Hicr Suresine Dön

Hicrالحجر

79. Ayet

79Hicr Suresi

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْۢ وَاِنَّهُمَا لَبِاِمَامٍ مُب۪ينٍۜ۟

Onlardan intikam aldık. Her ikisi de açık bir yol üstünde (göz önündedir).

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

78,79. “Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi. Bunun için onlardan da öç aldık. Hâlâ her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.” Eykeliler de zalim kimselerdi. Allah’a karşı, Allah’ın âyetlerine, Allah’ın elçisine karşı zalimce tavırlarından ötürü, kendilerini Rablerine kulluk ortamından uzaklaştırarak kendi kendilerine zalimce davranmalarından ötürü onlardan da öç aldık. İşte hâlâ onlar da işlek bir yol üzerinde bulunmaktadırlar. Her ikisi de, Medyen’liler de Eyke’liler de aynı yol üzerindedirler. Her iki toplum da kaybetmişlerdir. Sizler şu anda Allah ve elçilerini kale almadıkları için, zalimce bir hayat yaşadıkları için kaybetmiş, helâk edilmiş bu iki toplumun kalıntılarının yanı başından geçiyorsunuz. Mekke’den çıkan bir kimse önce Lût (a.s) un kavminin yaşadığı, helâk edildiği bölgeye uğruyor, sonra da Eyke bölgesine uğruyordu. Onlar bu peygamberlerden ve helâk edilmiş toplumlarından haberdardılar. Kitabımızın başka âyetlerinden öğreniyoruz ki bu toplum da Şuayb (a.s) ın toplumudur. Ekonomik bozukluğu zirvede yaşayan bir toplumdu. Şuayb (a.s) onları şöyle uyardı: Ey kavmim! Gelin insanların mallarını haksız yere yemeyin! Gelin malla ilişkilerinizi Allah’ın istediği şekilde ayarlayın! Gelin dünyacı olmayın! Gelin muttaki olun! Gelin Allah’ı devre dışı bırakarak bir hayat yaşamaktan vazgeçin de hayatınızı Allah için ve Allah’ın gösterdiği haram helâl sınırları içinde yaşayın! Diye ısrarla uyardı onları. Ölçüye tartıya riâyet edin! dedi. Sizler dünyanın en büyük bir ticaret merkezinde bulunuyorsunuz. Allah size en büyük lütfunu ulaştırmıştır. Gelin Allah’ın helâl dedikleriyle yetinip haramlara uzanmayın! Pisi bırakıp temizle yetinin! Çalmayı, çırpmayı bırakın! İnsanların ceplerine el atarak onların paralarını, eşyalarını eksiltmeyin! Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! Fesat çıkarmayın! Enflasyon gibi haram yollarla, hilelerle insanları sömürmeye kalkışmayın! İnsanların alım güçlerini eksiltmeyin! Paralarının değerini düşürmeyin! Sizi de sizden öncekileri yaratan, tüm yaratıkları yaratan Allah’tan korkun! dedi. Onlara güzel güzel nasihatlerde bulundu. Ama onlar elçilerini dinlemediler. Şuayb (a.s)’ı büyülenmişlikle itham ettiler. Rablerinin elçisini dinlemediler de şeytanlara kulak verdiler, nefislerine kulak verdiler, hevâ ve heveslerine kulak verdiler. Ekonomimizi biz kendimiz ayarlarız dediler. Bizim ekonomi uzmanlarımız varken bu konuda asla seni ve Rabbini dinlemeyiz dediler. Ey Şuayb, sen bizim hayatımıza karışamazsın. Sen de, Rabbin de bizim ekonomik anlayışlarımıza düzenimize, dünya hâkimiyetimize burnunuzu sokup durmayın. Karışmayın bizim işlerimize. Sen kim oluyorsun da bizim düzenimizi eleştiriyorsun? diyerek Ona meydan okudular. Allah’ı ve elçisini hayatlarına karıştırmayarak dediler ki; eğer doğru sözlü isen haydi o zaman gökten üzerimize bir parça indir de görelim. Haydi bize bir azap getir de görelim dediler. Kendi azaplarına, kendi helâklerine davetiye çıkardılar. Ne gelecekse gelsin de görelim dediler. Bunun üzerine Rabbimiz de kendisini ve elçisini yalanlayan, kendisine ve elçisine hayat hakkı tanımayan, kendisini ve elçisini hayatlarına karıştırmamaya çalışan bu toplumu değişmeyen bir yasası olarak bulutlu bir günün azabıyla yakalayıverdi. Gölge gününün azabı yakalayıverdi onları. Onların üzerine sanki buluttan azap yağıyordu, helâk yağıyordu. Gerçekten bu büyük bir azap günüydü.