellidir.