19-20. “Kitabı sağından verilen “Alın, kitabımı oku-, değil, onunyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum” der.” Kitabını sağından alanlar, kitabı sağından verilenler, yani kitabına sağından erişenler, kitabını sağdan elde edenler diyecekler ki: “Hey! Bakın! Okuyun kitabımı! Alın bakın benim kitabıma!” Gerçekten müthiş bir sevinç, müthiş bir coşma. Sınıftan geçme değil bu. Okulu bitirme, mahkemeden berat, hapishaneden kurtulma, polisi atlatma, maliyeciyi diskalifiye, ölümden, müebbet hapisten kurtulma değildir bu. Cehennemden kurtuluş ve cenneti kaybetmekten kurtuluş sevincidir bu. Adam bağıracak sevinçle, coşkuyla: “Hey! Bakın! Bakın benim kitabıma! Okuyun! İşte benim kitabım!” Sevinç gösterileri arasında iftiharla herkese gösterecek kitabını. “Kitabımı alın okuyun” mealindeki söz, onun son derece se-vinçli olduğunu gösterir. Çünkü amel defteri sağından verilince, ken-disinin kurtuluşa erenlerden ve nimete nail olanlardan olduğunu anlar da bunu başkalarına göstermek ister ki onun elde ettiği bu nimete başkaları da sevinsinler. Diyecek ki, “ben zaten hesaba çekileceğimi zannediyordum. Dünyadayken ben bunun zannı içindeydim.” Şüphe anlamına bir zan değildir bu. Bu tür zan, Kur’an’da var. Meselâ bakın Rabbimiz Bakara sûresinde gerçek mü’minleri anlatırken onların vasıflarından birisini şöyle ortaya koyuyor: “Onlar öyle kimselerdir ki, her an Rabblerine kavuşacaklarını ve ona döneceklerini bilirler.” (Bakara 46) Onlar her an Allah’la karşı karşıya gelivereceğine inanan mü’-minlerdir. Hani bir şehre gidersiniz de orada çok sevdiğiniz bir arkadaşınız olur. Günün birinde o şehre gittiğiniz zaman her köşeyi dönüşünüzde onunla karşılaşıverecek gibi olursunuz değil mi? Ha şu köşeyi dönerken, ha bu sokaktan geçerken karşınıza ha çıktı, ha çıkacak gibi beklersiniz değil mi onu? İşte burada anlatılan mü'minler de Allah’la ha karşılaştılar, ha karşılaşıverecekler. Allah’la her an karşı karşıya gelivereceklerine inanan insanlardır bunlar. Demek ki buradaki zan, iman manasına gelen bir zandır. Halbuki Türkçe’deki zan bundan biraz farklıdır. Hani zannederim şöyle, zannederim böyle şeklindeki ihtimal zannı değildir bu. Yani kişinin kesin olduğuna inandığı bir şey. Meselâ kapıdan çıkarken zannederim babamla karşılaşacağım! gibi bir zan düşünün. İşte Allah’la karşı karşıya gelivereceği zannı taşıyan insan. Allah’la ha karşılaştım! Ha karşılaşacağım! Zannı içinde, ümidi içinde bulunan insan. Nasıl yani? Adam kapıdan çıkarken Allah’la karşı karşıya gelivereceği zannında. Müşteriyle beraber olunca, kadın elini uzatınca, ya da yemek yerken, ya da yatarken, ya da kalkarken, yerken, içerken, yani hayatının her bir biriminde, zaman ve mekan diliminin her kesiştiği noktada, her hâ-lükârda Allah’la karşı karşıya gelivereceği zannında, imanında ve şu-urunda yaşayan insanlar. İşte Bakara’nın anlattığına göre bunlara, böyle yaşayan insanlara namaz kolay gelirmiş. Peki ne anlıyoruz bundan? Yani ne demektir bu? Anlayabildiğimiz kadarıyla bu ölüm demektir. Yani bu insanlar şöyle yaşarlarmış: “Ha şimdi ölüyorum! Ha biraz sonra ölüyorum! Ha şu köşeyi dönerken! Ha bu lokmayı yutarken! Ha bu sözü bitirmeden öleceğim!” zannıyla yaşamaktır bu. Kesin bilgi değildir bu. Hem kesin, hem de öyle değil, bir zandır yani. Yani gerçek mü'minler Allah’la karşı karşıya gelivereceklerini zannedenler. Ne zaman öleceğini bilmez ki adam! Ha şimdi! Ha biraz sonra! Ha şu köşeyi dönerken! Ha öbüründe! Ne zaman öleceğini bilmediği, bilemediği için bunu hep canlı ve hatırda tutma anlatılıyor. Yani mü'minler cennete bir karış yakın yaşarlarken kâfirler de cehenneme bir karış uzakta yaşarlar. Yani ölüm geliverdi mi, işte cennet ve işte cehennem. Bakın buradaki zan da işte bu manada bir zandır. Buradaki zan da, iman manasına kullanılmış. Kıyâmet günü hesap kitap dönemi kitabını eline alan mü'min aynen böyle diyecektir: “Ben zaten böyle bir hesap ve kitapla karşı karşıya geleceğimi zannediyordum!” diyecek. “Yani kesinlikle böyle bir günle karşı karşıya geleceğimi biliyordum! Ben bugünün bilinci içinde yaşıyordum! Bugün ha geldi, ha gelecek bunun bekleyişi ve şuuru içindeydim! Bunun zannı içindeydim! Ben hesaba çekileceğimin şuurundayım! Ben bunu bek-liyordum! Ben bunu kabulleniyordum! Ben buna inanıyordum! Ya da ben dünyada o hesap üzere yaşıyordum! Onunla hayatımı programlı-yordum! Ben hesaba çekileceğim, diye yaşıyordum! Hangi konuda? Her konuda.” Yâni mü’min Rabbi hakkında güzel zanda bulunmuş ve güzel amel işlemiştir. Münâfık ise Rabbi hakkında kötü zanda bulunmuş ve kötü amel işlemiştir. Ve mü’minin Kur’an’da geçen zannı kesin bilgi, kâfirin zannı ise şüphe manasındadır. İşte bakın diyor ki mü’-minler; "Biz dünyada iken ahiretten gafil olarak değil, aksine bir gün Allah'ın huzurunda hesap vereceğiz bilinci ile yaşadık.”