10. “Şüphesiz mü’minler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah-tan sakının ki size acısın.” Muhakkak ki mü’minler kardeştirler. Ancak mü’minler kardeştirler veya mü’minler sadece kardeştirler. Birincisi sadece mü’minler kardeştir. Kardeşlik müessesesi sadece mü’minler için geçerlidir. Kâfirlerin, Yahudilerin, Hristiyanların, dinsizlerin, ateistlerin arasında kar-deşlik yoktur. Bu müessese sadece mü’minlerin arasında geçerlidir. İkincisi de, mü’minler sadece kardeştirler. Mü’minler arasında sadece kardeşlik vardır. Onlar arasında kardeşliğin dışında başka bir durum söz konusu değildir. Bütün mü’minler kardeşler olarak evrensel bir ailenin bireyleridirler. Mü’minler birbirleriyle savaşsalar da kardeştirler. Aslında böyle bir şey asla düşünülemez. Bir mü’minin bir mü’min kardeşine düşman kesilmesi, bir mü’minin bir mümin kardeşine silah çekmesi, onu öldürmek üzere karşısına dikilmesi çok büyük bir günâhtır. Bu konuda hem kitabımızda, hem de Rasûlullah Efendimizin hadisleri arasında çok büyük tehditler vardır. Çok büyük bir günâhtır bu. Hemen vazgeçmek lâzımdır. Aksi takdirde Müslümanlar birbirleriyle savaşa devam ettikleri zaman çok büyük tehlikelere gideceklerdir. Buhârî’nin rivâyetine göre Rasûlullah Efendimiz Sahâbeden üç konuda biat almıştır. Birincisi namaz kılmak, ikincisi zekât vermek, üçüncüsü de Müslüman kardeşleri hakkında hayır düşünmek, hayır dilemektir. Yine İbni Mes’ud efendimizin rivâyet buyurdukları bir hadislerinde Allah’ın Resûlü: “Müslümana sövmek fısk, ona karşı savaşmak ta küfürdür,” buyurur. Bir başka hadislerinde: “Bir Müslümanın Müslümanlara karşı canı, malı ve ırzı haramdır” buyurur. Aynı hadisin baş tarafında da Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurur: “Müslüman Müslümanın kardeşidir, Müslüman asla kardeşine zulmetmez, onu kendi başına terk etmez, onu zelil etmez. Bir Müslümanın bir Müslüman kardeşini hakir görmesi kadar büyük bir kötülük yoktur.” Mü’minler kardeştirler. Öyleyse ey Müslümanlar, dargın olan kardeşlerinizin arasını bulun. Kardeşlerinizin arasını ıslah edin. Kardeşlerinizin arasında daima barışı yayın. Kardeşler olun ve hayatınızı Allah için yaşayın. Kardeşliğinizde, ilişkilerinizde egemen güç sadece Allah olsun. Allah’ın koruması altına girin. Yolunuzu Allah’la bulun, muttakî olun. Umulur ki merhamete uğrar, Allah’ın rahmetine ulaşır, nîmetleriyle nîmetlenirsiniz. Müslümanlar kardeştirler. Tasada, sevinçte, varlıkta, yoklukta, her zaman ve her ortamda bir Müslüman diğer Müslüman kardeşleriyle beraber olacaktır. Onlara asla zulmetmeyecek, düşmanlık düşünmeyecek. Müslüman kardeşlerinin malını, canını, ırzını, namusunu kendi malı, canı, kendi namusu bilecek. Müslüman kardeşlerine fedâkar davranacak. Kendisi aç kalacak ama kardeşlerine yedirecek. Kendisi giymeyecek, kardeşlerine giydirecek. Yardıma muhtaç olduğunda yardım edecek. Tıpkı bir vücudun âzâları gibi birbirleriyle bir dayanışma içinde olacaklar. Nasıl ki vücudun âzâlarından birine bir diken battığında tüm vücut o acıyı hissediyorsa, yeryüzünün neresinde olursa olsun herhangi bir Müslümanın ayağına batan dikenin acısını tüm Müslümanlar hissetmeli ve kardeşlerinin dertleriyle dertlenmelidirler. Bir önceki âyette zaten kardeşlerimizin arasını ıslah etmemiz emredilmişti. Bakın bu âyette aynı emir bir daha geliyor. “Mü’minler sadece kardeştir, kardeşlerinizin arasını ıslah edin,” buyruluyor. Önceki âyette zaten kardeşlerimizin arasını ıslah edip barıştırmamız emredilmişti. O zaman bu ikinci ıslah emrini şöyle anlıyoruz: Mü’min-ler kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin Allah ile aralarını ıslah ediniz. Kardeşlerinizin Allah ile aralarını düzeltiniz. Onları Allah ile barıştırınız. Onları Allah ile, Allah’ın diniyle, Allah’ın kitabıyla, Allah’ın elçisiyle tanıştırın. Kardeşlerinizin Allah ile aralarını ıslah edin, barıştırın. Çünkü Allah ile barışık olmayan insanların insanlarla barışık olmaları asla mümkün değildir. Allah’a karşı sorumluluklarının farkında olmayan insanların, insanlara karşı sorumluluklarının farkına varmaları asla mümkün değildir. Allah’ın hukukuna riayet etmeyen insanların başkalarının hukukuna riayet etmeleri düşünülemez. Eğer insanların, kardeşlerinizin arasını ıslah etmeyi düşünüyorsanız, önce onların Allah ile aralarını ıslah edin. Eğer kardeşlerinizin birbirleriyle barışık olmalarını istiyorsanız, önce onların Allah ile barışık olmalarını sağlayın. Bunun için de insanlara Allah’ın Kitabını ulaştırın. Allah’ın dinini ulaştırın. İnsanları dinleriyle, kitaplarıyla tanıştırın. Onları Allah’a, Allah’ın istediği gibi kullar yapmaya çalışın. Onların cennet yollarını açıp, cehennem yollarına barikatlar koymanın kavgası içine girin. Allah’ın dinine aboneler bulma, cennete üyeler yapma çabası içine girin. Eğer kardeşlerinizi böyle Allah’a kulluklarının şuurunda, Allah’la barışık kullar haline getirirseniz, kesinlikle bilesiniz ki kendi aralarında da barışık hale getirmiş olacaksınız. Sorulan soruya binaen İslâm kardeşliği üzerinde inşallah biraz daha söz söyleyelim. Müslümanların kardeşliği arkadaşımızın dediği gibi gerçekten çok önemlidir. Maalesef bugün dünya müslümanları bu kardeşliklerinden habersiz bir hayat yaşamaktadırlar. Az evvel birkaç hadis okudum, bir hadis daha söyleyelim. Bakın Allah’ın Resûlü bu konuda şöyle buyuruyor: “Ebu Hureyre (r.a) dan, demiştir ki: Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Birbirinize haset etmeyiniz. Birbirinizin aleyhinde fiyatları kızıştırarak necş yapmayın (alışverişte birbirinizi aldatmayınız) Birbirinize buğz etmeyiniz. Birbirinize sırt çevirip dargın durmayınız. Birbiri nizin pazarlığı bitmiş alışverişini bozmayınız. (Birbirinizin alışverişi üzerine alışveriş yapmayınız) Ey Allah’ın Kulları! Kardeş olunuz, müslüman müslümanın kardeşidir. O-na zulmetmez, sıkıntı anında onu kendi haline tek etmez. Ona yalan söyleyip aldatmaz. Onu küçük görmez. (Üç defa göksüne vurarak) Takva işte buradadır. Bir kimse müs-lüman kardeşine hor baktı mı işte şerrin bu kadarı ona ye-ter artar bile. Müslümanın her şeyi; canı, malı, ırzı müs-lümana haramdır. (Buhâri, K. Edep 7/88) (Müslim, K. Birr 4/1986) Ebu Hureyre efendimizin rivâyet ettiği bu hadis İslâm kardeş-liğinin esaslarını anlatması bakımından çok önemli bir hadistir. Hu-curât sûresinin bu âyeti ve Resûlullah efendimizin bu hadisleri çerçevesinde İslâm kardeşliği konusunda şöyle bildiklerimi demeye çalı-şayım inşallah. Hadiste İslâm kardeşliği ve onu yok eden haset, kıskançlık, birbirine sırt çevirme, birbirlerini hakir görme gibi çeşitli afetlerden mü’minlerin sakındırıldıklarına şahit oluyoruz. Bunları şöyle maddeleştirelim inşallah: 1- Müslüman kardeşler arasında yasaklanan birinci konu hasettir. Haset kitabımızın son sûresinde de gündeme getirilerek müslü-manlar uyarılır: “Haset ettiği zaman hasidin şerrinden Allah’a sığınırım de.” (Felak 5) Müslümanlar kardeş olduklarına göre, bu kardeşlikleri gereği asla birbirlerine haset etmemelidirler. Haset nedir acaba? Rabbimiz kitabının en sonunda bizi onunla uyardığına göre, Rasûlullah efendimiz de hadislerinde ısrarla bizi ondan menettiğine göre acaba nedir haset? Onu bir tanıyalım önce. Haset, dışımızdakinin taşıdığı sıfatların tümünün veya bir kısmının onda olmamasını, ondan alınmasını veya onda olmasını istemektir. İslâm adına, teslimiyet adına, din adına, kulluk adına, müslü-manlık adına takva ve teslimiyet adına onda olan şeylerin onda olma-masını istemek, yahut da günâh adına, isyan adına, ilhad adına onda olanların onda olmasını, onda devam etmesini istemektir. Yani Allah’ın sevdiği ne kadar güzel haslet varsa onların tümünün o kimseden alınmasını, Allah’ın sevmediği ne kadar kötü sıfat varsa onların da onda devamını istemektir haset. Evet karşımızdakinin sahip olduğu nimetlerin zail olmasını, telef olmasını istemektir haset. Meselâ eğer karşımızdaki zenginse, Allah kendisine bolca mal mülk vermişse bunun ondan alınmasını istemek, veya eğer fakirse bu durumdan kurtulmamasını, sürekli onun fakr u zaruret içinde yaşamasını istemek. Tabi kardeşinde gördüğü bir nimetin ondan alınıp mahrum bırakılmasını istemekle birlikte o nimetin sadece kendisinin olmasını istemek de vardır. Bu gerçekten çok büyük bir hastalıktır ki bundan kurtulanların sayısı çok azdır. Zira insanlar genellikle herhangi bir hususta başkalarının kendisinden daha üstün bir konumda olmasını istemezler. Kendilerinin herkesten üstün olmasını isterler. Bakın Allah’ın Resûlü bir hadislerinde şöyle buyurur: “Hasetten kaçının. Çünkü ateşin odunu yakıp bitirdiği gibi haset de amel defterinizdeki iyiliklerinizi yiyip bi-tirir.” (Ebu Dâvud, K. Edep 4/380 Yine kıskançlıkta C. Hakka hikmetsizlik izafesi söz konusudur. Bir mü’min kardeşine Allah tarafından verilenleri kıskanan kimse, kendisine verilmeyen şeylerin ona verilmesi sebebiyle Allah’ın hikmetsiz ve adâletsiz iş yaptığı ithamı vardır. O nimetleri hak etmeyen kimseye vermekle Allah’a cehalet iddiası yatmaktadır bunun altında ki kesinlikle haramdır bu. Evet mü’min kardeşlerini kıskanan ve bu kıskançlığını gerek onlardaki güzel nimetlerin onlardan alınıp telef olmasını istemek biçiminde, gerekse onlardakilerin onlardan alınıp kendisine verilmesi şeklinde içinde taşıdığı bu kıskançlığı söz ve filleriyle ortaya koyan ve böylece kıskandığı kardeşine zarar veren kişi haram işlemektedir. Ama içinde müslüman kardeşine karşı böyle bir kıskançlık taşımakla birlikte, bu kıskançlığı yenmeyi becerememekle birlikte bunu söz ve davranışlarıyla ortaya koymayan, yani bu içindeki kıskançlığın gereğini uygulamaya koymayan, yani kıskandığı kimseye herhangi bir za-rar vermeyen kimse ise günâhkar sayılmaz. Ama böyle bir müslüma-na düşen elbette kendisini bu kıskançlıktan kurtarabilmek için çaba sarf etmelidir. Allah ve Resûlünün sevmediği bu kötü huydan kurtulabilmek için kendisini sürekli hesaba çekmek zorundadır. Veya zaman zaman kıskandığı kişiye dua etmek sûretiyle, kıskandığı kişinin faziletlerini insanlar önünde zikrederek ona iyilik yapmaya çalışmalıdır. Demin de kısmen ifade etmeye çalıştığım gibi haset (kıskançlık) yanında bir de gıpta vardır. Gıpta hasetten farklıdır. Onda karşısındakinin elindeki beğenilen İslâmî özelliklerin yok olmasını, telef ol-masını, onun elinden alınarak bunlardan mahrum bırakılmasını istemek yerine, bunlar onda kalsın, ama onun aynısının kendinde de ol-masını, aynısının kendisine de verilmesini temenni vardır. 2- Kardeşler olarak müslümanların dikkat etmeleri gereken ikinci konu; hadisin beyanıyla birbirlerine buğz etmemeleridir. Az evvel okuduğum hadislerinde birbirinize buğz etmeyin diyen Allah’ın Resûlü, bakıyoruz başka bir yerde de takvayı tarif ederken “Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir” diyor. Peki acaba bunu nasıl anlayacağız? Yani bir yerde birbirinize buğz etmeyin, mü’min mü’mine buğz etmez diyorken başka bir yerde de Allah için seven, Allah için buğz eden kişi muttakidir buyuruyor. Bu ikisini nasıl bağdaştıracağız? Veya meselâ yine aynı peygamber emr-i bil’marufu anlatırken kötülüğü elle, dile düzeltmeye çalıştıktan sonra beceremediğimiz zaman da kalple buğz etmemizi emrediyordu. Yani şimdi bütün bunları nasıl değerlendireceğiz? Burada bu hadisteki birbirilerinize buğz etmeyin ve öteki hadislerde ki buğz edin ifadelerini şöyle anlamaya çalışıyoruz. Meselâ karşımızda kendisine buğz edilecek halini gördüğümüz bir müslüman var. Ona önce buğz etmeyeceğiz. Yani onda o kötülüğü gördüğümüz anda hemen buğz etmeye kalkışmayacağız. Önce onu elimizle dilimizle düzelteceğiz, düzeltmeye ve uyarmaya çalışacağız. Zira onu elle veya dille düzeltme imkânımız varken buğz edemeyiz. Bir müs-lüman olarak gidip onu düzeltmeye çalışırız. Ama o mü'mini elimizle veya dilimizle düzeltmeye çalıştığımız halde, elimizden geldiğince onu bu konuda uyardığımız halde eğer onu düzeltmeye güç yetiremezsek, düzelmeye yanaşmazsa işte o zaman buğz edeceğiz. İşte o zaman buğz etmeye hakkımız olacaktır. Meselâ bir arkadaşınız var. Kötü bir iş yapıyor, İslâm dışı bir münker icra ediyor. Onda İslâm dışı bir takım davranışlar gördüğünüz. Hemen o anda ona buğz edemezsiniz. Hemen o kötülüğü görür görmez ona buğz etmeniz caiz değildir. Önce onu elle ve dille düzeltmeye çalışmalısınız, ona o kötülüğü anlatıp bundan vaz geçirmek için elinizden ne geliyorsa yapmalısınız, ama buna rağmen eğer o arkadaşınız düzelmezse, o zaman da onun şahsına değil, ancak o fiiline buğz edebilirsiniz. Bir de yine peygamber efendimizin başka bir hadisinden öğreniyoruz ki müslüman kardeşimize kızmak yasaktır. Evet, karşımızdaki bir müslüman kardeşimize kızmayacağız, ama bu demek değildir ki karşımızdaki kardeşimizin her türlü İslâm dışı bozuk davranışlarını tasvip edeceğiz. Yani karşımızdakine kızmayacağız diye onun iyi kötü her davranışını sineye çekemeyiz. Çünkü müslümanlar sevilecektir ama bu onları tenkit etmeme mânâsına gelmez bu kızmamak. Seveceğiz ama düzelteceğiz onları. Seveceğiz ama uyaracağız onları. Se-veceğiz, kızmayacağız ama düzelteceğiz. Maalesef bugün müslüman müslümana buğz ediyor. Onu düzeltme imkânına sahip olduğu halde, bunu hiç denemeden hemen ilk işi ona buğz ediveriyor. Niye buğz ediyoruz da o kardeşimize? Niye uyarmadan buğz etmeye kalkıyoruz da? Belki bizi dinleyecektir. Belki elle ve dille onu düzeltebileceğiz. Hem o kişi bizim çok uzağımızda değil ki ona ulaşma veya onu düzeltme imkânımız olmasın. Yanımızda, yanı başımızda, aynı şehirde, aynı mahallede, aynı mektepte, aynı evde, aynı mescidde aynı saftadır onlar. O halde böyle durumlarda birbirlerimize buğz etmeyeceğiz. Buğz edilecek bir amelini görsek de onu düzeltme adına elimizden gelen her şeyi yapmadıkça asla buğz etmeyi düşünmeyeceğiz inşallah. 3- Kardeşler olarak müslümanlar asla birbirlerine sırt çevirip dargın hale gelmemelidirler. Resûlullah efendimizin beyanıyla; birbirimizle dübürleşmeyeceğiz. Dübür ense demektir, sırt demektir. O halde birbirinize sırt çevirip, birbirinizden ilgiyi alâkayı kesip, birbirinizden uzaklaşmayınız. Birbirinize dargın düşmeyiniz. Öyleyse mü'min mü'minin gıyabında laf söylemeyecek, gıyabında onun kuyusunu kaz-mayacak, aleyhinde olmayacak, gıybetleşmeyecek. Mü’min mü’mine dargın durmayacak, küs olmayacak. Birbirlerine asla sırt dönmeyecekler, birbirleriyle ilgiyi alâkayı kesmeyecekler. Çünkü Rasûlullah efendimizin başka hadislerinden de öğreniyoruz ki üç günden fazla bir müslümanın bir müslüman kardeşlerine küs durması caiz değildir. Bakın Buhâri’deki hadis şöyledir: “Müslüman bir kimsenin müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durarak birbirleriyle karşılaştıkları vakit bunun yüzünü bu tarafa, ötekininiz de yününü beri tarafa çevirmesi ve bu dargınlıklarını sürdürmeleri helâl değildir. Bu ikisinden en hayırlı olanı da selamı önce başlatandır.” (Buhâri 7/90) Evet birbirlerinizle de dübürleşmeyin diyor Allah’ın Resûlü. Ama bu, şu manada değildir tabii. Mü'minler birbirlerine arka vermeyecekler, birbirlerine sırt vermeyecekler birbirlerine destek olmayacaklar manasına değildir. Yaklaşacaklar, birbirlerini görecekler, bir a-raya gelecekler, birbirleriyle yardımlaşarak kardeş olacaklar. Mü'min-ler birbirlerine yaklaştıkları zaman, birbirleriyle kardeşliklerinin farkına vardıkları zaman öyle güzel, öyle müthiş bir insicam hasıl olur ki, öyle büyük bir ünsiyet meydana gelir ki aralarında, artık bir daha onları ayırmak çok zor olur. Birbirlerini seven insanların ayrılmaları çok zor olur. Çünkü kişi sevdiğiyle beraber olmak ister. Sevgi rahmettir, ayrılık da azaptır sevenler için. Her firakta azap vardır. Bir manada her firakta bir feryat vardır. Adem aleyhisselâm kucaklaştığı, bütünleştiği, tanışıp sevişip alıştığı cennetten ayrılınca acı acı feryat ediyordu. Cennetini kaybedip dünyaya inerken A’râf sûresi 23. âyetinde ifade edildiği gibi acı acı feryatlar ediyordu. Yine normal yatağında akıp giderken hiç ses çıkar-mayan sular da yatağını kaybedip aşağıya doğru düşmeye başlayınca acı acı şelale feryatları, ayrılık uğultuları çıkarmaktadır. Yine ney yatağından, öz vatanından sazlıktan, sazendeden koparıldığı için ayrılık ateşiyle inlemektedir. Birbirine bitişikken hiç ses çıkarmayan bir kağıdı yırtarken, birbirinden ayırırken bile bir ses duyarsınız. Ayrılık feryadı. Yine birbirine bütünleşmiş olan maddenin en küçük parçası atomu sisteminden ayırıp parçaladığınız takdirde öyle müthiş bir feryatla gümbürder ki buna insanların ve çevresindekilerin dayanmaları mümkün değildir. Evet birbirine bitişik olarak, bir bütün olarak yaşamaya alışmış her neyi birbirinden ayırırsanız mutlaka bir ayrılık acısı, bir firak feryadı duyarsınız. Birbirine bitişik iki cam bardağı birbirinden ayırırken bir ses duyarsınız. Ama bunlar zaten evvelden ayrı iseler hiç ses çıkarmazlar. İnsanlar da böyledir. Birbirleriyle kardeş olmuş birbirleriyle sevişip bütünleşmiş, kucaklaşıp kaynaşmış müslümanlar da birbirlerinden ayrılırlarken onlar da ayrılık feryadıyla feryad u figan ederler. Ama şu anda olduğu gibi zaten ayrılarsa, zaten birbirleriyle bütünleşip kardeş olamamışlarsa ayrılırlarken de acı duymayacaklardır. Meselâ şu anda tanışamadığımız niceleri gidiyor da hiç haberimiz bile olmu-yor. Bir binanın birbirine kenetlenmiş tuğlalarını ayırmaya kalkarsanız müthiş bir yıkım meydana geleceği gibi mü’minler de böyle birbirlerine kenetlendikleri zaman, birbirlerinden haberdar olacak kadar birbirleriyle kucaklaşıp kaynaştıkları zaman onların ayrılmaları da zor olacaktır. O halde mü’minler birbirlerinden asla ayrı durmamalı, birbirlerine sırt çevirmemeli, birbirlerine dargın durmamalıdırlar. 4- Yine bu kardeşlik icabı müslümanlar birbirlerinin bitmiş ya da bitmek üzere olan pazarlıklarını bozmamalıdırlar. Birbirlerinin pazarlıklarının üzerine pazarlık yapmamalıdırlar. Hadiste anlatılan alış veriş bozma işi bir kaç şekilde olur: Meselâ iki müslüman bir pazarlığa tutuşmuşlar, henüz pazarlıkları bitmeden bir üçüncü şahıs geliyor he-nüz alım satım bitmeden diyor ki kaça alıyor bu arkadaş bu malı? Ve-ya kaça satıyorsun bu malı bu arkadaşa? Diyor ki satıcı: Bin lira veriyor. Üçüncü şahıs diyor ki: Benden bu mala bin beş yüz lira! Bu caiz değildir. Bu, hadiste anlatıla alış verişi bozmaktır işte. İki müslümanın arasında devam eden ve henüz bitmemiş bir pazarlığın üzerine pazarlık yapmayın diyor Allah’ın Resûlü, bu caiz değildir diyor. Bir böyle olur pazarlık bozma bir de bu alış verişi bozma işini satıcı yapabilir, Şöyle ki: Ortada bir mal var pazarlanıyor. İki müslü-man arasında bir pazarlık var. Bir üçüncü satıcı gelip alıcıya diyor ki: Kardeşim! bu malı kaça alıyorsun? İşte bin liraya. Adam diyor ki kardeşim bu malı bu adamdan almaktan vazgeç, aynı mal bende beş yüz lira daha aşağı! Gel benden al diyor. İşte bu da pazarlığı bozmadır ve bu da yasaktır. Bir başka usul daha var ve çok yaygın. Açık artırmayla bir mal satılıyor. Bir alıcı diyor ki, benden beş yüz! öbürü diyor beş yüz elli! Bir başkası altı yüz, bir başkası sekiz yüz diyor ve satıcı sekiz yüze son adama vermek üzere, pazarlık bitmek üzereyken son anda bir adam çıkıyor: Benden sekiz yüz elli! diyor. Bu nedir şimdi? Acaba ha-diste anlatılan birbirinizin pazarlığını, alış verişini bozmayın emri içine girmez mi bu bozuş? Onu bilmiyorum. Müslüman kardeşler olarak birbirinize karşı bunları yapmayın. Bu tür davranışlar asla müslümanlara yakışmaz. Bu tür kardeşliği zedeleyici şeylere tevessül etmeyin buyurduktan sonra Rasûlullah efendimiz şöyle buyuruyor: Ey Allah’ın Kulları! Kardeş olunuz, müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, sıkıntı anında onu kendi haline tek etmez. Ona yalan söyleyip aldatmaz. Onu küçük görmez. (Üç defa göksüne vurarak) Takva işte buradadır. Bir kimse müslüman kardeşine hor baktı mı işte şerrin bu kadarı ona yeter artar bile. Müslümanın her şeyi; canı, malı, ırzı müslümana haramdır. İşte İslâm kardeşliğinin ölçülerini en güzel bir şekilde özetleyen bir peygamber uyarısı. Bakın buyuruyor ki Allah’ın Resûlü; ey Al-lah’ın kulları kardeş olun. Kardeşliğinizin farkına varın. İşte çare budur. Müslümanlar kardeş olunca, herkes birbirini kardeş bilince iş bitecektir. O zaman herkes şu benim olsun. Şu malı ben alayım, buna ben sahip olayım. Şu kelepir malı kaçırmayayım. Bunu benden başkası almasın demeyecektir artık. Çünkü müslüman müslümanın kardeşidir. Müslüman müslümanın kendisinden bir parçadır. Binaen aleyh o ucuz malı ha kendisi almış ha kardeşi almış pek fazla bir şey fark etmeyecektir. Hattâ her konuda kendisinden çok kardeşini düşünecek ve kardeşini tercih edecektir. Evet mü’min mü’minin kardeşidir. Müslüman tarifinin damgası Allah Resûlünün dilinde net, açık bir şekilde müslüman tarifi budur. Müslüman müslümanın kardeşidir. Rasûlullah müslüman müslümanın kardeşidir buyurduktan sonra, işte bu kardeşliğin icabı şunlardır der. Yani bu kardeşliğin gereği olarak şunlar yapılmalıdır buyurur: 1: Ona zulmetmez, İslâm kardeşliğinin gereği olarak mü’min, mü’min kardeşine asla zulmetmemelidir. Müslüman, müslüman kardeşine asla zulmet-mez. Genel manada müslüman zulmetmez. Genel anlamda mü’minin zulümle uzaktan ve yakından asla bir ilgisi olmaz olamaz. Yani büyük zulüm dediğimiz şirk mü'minde asla bulunmaz. Mü’minin şirkle bir bağlantısı olmaz. Ama şirk manasının dışında biliyoruz ki zulüm bir de adâletin zıddıdır. Adalet her şeyi yerli yerine koymak, her şeyi yerli yerinde kullanmak olduğuna göre onun zıddı olan zulüm de her şeyi yerli yerinde kullanmamaktır. Sözü, ameli, maddeyi, manayı, aklı, bilgiyi, a-zaları, kitabı sünneti yerli yerine koymak, yerli yerinde kullanma-mak-tır. Bu konuyu daha önceki bir hadisin şerhinde demeye çalışmıştım. Müslüman bu tür zulümler içinde olmamakla beraber müslüman kardeşlerine de zulmetmemelidir. Peki acaba müslümanın çevresin-deki müslüman kardeşlerine zulmünü nasıl anlayacağız? Çevresindeki insanlara karşı yapılmaması gereken şeyleri yapmak, yapılması gerekenleri de yapmamak zulümdür. Müslüman çevresindeki müslüman kardeşlerine zulmetmekten şiddetle kaçınmalıdır. Meselâ müslüman müslümanın komşusu olabilir. Komşu olarak müslüman, müslüman kardeşine karşı Allah’ın üzerindeki hakkını icra etmediği zaman ona zulmediyor demektir. Düşünün ki komşusu namaz kılmıyor, İslâm’ı tanımıyor Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluk yapmıyor. Eğer beriki müslüman komşusu onun bu durumunu değiştirme adına, onu kulluğa teşvik adına ciddi bir çabanın içine girmiyor ve onun cehenneme gidişine göz yumuyorsa, ona zulmediyor demektir. Müslüman müslümanın arkadaşı olabilir. Arkadaşının İslâm dı-şı hayatına göz yumarak onu uyarmayan ona karşı ciddi bir tavır koy-mayan arkadaşı ona zulmediyor demektir. Mü’min mü’minin amiri ola-bilir. Müdürü olabilir, patronu olabilir. Eğer bu durumda emri altındaki müslümanlardan hak istemiyorsa, onların hakkı icra etmelerine, Allah’a kul olmalarına yardımcı olmuyorsa, onların iyi birer müslüman olmalarını sağlamaya çalışmıyorsa, bu konuda onlara destek olmamak şöyle dursun bigane kalıyorsa, ilgisiz davranıyorsa onlara zulme-diyor demektir. Veya mü’min mahiyetindekilerin müslümanca bir hayatı icra etmelerine köstek olmaya çalışıyorsa hepten zulmediyor demektir onlara. Hattâ gerektiği yerde işine aşına, kendisine zararı bile kabullenecek biçimde, kendisini feda edercesine onları müslüman-laştırma kavgası vermiyorsa onlara zulmediyor demektir. Mü’min mü’minin talebesi hocası olabilir. Mü’min mü’minin müşterisi, satıcısı olabilir, temizlikçisi, işçisi olabilir, karısı kocası olabilir, ya da başka bir sosyal yakını olabilir. Kim olursa olsun ona Allah’ın istediği biçimde davranmayan kişi ona zulmediyor demektir. Meselâ çocuğunun İslâm dışı bir talebine yardımcı olan, ses çıkarmayan baba ona zulmediyor demektir. Karısı plaja gitmek isteyen koca onun bu arzusunu yerine getiriyorsa ona zulmediyor demektir. Babasının nefsini tatmin ve kendisini putlaştırma adına kendisinden istediklerini Allah’a rağmen kabullenen evlât babasına zulmediyor demektir. Veya meselâ kendisini dinleyen müslümanlara onların muhtaç oldukları İslâm’ı anlatmayarak hikayelerle onları oyalayan hoca da çevresindekilere zulmediyor demektir. Veya zâlimin zulmü karşısında susan, zâlimin zulmünü kabullenip onu sineye çeken, onu susturma, onu değiştirme adına harekete geçmeyen mazlum da zâlimdir. O halde müslüman asla müslüman kardeşine zulmetmez. Kendisi zulmetmediği gibi, bir başkasının kardeşine zulmetmesine de razı olmaz. Bakın Bakara sûresinde Rabbimiz bu hususu anlatırken şöyle buyurur: Böylece zulmetmemiş ve de zulmü kabullenmemiş, haksızlığa uğramamış olursunuz." (Bakara 279) Evet mü’min başkalarına zulmetmeyecek, ama başkalarının zulmüne de rıza gösterip onu sineye çekmeyecektir. Yani mü’minler ne zulmederler, ne de zulme uğrarlar, ne başkalarına zulmederler ne de başkalarından gelebilecek bir zulmü sineye çekerler. 2: Sıkıntı anında onu kendi haline tek etmez. Müslüman kardeşlerine zulmetmediği gibi müslüman kardeşini de asla kendi haline tek etmez. Hele hele kardeşi yardıma muhtaç haldeyken, sıkıntılı bir haldeyken onun yardımına koşar ve onu asla kendi başına bırakmaz. Çünkü mü'minler, birbirleri için bir yapının taşları veya bir vücudun azaları gibidirler. Nasıl ki duvardaki taşlardan bir bölümü yıkılınca diğerleri; bana ne onlar yıkılırsa yıkılsın ben durduğum yerde dururum, ben olduğum yerde kalırım diyemezse, nasıl ki vücudun organlarından biri ağrırken diğer organlar bize ne o ağrısa da biz uyuruz diyemezse, aynen bunun gibi bir müslüman kardeşini de sıkıntı anında başka bir müslümanın kendi haline tek etmesi dü-şünülemez. Çünkü müslüman kardeşinin çektiği o sıkıntı kendinin sıkın-tısıdır, o dert bizzat kendisinin derdidir. Çünkü müslüman kardeşi o-nun vücudunun bir azasından başka bir şey değildir. Her ne kadar coğrafi bir zaruretle en yakınımızdaki mü'min kardeşimizin derdine koşmak imkân dahilinde ise de en uzaktakinin derdiyle ilgilenmek de vazifemizdir. Bakın Allah Resûlü başka bir hadislerinde bu hususu anlatırken şöyle buyurur: “Müslümanların dertleriyle ilgilenmeyenler onlardan değildir.” Dikkat ediyor musunuz yakın veya uzak hiç fark etmez, mü'-minlerin dertleriyle ilgilenmeyen, onların dertlerini kendi derdi bilmeyen, onların problemlerinin çözümü için kafa yorup sıkıntı çekmeyen, onların acılarını paylaşmayan, onların imdatlarına koşmayan, maddi manevi onların desteğinde olmayan kişi onlardan değildir diyor Allah’ın Resûlü. Filistin’deki, Eritre’deki, Moro’daki, Filipinler’deki, Afganistan’daki, Çeçenistan’daki bütün mü'minler buna dahildir. Bakın Rabbimiz Kur’an-ı kerimde şöyle buyurur: “Fakat din uğrunda yardım isterlerse, aranızda anlaşma olmayan topluluktan başkasına karşı onlara yardım etmeniz gerekir. Allah işlediklerinizi görür.” (Enfâl 72) Allah’ın Resûlü de yine başka bir hadislerinde şöyle buyurur: “İster zâlim isterse mazlum konumunda olsun kardeşine yardım et. Sahâbe-i kiram: Ey Allah’ın Resûlü, mazlumken ona yardımı anladık ama zâlimken ona nasıl yardım edeceğiz? diye sorunca Allah’ın Resûlü buyurdu ki: O zaman onu da zulmetmekten alıkoymak şeklinde” (Buhâri 3/98) Acaba bugün sıcak odalarda çayını, kahvesini, sigarasını yudumlarken izlediği bir video filminde dile getirilen müslüman kardeşlerinin derdi üzerinde bir kaç cümle bahsedivermek, öldürülen müslü-man kardeşlerinin yerde yatan cesetlerine, akan kanlarına, kırılan kol-larına bacaklarına bakarak vah, tuh, yazık oluyor bu insanlara, deyi-vermek veya Allah yardımcıları olsun diye yarım ağızla bir dua gönderivermek acaba o kardeşlerine ne kadar yaklaştırır müslümanı? Bunu yapan bir müslüman acaba o kardeşlerine karşı görevini yapmış sayılacak mı? Bu mu acaba onların derdiyle ilgilenmek? Bu mu acaba on-lara yaklaşmak? Bu mu acaba onları dertli halleriyle baş başa tek et-memek? Bu mu acaba onların yardımında olmak? Yani acaba Rasû-lullah efendimizin hadislerinde biz müslümanlardan istediği bu mu? Hadiste bizden istenen bu kadarcık mı? Bunu iyi bir düşünelim. Acaba ne kadar yakınız onlara ne kadar uzağız? Allah için bunu bir düşünelim. Heyhat! bizler yanı başımızdakilere bile ay kadar, güneş kadar uzağız, değil ki bu saydığım yerlerdeki müslüman kardeşlerimize. Biz en yakınımızdaki komşularımıza bile ay kadar uzağız. Onların dertlerinden bile uzağız. Onların ihtiyaçlarından bile uzağız. Hattâ belki evimizin içindekilerden bile. Allah korusun, Allah yardımcımız olsun, Allah şuur versin inşallah başka diyecek bir şey bula-mıyorum. 3: Ona yalan söyleyip aldatmaz. Evet müslüman, müslüman kardeşine yalan da söylemez, söyleyemez. Kardeşine yalan söyleyerek onu aldatamaz bir müslü-man. Zira münâfık değildir o. Bu genel kaidedir. Ama bu onun bazen bazen yalan söylemeyeceği anlamına gelmez. Ama Müslüman kardeşine karşı yalan söyleyip onu aldatması, yalan söyleyerek bir müs-lümanın müslüman kardeşini aldatmaya çalışması aslında aklı selimin kabul edeceği bir davranış değildir. Zira insanın hayatta en zor kandıracağı varlık kendisidir. İnsanın Allah’ı kandırması zaten mümkün de-ğildir. O halde insanın bizzat kendisi demek olan mü'min kardeşini aldatmaya çalışması eşyanı tabiatına aykırıdır. Zira biz hadisten biliyoruz ki mü'minler bir bütündür. Onlardan birinin diğerine yalan söyleyip kandırması aslında kendi kendini kandırmasıdır. Az evvel ifade ettim mü’min mü’minin kendisinden bir parçadır. Binaen aleyh onun bir müslüman kardeşine yalan söyleyerek onu kandırmaya çalışması aslında kendi kendisini kandırmaya çalışmasıdır ki bu da asla mümkün değildir. Yalan; herhangi bir vakıanın tersine bir beyandır. Yalan bir va-kıayı, karşılığında bir menfaat bekleyerek bir menfaat devşirme maksadıyla saptırmak, yanıltmaktır. İşte yalan bu amaçla söylenendir. Ama karşılığında hiç bir menfaat beklemeden yapılırsa o zaman bu mâlâyânidir, lüzumsuzluktur ki bunu zaten müslüman yapamaz. Müslümanın kardeşini bir dünya menfaati adına yalan söyleyip aldatması hiç düşünülemez. Bir Âhiret menfaati adına yalan söyleyip aldatması da mümkün değildir. Zira bir âhiret menfaati adına ona söy-leyeceği yalan o menfaati siler süpürür. 4: Onu küçük görmez. Evet mü’min mü'mine hakaret etmez, mü’min mü’mine hor bakmaz' mü’min mü’mini küçük görmez. Bunun ilk ve en büyük sebebi onun iman taşımasıdır. Mü'min taşıdığı iman sebebiyle medh ü se-naya lâyıktır. Taşıdığı iman sebebiyle mü’min yeryüzünün en değerli, en şerefli ve en üstün varlığıdır. Mü'minlerin en alttaki olanı, en değersizi, imanı en az olanı, cennete en son girecek olanı dünyanın on misli daha kıymetlidir Allah katında. Zira sahih hadislerden öğreniyoruz ki Allah cennete en son girecek imanı en zayıf mü'mine dünyanın on misli bir makam verecektir cennette. Bakın sûrenin bundan sonraki âyetinde Rabbimiz mü’minlerin küçük görülemeyeceğini, mü’minlerin birbirlerini değersiz görüp asla alay edemeyeceklerini anlatırken şöyle buyurmaktadır: