13. “Ey İnsanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah bilendir, haberdardır.” Bu âyete gelinceye kadar hep “ey Müslümanlar,” diye hitap eden Rabbimiz burada da “ey insanlar,” diye sesleniyor. Çünkü sûrede buraya kadar olanlar sadece mü’minleri ilgilendiriyordu. Ama burası sadece mü’minleri değil, müminiyle, kâfiriyle, Yahudisi ve Hristi-yanıyla tüm insanlığı ilgilendiriyor. Tüm insan cinsine sesleniyor Rab-bimiz burada. Hitabın muhatabı işte böylece değiştiği için, Rabbimiz “ey insanlar” diye seslenmektedir. Ey insanlar, muhakkak ki Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Adem ve Havva’dan yarattık. İşte hitap bunun için böyle olmuştur. Yeryüzünde dinlisiyle, dinsiziyle, Yahudisiyle, Hristiyanıyla herkese sesleniyor. Hepiniz bir ailenin üyelerisiniz. Hepinizin babası ve anası birdir. Hepiniz babanız ve ananızın birliğinde birleşiyorsunuz. Hepiniz akrabasınız. Hepiniz kan bağıyla birbirinize bağlısınız. Sizin hepinizi bir tek babadan ve bir tek anadan yarattık. Sizi birbirinizle daha kolay tanışasınız, birbirinizle daha güzel bir hayat yaşayasınız diye kabilelere, halklara, şubelere ayırdık, bu şekilde yarattık. Ama böyle kabileler, kavimler, toplumlar halinde olmanız, kiminizin beyaz, kiminizin siyah olması, kiminizin kırmızı yüzlü, kiminizin sarı tenli olması, kiminizin filân aileden, kiminizin falan milletten olması, kiminizin şu dili, kiminizin bu dili konuşmanız birbirinize üstünlük kurmanız için değildir. Birbirinize hava atmanız, övünmeniz, üstünlük taslamanız için değildir. Bilin ki üstünlüğünüz takvanızladır. Allah katında en üstününüz, en muttakî olanınızdır. Allah katında üstünlüğün kriteri takvadır. Allah için en güzel hayat yaşayanınız, Allah’ın emirlerine en çok teslim olanınız, Allah’la yol bulanınız, yolunu Allah’a soranınız, Kitap ve Sünnet istikâmetinde bir hayat yaşayanınızdır. Değilse ne beyazların siyahlara, ne sarıların beyazlara bir üstünlüğü, bir ruçhaniyeti vardır. Ne şu dili konuşanların bu dili konuşanlara, ne şu ırka mensup olanların bu ırktan gelenlere bir üstünlüğü, ne filan aileden dünyaya gelenlerin falan aileden doğanlara bir üstünlüğü vardır. Allah yanında üstünlük takvayladır, imanladır, teslimiyetledir, Müslümanlıkladır. Takvaca en üstün olan, Allah’a Allah’ın istediği kulluk konusunda en önde olan, Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini en iyi tanıyıp ittiba konusunda öne geçenler üstündür. Yine unutmayın ki her şeyi bilen de, her şeyden haberdar olan da Allah’tır. Kimin muttakî kimin değil olduğunu, kimin üstün kimin değil olduğunu en iyi bilen Allah’tır. Rasûlullah efendimizin son dönemlerinde inen bir sûredir bu sûre. Tabii bu arada Müslümanlar çoğalmaya başlamışlardı. Yeni ye-ni ülkelerden yeni yeni kabileler, yeni yeni toplumlar Müslüman oluyordu. İşte onlardan bir örnek: