2. “Ey İnananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın.” “Ey iman edenler,” buyurarak yine iman edenlere bir emir, bir yasa daha geliyor. “Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesinin üzerine çıkarmayın.” Peygamberin sesini, ses tonunu bastıracak şekilde konuşmayın. Bir peygamber huzurundasınız, bir karar verme makamındasınız, bir savaş kurultayındasınız. Peygamber huzurunda ekonomik, hukukî, siyasal, ailevî bir problemin çözümü için toplanmış-sınız. Yanınızda Allah’ın Resûlü var. O size Allah’ın muradına uygun olarak bir şeyler söylüyor. Resûlün sözünü kesmeyin. Resûlün sesini bastıracak bir tonda bağırarak konuşmayın. Resûlün sözlerini, buyruklarını iyi dinleyin. Hiç kimsenin sözü onun sözünden daha yüksek çıkmasın. Unutmayın ki konuşan alelâde birisi değildir. Konuşan Allah’ın Resûlü’dür. O vahiyle konuşur. Onun konuşmaları dindir. O, Allah’ın yeryüzünde konuşan dilidir. Onun sözü üzerine söz söylemeyin. Resûlün değer yargısı üzerine değer yargısı getirmeyin. Resûlün kararına karşı alternatif bir karar getirmeyin. Resûlün gösterdiği hayatın ü-zerine bir hayat düşünmeyin. Yani konuşan Allah’ı konuştursun, konuşan peygamberi konuştursun. Konuşan Kitabı, sünneti konuştursun. Çünkü bu dini en güzel Allah ve Resûlü anlatır. Bu dini ne ben, ne de bir başkası Allah ve Resûlü’nden daha güzel anlatamaz. Ben bence, ötekisi de kendince din anlatırsa toplum işte böyle ihtilaflardan kurtulamaz. Eğer şu ana kadar bu toplumda din anlatanlar bu dini kendileri değil de Allah ve Resûlü’ne anlattırmış olsalardı, eminim toplumda bu kadar ihtilaflar olmayacaktı. Eğer hocalar bu dini Kitap ve sünnete anlattırmış olsalardı, toplumun kafasında insanların sözleri değil de Allah ve Resûlü’nün sözleri olsaydı, inanın toplum bundan çok daha Müslüman olurdu. Din, Allah ve Resûlü’ne anlattırılsın. Her ortamda Allah ve Resûlü’nün sözleri en yüksek sedâ olsun. Kimse kendi sözlerini, kendi fikirlerini, kendi kanaatlerini, kendi talimatlarını Allah ve Resûlü’nün sözlerinin, talimatlarının önüne geçirmesin. Başkalarının sözleri, başkalarının talimatları da Allah ve Resûlü’nünkilerden daha yüksek dillendirilmesin, gündeme getirilmesin. Rabbimizin bu uyarısını alan sahâbe-i kirâm efendilerimiz gerçekten çok etkilendiler. Meselâ Hz. Ebu Bekir ve Ömer efendilerimiz bu âyetin gelişinden sonra şöyle buyurdular: “Vallahi ey Allah’ın Resûlü, hayatımın sonuna kadar seninle konuşurken ancak fısıltı halinde konuşacağım.” Bu sözü verdiler ve hayatlarının sonuna kadar buna riâyet ettiler. Bizler de öyle olacağız inşallah. Rasûlullah konuşurken susacağız. Resûlullah’ın sözlerini, hadislerini can kulağıyla dinlemeye, anlamaya ve uygulamaya çalışacağız. Resulullah’ın sözlerine al-ternatif düşünmeyeceğiz. “Allah’ın Resûlü böyle diyor, ama acaba şöyle de yapsak olmaz mı?” demeyeceğiz. “Tamam da, bu devirde şartlar değişti, bunları uygulamak mümkün değil,” demeyeceğiz. O ne demişse mutlak doğru kabul edip teslimiyet göstereceğiz. “Sakın ha kendi aranızda birbirlerinizle konuştuğunuz gibi, birbirlerinizle bağrışıp çağrıştığınız gibi Resulle de bir bağrışma ve çağrışmada bulunmayın ki, bilmez bir haldeyken, haberiniz yokken amelleriniz boşa gidivermesin.” Rasûlullah karşısında yapacağınız bir kabalık ve saygısızlık sizin tüm amellerinizi boşa çıkarıverir. Bu davranışınız küfre kadar varıverir de amellerinizi mahveder. Amellerinizin boşa gitmemesi için sakın ha Resulle konuşurken kendi aranızda konuşuyor gibi konuşmayın. Onu incitmeyin. O Allah’ın sevgilisidir, o nezihtir, o güzel ahlâklıdır. Onu üzerseniz Allah’ı üzmüş olursunuz ki, bu tüm amellerinizi boşa götürebilir. Buhârî’nin rivâyetine göre Rabbimizin bu uyarısı gelince sahâbeden Sabit bin Kays, “bu âyet bana hitap ediyor, ben içinizde en yüksek seslinizim, demek ki ben çok büyük günâh işledim,” diyerek kendisini evine hapsetti. Sonra Allah’ın Resûlü onun yanına giderek, “hayır, burada anlatılan sen değilsin. Sen hayır ile yaşayacak, hayır ile öleceksin,” buyurdu. Bu sahabenin yaptığı gibi, Allah’ın âyetlerini acaba bu âyet beni mi kast ediyor? Acaba burada anlatılan ben miyim? diye dinlemeliyiz. Evet, demek ki Peygamber karşısında bir tavır almayanlar, peygamber karşısında, peygamberin sünneti karşısında bir alternatif geliştirmeyip susanlar, peygamber karşısında semi’na ve eta’na diyenler, işittik ve itaat ettik diyenler, duyduk ve hemen boyun büktük diyenler, duyduk hemen uygulamaya koyduk diyerek emre boyun eğenler için mağfiret ve büyük mükafatlar vardır.