7. “Allah’ın fethedilen memleketler halkının mallarından peygamberine verdikleri; Allah, peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun; Allah konusunda takvalı olun. Doğrusu Allah’ın cezalandırması çetindir.” Allah’ın fethedilen memleketler halkının mallarından peygamberine verdikleri ganîmet malları, feyler, yani kendiliğinden gelen mallar şu şekilde taksim edilecektir: Bir kere bunlar Allah ve Resûlü’nün-dür. Bu konuda yetki Allah ve Resûlü’ne aittir. Bu mallardan Allah ve Resûlü’ne bir pay ayrılacaktır. Peki Allah ve Resûlü’ne ayrılacak miktar ne kadardır? Anlayabildiğimiz kadarıyla Allah ve Resûlü’ne ayrılması gereken bu pay, Allah ve Resûlü’nün hukukunu ilgilendiren konularda, Allah ve Resûlü yolunda harcanacak olan şeylerdir. Allah’ın Resûlü bu feylerden kendisi ve ailesi için nafaka alıyor, geri kalanı da silah ve binek hayvanları için harcıyordu. İkinci olarak peygambere yakınlığı olan akrabalarına bir pay vardır. Bunlar Ra-sulullah Efendimizin akrabalarıdır. Öncelikle anlaşılan budur. Ama genel olarak savaşa katılanların akrabaları da anlaşılacaktır. Yani böyle savaşılmadan, kendiliğinden gelen mallarda savaşa katılan mü-cahitlerin arkada bıraktıkları, yaşlı, güçsüz oldukları için savaşa katı-lamamış akrabalarına da bir hisse ayrılacaktır. Üçüncü olarak yetimlere de ondan bir hisse ayrılacaktır. Dördüncü olarak yoksulların hakkı, beşincisi olarak yolda kalmışların da onda hakları vardır. Görüyor musunuz Rabbimizin dağıtımını? Kimlere ayrılıyor bu mallar? Allah’ın âdil taksimine bir bakın, bir de zalim sistemlerin bu malları kimlere verdiklerine bir bakın. Şu anda toplumdaki gelirlerin kimlere peşkeş çekildiğini, kimler tarafından gasp edildiğini görüyoruz. Toplumda fakirler, açlar, yetimler, ihtiyarlar, dullar, yolda kalmışlar hiçbir şeye ulaşamazlarken, üç-beş zalim büyümeye devam ediyor. Mallar, mülkler, servetler, üç-beş zalim insan arasında pay ediliyor. Şu anda tüm dünyada yüzde 10’luk bir azınlık, yüzde 90’lık bir çoğunluğun sırtındadır. Tüm dünya bu azınlığı beslemek zorundadır. Yesinler bakalım bu doyumsuz zalimler. Yakında geberecekler ve haklarını yedikleriyle hesaplaşmak üzere Rabblerinin huzuruna gidecekler. Bakın âyetin devamında Rabbimiz buyurur ki: “Ta ki o mallar, o servetler sizin aranızda, zenginler arasında dönüp dolaşan bir servet, bir devlet olmasın diye Biz bunu böyle yaptık,” diyor Rabbimiz. Bu mallar, bu mülkler sadece sizin zenginleriniz arasında dönüp dolaşan, birinin mülkünden öbürünün mülküne, birinin cebinden öbürünün cebine intikal eden bir devlet olmasın diyor Rabbimiz. İşte Müslümanların ekonomi siyasetleri budur. Bu zenginlik, bu servet, bu mallar ve mülkler toplumun tüm kesimlerine yayılmalıdır. Sadece zenginlerin elinde dönüp dolaşmamalıdır. Zenginler daha çok şişmemeli, fakirler de daha çok fakirleşmemeli. Bir kesim açlığından ölürken, diğer taraf şiştikçe şişmemeli. Rabbimiz bunun için zenginlere zekâtı, sadakayı, infakı, her türlü fedakârlığı ve harcamayı emretmektedir. Sizin mallarınızda isteyen ve isteyemeyenlerin hakkı vardır, buyurarak zenginlerin fakirlere kendi haklarını vermelerini emretmiştir. Yine zenginlerin vefatıyla birlikte onların mallarının en geniş bir şekilde kitleye yayılımını sağlayacak bir miras yasası koymuştur. Bütün bunlar toplumda servetin sadece zenginlerin elinde dolaşan bir devlet olmaması içindir. Bakın Rasulullah Efendimiz bir hadislerinde buyurur ki: “Ganîmetler toplumda belli kesimin elinde dönüp dolaşmaya başladığı zaman Allah’ın belâsını bekleyin.” Şu anda kredilerin, teşvik primlerinin, devlet imkânlarının kimlerin elinde dolaştığına bir bakın da Rabbimizin ve peygamberimizin isteklerinin ne kadar mükemmel olduğunu anlamaya çalışın. İnsanlardan çok azınlık bir zalim grubun kardeşlerini aç bırakma pahasına nasıl şiştiklerini görün de ibret alın. O halde ey Müslümanlar, sizler açgözlülük yapmayın. Bencillik yapmayın da Allah ve Resûlü size ne vermişse sadece onu alın, öteki kardeşlerinizi de düşünün. Her şeyin kendinize ait olmasını istemeyin. Kardeşlerinizi de düşünün. Allah ve Resûlü size ne takdir etmişse onunla iktifa edin. Bizim payımız, bizim hakkımız ancak bu kadarmış deyin. Allah ve Resûlü sizleri nelerden sakındırmışsa, nelerden menetmiş, uzak durmanızı emretmişse, artık onları da bırakınız. Allah’-tan korkun. Allah için takvalı olun. Allah’ın istediği şekilde bir hayat yaşayın. Çünkü bir gün O’nun karşısına çıkıp hesap vereceksiniz. Unutmayın ki Allah, cezası çok şedit olandır. Bu âyetler özelde böyle bir ganîmet taksimiyle alâkalı olsa da, genelde tüm hayatla ilgilidir. Tüm hayatımızda, yememizde içmemizde, giyinmemizde, kuşanmamızda, kazanmamızda, harcamamızda, evlenmemizde, boşanmamızda, hukukumuzda, eğitimimizde, tüm bireysel, ailevî ve sosyal hayatımızda Allah ve Resûlü bize neyi emretmişse, bize neyi vermişse onu alacağız, ona sahip olacağız, onu icra edeceğiz. Nelerden menetmişse, neleri yasaklamışsa onlardan da kaçınacak, uzaklaşacağız. Allah ve Resûlü bize ne vermişse onu alacak, ona kabul diyecek, neleri yasaklamışsa ondan kaçacağız. Hayatımızın tüm birimlerinde Allah ve Resûlü’nün emirlerine teslim olacağız. Bize sadece Kur’an yeter, Kur’an’dan başka bir itaat merciimiz yoktur, Kur’an’da görmediğimiz bir emir bizi bağlamaz demeyeceğiz. Kur’an’a, Kur’an’ın emirlerine itaat ettiğimiz gibi, Rasulullah’ın emir ve yasaklarına da itaat edeceğiz. Bakın Buhârî ve Müslim’in birlikte rivâyet ettiğine göre, İbni Mes’ud efendimiz hutbede: “Allah şöyle şöyle elbise giyen kadınları lanetlemiştir” buyurur. Onun bu sözlerini duyan bir kadın gelip: “Ey İbni Mesud, ben senin bu dediğini Allah’ın kitabında göremedim. Bunu nereden aldın?” diye sorunca, İbni Mes’-ud efendimiz der ki: “Ey kadın, sen Haşr sûresinin 7. âyetini hiç okumadın mı? Allah’ın Resûlü böyle davranan kadınları menetmiş ve Allah’ın da lanetlediğini bize haber vermiştir.” Bunun üzerine kadın hemen ikna olur. Resul, mü’minin hayatında emredici ve yasaklayıcı olandır. Benim bir şahsı peygamber kabul etmem demek onun benim hayatımda emredici ve yasaklayıcı olduğunu kabul etmem demektir. Bir şey emredilecekse, bir şey yasaklanacaksa bunu peygamber yap-malıdır. Ben onun emirlerini emir, yasaklarını da yasak bilmedikçe onu peygamber kabul etmiş sayılmam. Sadece feyler ve ganimetler konusunda değil, hayatımın tüm alanlarında peygamberim bana neleri emretmişse onları yapmam, neleri yasaklamışsa da onlardan kaçınmam dindir, İslâm’dır, müslümanlıktır. işte âyet son derece açık ve net biçimde Rabbimizin peygamberine dinde yasaklama ve emretme yetkisini vermektedir. Rabbimin âyetleriyle birilerinin yorumları çatışınca ben bir müslüman olarak Rabbimin âyetlerinin dediğini tercih ederim. Bunun dışında kim ne derse desin, beni ilgilendirmez. Demek ki feyler bunlara verilecekmiş. Başka kimlere verilecek bu ganîmetler?