11-12. “Ey Muhammed! Münâfıkların, kitap ehlinin inkârcılarından olan kardeşlerine “Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız andolsun ki, biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız; eğer savaşa tutuşursanız mutlaka size yardım ederiz” dediklerini görmedin mi? Allah onların yalancı olduklarına şâhitlik eder. Onlar çıkarılmış olsalar, andolsun ki, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, andolsun ki, onlara yardıma koşmazlar; onlara yardıma gitseler, mutlaka geri dönüp kaçarlar, sonra yardım da görmezler.” Allah’ın yardımıyla Allah safında, Allah desteğinde olan Müslümanlara bir İslâm zaferi nasip olunca, bir galibiyet, bir başarı açığa çıkınca, o münâfıklar, o kâfir oldukları halde Müslüman görüntüsüne bürünmüş, inanmadıkları halde Müslümanlık gösterisinde, teslimiyet sergilemesinde bulunan insanlar rahat durmayacaklardır. “Ey Müslümanlar! Hiç korkmayın! Onların size verebilecekleri hiçbir zararları olamayacaktır. Size karşı hiçbir şey yapamayacaklardır. Kesinlikle bilesiniz ve güvenesiniz ki, Ben onları da, onların size karşı işbirliği yap-maya çalıştıkları ehl-i kitabın kâfirlerini de, Yahudileri ve Hristiyanları da görmekteyim, bilmekteyim. Siz onları Bana bırakın. Ben onların hesaplarını göreceğim. İçinizdeki bu beyinsizlerin sizi yok edebilmek için birlikte anlaşma imzaladıkları kâfirleri de, onların akıl hocaları olan, pirleri olan şeytanların da işini bitireceğim,” diyor Rabbimiz. “Onlarla sizin aranızdaki bu savaşta onlar sizden önce karşılarında Beni bulacaklar. Bu savaşta kesinlikle bilesiniz ki Benim ordularım galip gelecektir,” buyuruyor. Kâfir ve münâfık topluluklar karşısında Allah mutlaka galip gelecektir. “Ey peygamberim, baksana şu iki yüzlülere, bakmaz mısın şu münâfıklara. Ehl-i kitaptan kardeşleri olan kâfirlere, küfürde kardeşleri olan Yahudilere diyorlar ki: “Şâyet sizler şu Müslümanlar tarafından çıkarılırsanız, andolsun ki sizlerle birlikte biz de çıkacağız. Sizlerle birlikte biz kardeşleriniz de geleceğiz. Sizi yalnız bırakmayacağız. Sizin desteğinizde, sizin yanınızda olacağız. Size karşı hiç kimseye itaat et-meyeceğiz. Size karşı kimseyle birlikte hareket etmeyeceğiz. Şâyet sizinle savaşılırsa mutlak sûrette size yarım edeceğiz, Müslümanlara karşı sizin yanınızda olacağız.” Rabbimiz buyuruyor ki: “Allah şâhittir ki bu hainler kesinlikle yalan söylüyorlar. Eğer bu Yahudiler Rasulullah ve beraberindeki Müslümanlara karşı yaptıkları ihanetlerinden dolayı yerlerinden yurtlarından çıkarılırlarsa, kesinlikle o münâfıklar onlarla beraber çıkmazlar. Bu adamlar samimi değiller. Bunlar ne kâfirlerdendir, ne de sizden. Bunlar sadece menfaatlerinin kullarıdırlar. Menfaatleri neyi gerektirirse, hangi tarafta bulunmak işlerine gelirse o tarafta yer alırlar. Şâyet o Yahudilerle bir savaş gerçekleşirse, bunlar asla onlara yardımda bulunmazlar, destek olmazlar. Bir gösteri aşkıyla onlara yardıma gitseler bile hemen arkalarını dönüp giderler. Çünkü bunların karakteri dönekliktir. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” Rabbimiz bundan önceki âyetlerinde Medine’de Allah ve Resûlü egemenliğinde Müslümanca bir toplum oluşturma çabası içinde olan Muhâcir ve Ensâr’dan söz etmişti. Onların feylerden, ganîmetlerden hissedar edilmesi gerektiğini anlatmıştı. Özellikleriyle Ensâr’ı, Muhâciri’ni ortaya koymuş, sonra da onların arkasından gelenlerin nasıl olmaları gerektiğini açıklamıştı. Eğer böyle bir toplum kurulursa bileceğiz ki bir takım problemler ortaya çıkacaktır. Çünkü şeytan sadece Medine’deki Müslümanların düşmanı değildir. Şeytan sadece onların yollarının karşısına çıkmaz. Kıyâmete kadar bu oluşum içine girmiş tüm Müslümanların düşmanıdır şeytan. Kıyâmete kadar Müslümanlar hep şeytan ve dostlarıyla karşı karşıya olacaklardır. Kıyâmete kadar her dönemde Müslümanlar şeytan dostlarının zulümlerine karşı göğüs germek zorunda kalacaklardır. Müslümanların münâfıklarla ilişkileri anlatılıyor. Müslümanların Medine’ye hicrete hazırlandıkları dönemde Medineliler Abdullah bin Übeyy bin Selül’ü kendilerine reis seçmeye hazırlanıyorlardı. İşte tam bu devrede Allah’ın Resûlü Medine’ye teşrif buyurdu ve onun reisliği de suya düştü. Elbette Allah ve Resûlü egemenliği altında yaşanacak bir şehirde, bir ülkede Müslümanların devlet başkanı Allah’ın elçisi olacaktı. Bu durumda Abdullah bin Übeyy tam kazanırken kaybetti ve tüm ümitleri yıkıldı. Etrafındaki münâfıklar dediler ki, “sen de Müslüman olduğunu söyle. Peygambere karşı teslim olmuş, Müslüman olmuş görün. Ona karşı iyi davran. Belki kurulan bu yeni devlette sen de bir yer edinirsin.” Zaten akrabalarından pek çoğu da Müslüman ol-muştu. Yapabileceği bir şey yoktu. Gönülden iman etmeyip böyle bir iman gösterisinde bulunan Übeyy içten içe şeytanca hareketlere girişmekten geri durmadı. Ama hiçbir başarıya ulaşamadı. Çünkü Allah böyle zalimlere asla yol göstermez, asla yardım etmez. Allah, dinine, peygamberine ve Müslüman kullarına komplolar içinde olanları asla başarıya ulaştırmaz. Bu toplum, münâfıklar topluluğu Medine toplumunun insanlarıdır. Müslümanların güçlü olduğu toplumlarda münâfıklar görülür. Müslümanların güçsüz olduğu ortamlarda kâfirler küfürlerini açıkça ortaya koyarlar. Böyle münâfıkça tavırlara ihtiyaç duymazlar. Müslümanların güçlü oldukları ortamlarda bu tür insanlar inanmadıkları halde inanmış gibi görünür ve için için kâfirlerle işbirliği içine girerek müslümanları arkadan hançerlemeye çalışırlar. Kâfir güç odaklarıyla gizli gizli anlaşmalar yaparak Müslümanları yok etmenin hesabına girerler. Kâfirlerle birlikte hareket ederler ama aslında bu adamlar kâfirlerle de beraber değillerdir. Yani bu münâfıkların asıl amacı küfür de değildir. Bunlar kimliksiz insanlardır, dâvâsız insanlardır. Onların dinleri de, dâvâları da sadece menfaatleridir. Menfaatleri gereği bir sarkaç gibi bazen küfre ve kâfirlere, bazen de imana ve Müslümanlara meylederler. Kâfirlerle Müslümanlar arasında gerçekleşecek bir savaşta onlar asla kâfirlerin yanında yerlerini almazlar. Çünkü savaş zor bir şeydir. Bu savaşta hangi tarafın kazanıp hangi tarafın kaybedeceği de belli olmadığından menfaatlerini kaybetmemek için hem kâfirlerin yanında, hem de Müslümanların safında görünmek isterler. Onun için bakın Rabbimiz şehadet ederek buyuruyor ki, “onlar yalancıdırlar.” Tarih boyunca hep böyle olmuşlardır.