Hakka Suresine Dön

Hakkaالحاقة

21. Ayet

21Hakka Suresi

فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۙ

Artık o, razı olunan bir yaşam içindedir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

21-23. “Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.” Artık o razı olacağı bir hayata gitmiştir. Artık o razı olacağı bir hayatın içindedir. Cennette hoşnutluk içindedir o mü’minler. Razı olacakları bir cennet hayatı içinde Rabblerinin ağırlamasıyla ağırlanacaklardır. Onlar için orada razı olacakları, hoşnut olacakları büyük bir ağırlanma vardır. Orada Allah’ın sonsuz lütfuna ve ebedî ağırlamasına gidiyor o mü’minler. Orada mahrumiyet yoktur. Orada hastalık, dert, sıkıntı yoktur. Orada hoşlanılmayan hiçbir şey yoktur. Orada rıza, hoşnutluk ve mutluluk vardır. Orada Allah’ın nîmetlerinin insanın yüzüne, içine, kalbine, benliğine sinmesi vardır. Yani orada Allah’ın nîmetlerinin eseri insanın yüzünde, gözünde ve tüm benliğinde hissedilecektir. Sevinciniz yüzünüzde, gözünüzde, halinizde ve tavırlarınızda etrafa taşacaktır. Yani onları görenler her taraflarından bu nîmetlerin sevincinin aktığını hissedecek. Cennette Rabbinizin sizi hoşnut emek için hazırladığı nîmetlerin eseri her halinizden görünür biçimde sevindirileceksiniz. Süslenip ziynetlendirilecek, ikram olunacaksınız. Cennet sizinle özdeş olacak. İçinize, dışınıza sinecek ve tüm zerrelerinizde etkisini gösterecektir. Allah’ın rahmeti sizi çepeçevre kuşatacak ve Allah’ın nîmetleriyle iç içe olduğunuzu her an hissedeceksiniz de bütün bunların Rabbinizden geldiği şuuru içinde Rabbinize karşı sürekli bir hay-ranlık ve şükran duygusu içinde olacaksınız. Mü’minler orada razı olacakları bir hayatı yaşayacaklar. Orada onlar için canlarının çektiği, gözlerinin zevk alıp lezzet duyduğu şeyler vardır. Cennette insanın zevkine keder verecek, gözünü ve bediî zevkini yok edecek hiçbir şey yoktur. Cennet nîmetleri içinde insanın burun kıvırma, iştahsızlık veya beğenmeme gibi herhangi bir şey yoktur. Beğenerek arzu içinde onlardan istifade edeceğiz. Hani damak zevki mi başka zevkler mi her şey var orada. Ama tabii fıtraten kötü olan şeyler de istenmeyecektir. İşte cennetteki razı olacağımız, hoşnut olacağımız bütün bu nîmetler içinde biz sevdiğimiz Rabbimizin rızasını, Rabbimizin hoşnutluğunu birlikte yudumlayacağız. Hem nîmetin kendi güzelliği hem de onu bize sunan Rabbimizin güzelliği, O’nun bizden bizim de O’ndan razı oluş güzelliğimiz o nîmetlere kendilerine can atma özelliği kazandıracaktır. Çünkü dünyadayken zaten mü’minler Allah’tan razı olmuşlardı. Allah’tan ve Allah’tan gelenlerden razı olmuşlardı. Din adına en güzelini, hayat adına en güzelini, hayat programı ve sistem adına en güzelini, hukuk, eğitim, kanun, kazanç, eşya, ev tefrişi adına en güzelini Allah’ınki bilmişler, Allah’ınkinden hoşlanıp razı olmuşlardı. Hayatlarını hep Allah’a sorarak yaşamışlardı. Allah’ın razı olmadığı, Allah-tan izin almadıkları şeylerden nefret etmişler, uzak durmuşlardı. Hayat programlarını insanlardan veya toplumdan almaya, Avrupa’dan, Amerika’dan, İsviçre’den, Fransa’dan almaya kalkışmamışlardı. Sadece Allah’ınkilerden razı olmuşlar, kulluklarını sadece Allah’a yapmaya çalışmışlardı. Onlar böylece Allah’tan razı olunca, Allah da onlardan razı olmuştu. İşte Allah, razı olduğu kullarına razı olacakları bir hayatı sunuyor. Yüksek, yüce, ulvî cennetlerdedir o. Yüksek cennettedirler on-lar. Dereceleri yüksek, ya da kadr-u kıymetleri yüksek cennettedirler onlar. Bu yükseklikle mekan yüksekliği kastedileceği gibi, derece, şan, şöhret, mertebe, makam, mevki yüksekliği de kastedilmiş olabilir. Ahkâf sûresinde bu husus şöyle anlatılır: “İşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir. Kendilerine haksızlık yapılmaz.” (Ahkâf 19) Ne iyilerin iyilikleri, ne de kötülerin kötülükleri asla karşılıksız kalmayacaktır. Dünya hayatında yaptıklarından, işlediklerinden ötürü herkesin amellerine karşılık dereceleri vardır. Cennette cennetlikler içinde, cehennemde cehennemlikler içinde dereceler vardır. Cennetin de, cehennemin de dereceleri vardır. Cennetin ve cennetliklerin dereceleri kademe kademe yukarı doğru yükselirken, cehennemin ve cehennemliklerin dereceleri de aşağıya doğru derecelenmektedir. Dereceler, ameller karşılığıdır. Cennetliklerinki mükâfat ve nîmetlerin ar-tırılması türünde bir derecelendirilme iken, kâfirlerinki de azabın artması türünde bir derecelendirilmedir. “Kutûf” Koparılmış ve toplanmış meyve manasına gelen kıtf kelimesinin çoğuludur. Veya kutûf, katf’ın çoğuludur. Katf, üzüm salkımı gibi koparılıp toplanan meyve demektir. Rivayete göre kul, ayak-ta veya oturarak veya yatarak o meyveleri ağzıyla ağacından alır. Hattâ kişi yattığı yerden bile o meyveleri koparabilecektir. O cennetin devşirilmeye hazır meyveleri vardır. Meyveleri hemen devşirilmeye hazırdır. Yani yenileceği şeyler daha çiçekte değil, çağlada değil, ya da solgun değil, çürük değil. Hani birisine diyorsu-nuz ki: “Yarın sizin bahçeye kiraz yemeye geliyoruz!” Adam diyor ki: “Olmaz! Şu anda kirazlar daha olmadı! On gün sonra gelin! Kirazlar olgunlaşınca gelin!” Ohoo! On gün bekleyeceğiz. Veya “üzümler şimdi koruk, bir ay sonra gelin” der, değil mi adam? Bir ay bekleyeceğiz, çok uzun iş. Halbuki cennettekiler öyle değil. Kiraz mı istedin? Hemen. Ayva mı istedin? Hemen. Cafcaf, cifane, cürsüm mü istedin? Hemen hazır. Ne istersen hemen. Hiç bekleme yoktur. Tabi hep bildiğimiz şeyler değildir orada bize ikram edilecek olanlar. Hiç bilmediğimiz, görmediğimiz, tatmadığımız şeyler de ikram edilecektir orada ve şöyle denilecek: