14. “Onlar sizinle toplu olarak, ancak surla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arkasından savaşı kabul edebilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise çok serttir; onları birlik sanırsın, oysa kalpleri birbirinden ayrıdır. Bu, akl etmeyen bir topluluk olmalarındandır.” Asla toplu olarak, saf olarak sizinle savaşı göze alamazlar. Sizin karşınızda saf tutamaz, sizinle ciddi bir savaşa giremezler. Ancak surlarla çevrilmiş, kaleleştirilmiş, tahkim edilmiş, kendilerini garantiye aldıkları kasabalar içinde, yerleşim merkezleri içinde sizinle savaşa razı olabilirler. Yahut duvarlar arkasından, surlar arkasından sizinle savaşı göze alabilirler. Çok uzaklardan uzak menzilli topların arkasından size bombalar yağdırabilirler. Çok yüksekten, uçaklardan size bombalar atabilirler. İşte şu anda Çeçenistan’da aynı şeyi yapıyorlar. Aylardır yukardan Çeçen yerleşim birimlerini bombalıyorlar. Yiğitçe Müslümanların karşısına çıkacak cesareti kendilerinde bulamıyorlar. Müslümanlar şehri terk ettikten sonra oralara girebiliyorlar. Kendilerini ölümden garanti edecek tedbirlerini almadıkça savaşa giremiyorlar. Çünkü bunlar Allah desteğinden mahrum olduklarını, Allah’ın Müslümanların yardımında olduğunu biliyorlar. Tüm dertleri yaşamak, dünya nîmetlerine ulaşmak, sömürmektir. Onu kaybetmemek için çok korkarlar. Be’sleri, güçleri, kuvvetleri kendi aralarında, kendi içlerinde sağlamdır, şedittir. Kendilerini öyle görmekte, öyle zannetmekteler. Veya kendi aralarındaki savaşları çok çetindir. Birbirlerine karşı yürüdüklerinde birbirlerini kırıp geçirirler. Birbirlerine karşı çok acımasızdırlar. Çünkü iki tarafın da birbirlerine üstünlük sağlayacağı bir özelliği yoktur. İki taraf da kâfirdir, iki taraf da dünyacıdır. İki taraf da dünyayı istiyor. İki taraf ta yaşamak, dünyayı kaybetmemek için her şeyi caiz görüyor, her şeyi yapmaya çalışıyor. Kendi hayatını garantiye alabilmek için karşı tarafın üzerine binlerce insanı bir anda yok edecek atom bombasını, hidrojen bombasını, nükleer silahları atmaktan hiç çekinmez, birbirlerini kırar geçirirler. Üstelik Allah da onlara yardım etmez. Ey peygamberim ve ey Müslümanlar! Siz onları toplu, bir ve beraber zannedersiniz. Onları birbirlerine kenetlenmiş, birbirlerine bağlı bir bütün zannedersiniz. Birbirleriyle dayanışma içinde toplu hareket ettiğini, kalplerini bir ve beraber zannedersiniz. Halbuki onların gönülleri, kalpleri parça parçadır. Kalpleri başka başka, ayrı ayrıdır. Her biri ayrı bir baş çeker. Her biri kendi menfaatlerinin peşindedir. Her biri dünyanın kendisinin olmasını istemektedir. Birlikte istedikleri, birlikte hedefledikleri toplu arzuları, ortak istekleri, hedefleri yoktur. Herkesin baş olmak istediği yerde baş olmaz. Herkesin ben olayım dediği yerde hiç kimse olmaz. Cemaat ancak herkesin belli bir hedef, belli bir amaç, belli bir dâvâ, belli bir başkan, belli bir önder etrafında toplandıkları yerde çıkar. Bütün bunlar onların akıllarını kullanmayan, akıllarını kullansalar bile vardıkları neticelere uymak istemeyen, uslanmak, akıllanmak istemeyen bir topluluk olmalarındandır. Her birinin menfaati diğerinin menfaatiyle çatışma içerisindedir. Ama Müslümanların toplumunda bu böyle değildir. Onların her birinin menfaati Allah yolunda kullanılır. Her birinin menfaati diğerini destekler. Her bir mü’min diğer mü’minler için vardır. Böyle olunca tıpkı bir binanın tuğlaları gibi birbirini destekleyen, birbiri için yaşayan bir topluluktur olurlar.