2. “Kitap ehlinden inkârcı olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O’dur. Oysa ey inananlar! Çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da, kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah’ın azabı onlara beklemedikleri yerden geldi, kalplerine korku saldı; evlerini kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri! Ders alın.” Ehl-i kitaptan kâfir olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O’dur. İlk haşr ile onları kendi yurtlarından sürüp çıkaran Allah’tır. “Ey mü’minler, bilesiniz ki size bu zaferi lütfeden Rabbinizdir. Ben-i Nadir Yahudilerini yurtlarından çıkaran sizler değil Allah’tır.” Allah düşmanı Yahudiler Medine’yi terk ettikten sonra onlardan bir kısmı Hayber’e, bir kısmı da Filistin’e gittiler. Daha sonra Hayber’in fethini Rabbimiz Müslümanlara müyesser kılınca, Yahudiler oradan da Suriye taraflarına göç ettiler. Bazı hadislerde haşrin o bölgelerde olacağına dair rivâyetler mevcuttur. Haşr, toplanmak demektir. Dağılmış insanların bir araya toplanmaları demektir. Böylece anlıyoruz ki birinci haşr, Ben-i Nadir’in Medine’den çıkarılması, ikinci haşr da Hz. Ömer efendimizin Yahudileri tüm Suudi Arabistan’dan sürüp çıkarmasıdır. Son haşr ise kıyâmet günü vuku bulacaktır. Bu haşr ifadesiyle Yahudilerle savaşmak için Müslümanların toplanması şeklinde bir anlayış da vardır. Müslümanlar toplanmış ama Allah’ın yardımıyla savaş olmadan Yahudiler terk edip gitmişlerdir. Oysa ey Müslümanlar, sizler onların çekip gideceklerini hiç beklemiyor, hiç ummuyordunuz. Hiç kimse buna ihtimal vermiyordu. Çünkü Medine’de Yahudilerin her birinin kale gibi muhkem evleri vardı. Hiç kimse onların bu yerlerini, yurtlarını terk edip gideceklerini beklemiyordu. Medine’de silah ticareti, silah îmâlâtı onların elindeydi. Yıllar süren bir saltanatları, bir geçmişleri vardı. Halbuki Müslümanlar Medine’ye geleli 3-5 yıl olmuştu. Henüz kurdukları devlet de oturmuş değildi. Silahlarını bile onlardan emaneten temin ediyorlardı. Her şey ellerinde olan bir toplumun yenilebileceğini düşünmek gerçekten zordu. Yahudiler de şöyle hesap ediyorlardı: Kendilerini Allah’tan, Allah hizbi, Allah taraftarı olan Müslümanlardan koruyabilecek tek şeyleri kale gibi olan evleridir. Ama Allah’ın azabı onlara beklemedikleri yerden geliverdi de böyle bir iman gücü karşısında pes edip yerlerini, yurtlarını terk ediverdiler. Allah kalplerine öyle bir korku saldı ki, kendi evlerini kendi elleriyle Müslümanlara teslim ettiler. Kalplerine Cenab-ı Hakk’ın attığı korkuyla, can derdine düştüler. Zaten adamların uğrunda savaşacak bir inançları da olmadığı için, ölünce cennete gitme ümitleri de olmadığı için savaşı göze alamadılar. Bırakıp gittikleri o muhkem evleri, Müslümanların işine yaramasın diye kendi elleriyle yıktılar. Oraları ele geçirmek için yıkan Müslümanlara katılarak kendileri de yıkıyorlardı. Rabbimiz buyuruyor ki: “Ey akıl sahipleri! Ey basiret sahipleri! Haydi bu hadiseden ibret alın! Ders alın bundan! Ey Kur’an’la görmek, Kur’an’la bakmak, Kur’an’la düşünmek zorunda olanlar! Haydi bakın kitabınıza da bu hadiseden ders çıkarın! Rabbinizden size basiretler gelmiştir. Rabbinizden size gözlükler gelmiştir. Hadiselere Kur’an’ın gözlüğüyle bakabilenler basiret sahipleridir. Kur’an’dan habersiz hareket edenler ise kördür!” Öyleyse ey müslümanlar! Sakın sizler kör olmayın. Körler gibi hareket etmeyin. Ey kendilerine Allah tarafından basiretler gönderilmiş Müslümanlar! Rabbinizin bu âyetlerinden, Rabbinizin bu değiş-mez yasasından ibret çıkarın. Şu gerçeği iyi anlayın ki, Allah’la savaşa tutuşan hiçbir toplum iflah olmamıştır. İşte görüyorsunuz ki çok güçlü, çok kuvvetli bir toplum, Allah desteğindeki Müslümanlar karşısında kendiliklerinden teslim oluyorlar. Böyle bir gücün böyle kendiliğinden yenilmesi mümkün değil gibi görünse de, Allah dileyince olmazı oldurur. Bundan ibret almak gerekir. Allah’la savaşanlar kiminle savaştığını anlamalı, Allah safında savaşan Müslümanlar da kimin safında olduklarını bilmelidirler. Böylece Rabbimiz safındaki mü’minlere hiç ummadıkları bir zaferi nasip ederken, Yahudilere de yeni bir kader çizmiş oluyordu. Onlara da sürgün yazılıyordu. Tabiî bu onlar için de Rabbimizin bir rahmetiydi. Yıllar yılı Allah’a kulluktan çıkmış, kitaplarını tahrif etmiş, peygamberlerinin yolunu bozmuş bir toplumun akıllarını başlarına getirecek bir fırsat çıkardı karşılarına. Toptan öldürülmekten kurtardı onları da, yaşama imkânı verdi. Durup düşünme fırsatı verdi. Biz ne yaptık ki Allah bize bunu takdir buyurdu? diye kendilerini sorgulama ve yeniden Allah’a dönüş imkânı lütfetti. Bakın bundan sonraki âyetinde Rabbimiz buyuruyor ki: