20. “Cehennemliklerle cennetlikler bir değildir. Kurtuluşa ermiş kimseler cennetliklerdir.” Cennet ashabıyla cehennem ashabı asla birbirlerine müsavî olmazlar. Cennetin sohbetçileriyle cehennemin sohbetçileri, cennetliklerle cehennemlikler asla birbirlerine eşit olmaz, denk olmazlar. Hiç Allah’a, Allah’tan gelen hayat programına inanmış ve bu imanına dayalı bir hayat yaşamış bir Müslümanla bir kâfir birbirlerine denk olur mu? Bunların dünyadaki hayatları bir değil ki âhiretteki hayatları bir ve benzer olsun? Bunların ne inançları, ne düşünceleri, ne hayatları, ne de hedefleri birdir. Ne kalpleri, ne gözleri, ne kulakları, ne de diğer âzâları birbirine denktir. Mü’minin kalbi Allah sevgisiyle, imanla dopdoludur. Mü’minin gözü Allah için bakar, Allah için görür. Kulağı Allah için işitir, ayakları Allah için yürür, elleri Allah için tutar. Mü’minin kalbinde, mü’minin hayatında emniyet vardır, güven, huzur ve sükun vardır. Kâfirin kalbinde ve dünyasında huzursuzluk, korku, ümitsizlik vardır. Yani yaşadıkları hayatlarında denk olmadıkları gibi ölürlerken de asla bir olmayacaklardır. Kur’an’ın başka âyetlerinden öğreniyoruz ki, mü’minlerin ölümlerine gökler ve yer ağlayıp göz yaşı dökerken, kâfirlerin gebermesine sevinmektedirler. Ölümleri esnasında müminlere Allah’ın Melekleri gelerek: “Korkmayın! Üzülmeyin! Biz sizinle beraberiz! Cennete kadar sizi bırakmayacağız!” müjdesini verirken, kâfirler için azap üstüne azap tehditleri gelmektedir. Mü’minler ölümle yepyeni ve hesapsız güzellikte bir hayata giderken, kâfirlerin öbür tarafta hayatları olmayacaktır. Bu dünyada kâfirlerle mü’minler denk, birbirlerine benzer olmadıkları gibi, âhirette kesinlikle denk olmayacaklardır. İmandan ve mü’minden razı olan Allah, asla küfürden ve kâfirlerden razı olmaz. Allah asla kâfirlerin yaşadıkları hayatı onaylamaz, onları mü’minlerle bir tutmaz, tutmayacaktır. Cennete geçiş vizesi alanlar, cennete pasaport alanlar işte onlardır. Cennet öncesi barikatları Allah’ın yardımıyla aşarak cennete girecek olanlar, kurtuluşa erecek olanlar bunlardır. Muradlarına eren-ler, cennete eşlik edenler bunlardır. İşte bu âyetlerin beyanıyla insanlar iki gruba ayrılmaktadırlar. Cennetlikler ve cehennemlikler. Cennetin sohbetçileri, cehennemin yaranları. Engelleri aşamayarak geri kalanlar, gericiler, tüm engelleri aşarak cennete uçanlar. Peki acaba fâizûn’dan, cennete ulaşanlardan olabilmek için insanın önünde bir kılavuz, bir mihmandar, bir yol gösterici var mı? Bunun bilgisini insan nereden kazanacak? İnsan bu dünyada göremediği engelleri nasıl keşfedebilecek? Elbette bizi yaratan, bizi bu dünyada imtihana çeken Rabbimiz bizi hidâyetsiz, bilgisiz, yolsuz, yordamsız bırakmamıştır. İşte şu elimdeki kitabı bize hidâyet, kılavuz olarak göndermiştir. Bakın işte bu hidâyet kaynağında bundan sonraki âyetinde bunu şöylece açıklıyor: