25. “Andolsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri var ettik. Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.” Andolsun ki Biz Resullerimizi apaçık belgelerle, apaçık âyetlerle, apaçık kanıtlarla gönderdik. Hakkı, doğruyu, gerçeği net ve açık bir şekilde insanlara anlatan, gösteren âyetlerle, yahut da peygamberlerimizi destekleyen âyetlerle onları gönderdik. Aynı zamanda o peygamberlerle beraber insanlara kılavuzluk yapacak, onlara hakkı, cennet yolunu, sırat-ı müstakimi gösterecek, onları dosdoğru Allah yoluna, cennet yoluna iletecek kitaplar da gönderdik. Bir de ölçüyü, dengeyi indirdik. Hakkı bâtılı açıklayan, hakkı bâtıldan ayıran, hakkın ve bâtılın ne olduğunu belirleyen bir ölçü de indirdik. Ne için yapmış bütün bunları Rabbimiz? İnsanlar adâlet içinde olsunlar diye. İnsanlar hakkı, doğruyu, adâleti bilsinler de Allah’ın istediği biçimde adiller olsunlar, yeryüzünde Allah’ın istediği gibi bir adâlet uygulasınlar, insanlar arasında adâletle hükmetsinler, insanları adâletle ayakta tutsunlar, insanlara adâleti emretsinler, adâletle ayakta dursunlar diye. Allah peygamberlerini bir kitapla göndermiştir. Her peygamberin kitabı mı var ki? Demeye kimsenin hakkı yoktur. Çünkü kitap denince onun yazılı bir metin olması gerektiğini kim söylemiş? Kitabın yazılı olma şartı yoktur. Kitabımızın başka âyetlerinin beyanına göre Rabbimiz tüm peygamberlerine mutlaka vahiyde bulunmuştur. Her peygambere hayatlarını düzenleyecek bilgi ulaştırmıştır. Bakın En’âm sûresinin 84, 85 ve 86. âyetlerinde Rabbimiz peygamberlerini art arda sıralar. İshak, Yakub, Nuh, Dâvûd, Süleyman, Eyyub, Yusuf, Mûsâ, Harun, Zekeriya, Yahya, Îsâ, İlyas’ ı (a.s) saydıktan sonra da buyurur ki: “İşte kendilerine kitap, hüküm ve Peygamberlik verdiklerimiz bunlardır. Kâfirler onları inkâr ederlerse, inkâr etmeyecek bir milleti onlara vekil kılarız.” (En’âm 89) Halbuki bu elçilere yazılı bir kitap verildiğini bilmiyoruz. Öyley-se kitap için yazılı olma şartı yoktur. Kitap yazılı olma şartı olmadan yasadır, yazgıdır, hayat programıdır. Her bir peygamberle beraber Velî olan Rabbimiz, velâyeti altındaki kullarına yasalarını, isteklerini göndermiş, bildirmiştir ki, onların tümüne kitap diyoruz. Peygamberler, kitaplar gönderilmesinin, mizanın indirilişinin sebebi birey ve toplum hayatında adâletin uygulanmasıdır. Fert ve toplum hayatında bu kitap uygulanmalı ki, adâlet açığa çıksın. İnsanların bireysel, toplumsal hayatlarında, ekonomik dünyalarında, hukuklarında, eğitimlerinde ve hayatlarının her bir alanında adâletin açığa çıkması için bu kitabın uygulanması gerekmektedir. Yani bu kitap sadece insanların vicdanlarına hitap eden bir kitap değil, tüm toplum hayatını düzenleyecek bir kitaptır. Tüm bireysel ve toplumsal ilişkileri, tüm bireysel ve toplumsal hakları ve görevleri en âdil bir şekilde belirleyecek olan bu kitaptır. Tüm bireysel ve toplumsal problemlerin çözümü bu kitaptadır. Bulunduğunuz her bir ortamda hangi problem, hangi hak gündeme gelirse gelsin. Kadın hakkı mı, erkek hakkı mı? İşçi hakkı mı, işveren hakkı mı? Öğretmen, öğrenci hakkı mı, ana-ba-ba hakkı mı? Allah hakkı mı, kulların hakkı mı? Bunu ancak bu kitap çözecektir. Bunun dışında bunları çözeceğine inandığımız başka hiçbir kaynak yoktur. İnsanlar her şeyin ölçüsünü bir üst varlıktan, her şeyi bilen bir yüce varlıktan almak zorundadırlar. Evlenmede, boşanmada ölçü Allah’tandır. Sevmede, küsmede, kazanmada, harcamada, ana-baba olmada, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuksal yapılanma alanında ölçü, her alanda ölçü Allah’tandır. Denge Allah’tandır. Bu ölçüye, bu dengeye uymayan insanlar ölçüsüz ve dengesizdirler. Bu kitapla birlikte ince bir adâlet terazisi de indirmiştir ki, o her şeyi ölçer, her konuda ölçüyü vazeder. Tüm hakları o belirler. Tüm a-mel ve hareketleri, tüm tavır ve davranışları o mizana vurur. Her şeyi o dengeye getirir. Kitap, kendisine arz edilen şeylerin doğruluğunu, bâtıllığını ölçüp biçip ortaya koyma makamındadır. Meselâ bu amel Allah’ın rızasına uygun bir ameldir, ama şu öyle değildir. Şu Allah’ın razı olduğu sistemdir, ama bu değildir. Şu kıyafet Allah’ın razı olup istediği kıyafettir, bu Allah’ın istediği kıyafet değildir. Allah’ın istediği kazanma harcama şöyledir, böyle değildir. Allah’ın istediği düğün, kazanç, terbiye, çocuk eğitimi, tapınma, ulviyet, kutsiyet, zikir, takva modeli şöyle olmalıdır, böyle olmamalıdır de-me yetkisine sahiptir bu kitap. Rabbimiz bu kitapla ince bir adalet terazisi indirmiştir. Her şeyin ölçüsünü bu kitap belirleyecektir. Yani tüm hayat bu kitaba arz edilecek, bu kitabın terazisine konulacak. Bu kitabın tasdik ettiği, tamamdır, doğrudur, münasiptir dediği doğru olacak, yanlıştır dedikleri de yanlış olacaktır. Veya bu mizan ile kastedilen şey, bu kitabın sosyal hayatta uygulanan ve terazi gibi her şeyi yerli yerine oturtan, her şeyi en güzel ve en doğru biçimde tartarak hak ve bâtılın, doğru ve yanlışın, zulüm ve adâletin farkını ortaya koyan, her şeyi ortaya çıkaran şerîat olduğu söylenmiştir. Yani bu kitabın pratiği anlamına gelen şerîat hayata hakim oldu mu, her şey dengeye gelecek. Her şey, tüm hayat yerli yerine oturacak. Her inanç, her düşünce, her anlayış, her amel tartılarak sonucunun ve değerinin ne olduğu açıkça ortaya dökülecektir. Onun içindir ki kendi hayatlarının, kendi düşüncelerinin, kendi anlayışlarının, kendi yasalarının bâtıllığının, boşluğunun açığa çıkacağından korkanlar, Kur’an’ın ortaya koyduğu bu mizanın, yâni onun öngördüğü, onun ortaya koyduğu şerîatın uygulanmasına izin vermi-yorlar. Bu mizanın, bu terazinin açığa konmasına tahammül edemi-yorlar. Zira Allah’ın koyduğu ve milim şaşmayan bu terazide gerek kendileri, gerekse kendi yaptıkları sosyal kanunları tartıldığı zaman, onunla mukayese edildiği zaman kendilerinin de, yaptıkları kanunların da beş para etmediği açığa çıkacaktır. İşte bundan korkanlar bu terazinin ikâmesine izin vermiyorlar. Allah’ın sisteminin uygulanmasına imkân tanımıyorlar. Yeryüzünün en küçük bir bölgesinde, en ufak bir köyünde bile bunun uygulanmasına tahammülleri yoktur adamların. Bunlar kesinlikle biliyorlar ki, yeryüzünün en küçük bir köyünde bile bu şerîat uygulanmaya başladığı zaman tüm dünyanın ekonomistleri, tüm dünyanın hukukçuları, tüm dünyanın sosyal bilimcileri bu köye gelerek uygulanan bu sistemin eşsizliğini, mükemmelliğini görecek ve diğer sistemlerin ve anlayışlarınsa onun yanında hiçbir değer ifade etmediklerini görecek ve bunu anlayacaklardır. İşte tüm dünya kâfirleri, tüm dünya müstekbirleri bundan korktukları için, Kur’-an’ın pratiği diyebileceğimiz bu şerîatın, bu terazinin, bu mizanın hayata hakim olmasını istemiyorlar. Dünyanın en küçük bir köyünde, en ufak bir kasabasında bile bunun uygulanmaya başlamasına izin ver-miyorlar. Anlatılmasına izin veriyorlar. Belki tebliğine müsaade ediyorlar ama uygulanmasına asla. Çünkü uygulanmayan bir sistemin anlatılması ve insanlar tarafından kabullenmesi de mümkün olmayacaktır. Şu anda bu mizanın, bu İslâm şerîatının tümüyle uygulandığı örnek olarak gösterebileceğimiz bir karış toprak yoktur yeryüzünde. Sadece teorik olarak anlatılanlar vardır ve bir zamanlar bu sistem yaşanmıştır demenin dışında yapabileceğimiz bir şey de yoktur. Âyetin devamında da Rabbimiz kendisinin gönderdiği ölçülere uymayanlar için bakın şöyle buyuruyor: “Yine bir de Biz demiri indirdik, demiri yarattık ki onun içinde çok büyük şiddet vardır ve aynı zamanda insanlar için onda bir menfaat vardır.” Bir de demir yaratmıştır Allah. Bir de demiri farz kılmış, var kılmıştır Rabbimiz. Hakikaten bizi bu dünyada yaratan Rabbimiz bizim bu dünyada neye ihtiyacımız varsa, onu da bu dünyada bulundurmuştur. Herhalde madenler içinde en çok gereksinim duyulan şey demirdir. Bizim ihtiyaçlarımızı bizden daha iyi bilen Rabbimiz, bu dünyada bolca demir yaratmıştır. Meselâ bu dünyada bizim en çok muhtaç olduğumuz havayı, suyu çok yaratmıştır. Bu dünyada en çok bulunan nîmetler bunlardır. Demirin içinde bir şiddet vardır. Eğer bu dünyada insanlar bu dünyanın sahibine boyun eğmezlerse, o zaman demir onlar için bir şiddet, bir ceza unsuru olarak kullanılacaktır. Bıçak olarak, kılıç olarak, top, tüfek, tank olarak. Ama onda bunun dışında insanlar için başka menfaatler de vardır. İnsanların bu dünyada rahat bir hayat ya-şamaları için gerekli olan teknolojik eşyaların yapımı bu demirden olacaktır. İş makineleri bu demirden yapılacaktır. Bu demiri insanlar kullanacaklar, ondan istifade edecekler, ama ulaştıkları rahatlıkları ve teknolojik güçleriyle Rabblerine kafa tutmaya, O’na isyan etmeye kalkıştıkları zaman da bu demir dünyada onları cezalandırma unsuru olacağı gibi, âhirette de onların başlarını ezecek demirden tokmaklar olacaktır. Dünyada peygamberlerin gönderildikleri hakkın, hakikatin ikâmesinde kullanılacak bir demirden söz ediliyor. İnsanların yeryüzünde Allah’a kul olmalarına, insanların yeryüzünde Allah’ın gönderdiği adâleti ve kulluğu uygulamalarına kim engel olmuşsa, işte orada demir gündeme gelecektir. “Bak böyle yaparsan, demir var ha!” denilecektir. Öyleyse sûrenin adını aldığı demiri yerinde kullanmamızı isti-yor Rabbimiz. Bıçağın nerede kullanılması gerektiğinin ölçüsü de yine Allah’tan olacaktır. Onunla ekmek mi kesilecek, yoksa adam mı kesilecek? Bunu Allah söyler. Meselâ Dâvûd (as) zırh yaparak demiri kullanmıştır. Böylece O’na kim yardım eder? O’nun yardımına kim nail olur? Kendisine, kendi dinine, resullerine kim sahip çıkıp yardım eder bunu ortaya çıkarmak, açığa çıkarmak için. Görmedikleri halde peygamberlerinin gıyaben kendilerine verdikleri haberlere iman edip onlara nasıl yardım edeceklerini ortaya çıkarmak için. Allah elbette güçlüdür, Azîzdir. Yani Allah öyle etkin ve egemendir ki, nasıl isterse öylece hareket edecek ve yardım edecektir. Böylece gıyaben kendisine inanan, kendisine ve dinine arka çıkan insanları ortaya çıkarmıştır Rabbimiz. Ama sakın ha sakın, bu Allah’ın sizin yardımınıza muhtaç olduğu, peygamberlerin sizin desteğinize muhtaç olduğu zehabına götürmesin. Kesinlikle bilesiniz ki Allah Gavî’dir, Azîz’dir. Mutlak galiptir, yenilmezdir. Kimseye ihtiyacı yoktur O’nun. Sadece kendilerine verilen bu imkânları kendi dinine, elçilerine destekte mi kullanacaklar, bunu ortaya çıkarmak içindir bunun sebebi.