Hucurât Suresine Dön

Hucurâtالحجرات

8. Ayet

8Hucurât Suresi

فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَنِعْمَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ

Allah’tan bir lütuf ve nimet olarak… (Zaten) Allah, (her şeyi bilen) Alîm ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

7,8. “Bilin ki, içinizde Allah’ın peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârcılığı, yoldan çıkarmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nîmet sayesinde doğru yolda bulunanlardır. Allah bilendir, Hakim’dir.” “Ey Müslüman! Ne oluyor sana? Ne yapmaya çalışıyorsun böyle? Yalan yanlış beyanlarla peygamberi kandırabileceğini mi zannediyorsun? Unutma ki aranızda Allah’ın Resûlü var. Aranızda Allah’ın Resûlü bulunmaktadır. Allah her an her konuda Resûlü’ne vahiy göndererek her konuda onu bilgilendirmekteyken böyle yalan yanlış sözler söylemekten Allah’tan korkun buyurulur iken, öteki Müslümanlara da şöyle bir uyarı gelmektedir: Ne oluyor size ey Müslümanlar? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Aranızda peygamber var. Gelen bu haber karşısında peygamberin kararını beklemeden niye gazapla atlarınıza binip, kılıçlarınızı kuşanıp kendinizi ve peygamberi bir felâkete sürüklemeye çalışıyorsunuz? Allah’tan korkun da aranızda peygamberin olduğunu unutmayın. Hani Ben size sûrenin başında, “Allah ve Resûlünün önüne geçmeyin!” dememiş miydim? “Allah ve peygamberinin önünde yürümeyin!” dememiş miydim? İşte Allah ve Resûlü’nün önüne geçmeye çok hoş bir örnek geldi burada. Öyleyse ey Müslümanlar! Gelen bu haber konusunda acele davranmayan Rasûlullah’ın vereceği savaş kararı konusunda sizler de acele etmeyin. Bekleyin peygamberin kararını. Şükredin ki peygamber size değil, siz ona tabi olmak zorundasınız. Eğer o bir çok işlerde size itaat etseydi, sizin görüşünüze uysaydı sizler kötü durumlara düşer, sarpa sarardınız. Lâkin Allah size imanı sevdirdi, sizi o imanla süsledi, imanla ziynetlendirdi. O imanı sizin kalplerinize sevdirdi ve size küfrü, fıskı, isyanı, günâhı da kötü gösterdi. Bunlar Rab-binizin size en büyük lütuflarıdır. İşte kim böyle olursa, kim Rasûlul-lah’ın kararını bekler, Rasûlullah’ın hükmünü tercih eder, kendi kararını, kendi düşüncesini Rasûlullah’ın düşüncesinin önüne geçirmezse en doğru yolda olan odur. İşte bu da Allah’tan bir fazilet, Allah’tan bir üstünlüktür. Allah her şeyi bilendir, Allah her şeye hakim olan ve her şeyi hikmetle yapandır. Gerçekten o dönemde Müslümanların arasında Rasûlullah Efendimizin bulunması, onun rehberliğinde bir hayat yaşamış olmaları şereflerin, nîmetlerin en büyüğüdür. Allah’ın Resûlü her an onlara yol gösteriyor, her an onları hatalara düşmekten engelliyordu. Yanlışa düşmeleri konusunda Rasûlullah onlara itaat etmiyordu. Böylece onların da yanlışlara düşmesine izin vermiyordu Rabbimiz. Dün Sahâbe-i Kirâm efendilerimiz için var olan bu şereften bugün bizler mahrumuz diye mi düşünüyorsunuz? Sahâbe-i kirâm efendilerimizin üstünlüğü vardı, peygamber onları pek çok konuda yanlışlara düşmekten koru-yordu, ama bugün bizler aramızda peygamber olmadığı için bundan mahrum bırakılmışız mı demeye çalışıyorsunuz? Hayır hayır, böyle bir şey yoktur. Eğer böyle bir şey olsa, vallahi ben peygamberi Allah’a şi-kayet ederim. “Ya Rabbi bu nasıl iş? Senin peygamberin o dönem Müslümanları yanlışlara düşmekten korumuştu, ama bugün beni aynı yanlışlara düşmekten korumuyor. Bu adalet mi?” derim. Ama durum öyle değildir. Bilelim ki bu nîmet bugün bizim için de aynen mevcuttur. Eğer bugün bizler de Rasûlullah Efendimizle, Rasûlullah Efendimizin sünnetiyle beraber olabilirsek, sünnetle hareket edebilirsek, hayat problemlerimizi Rasûlullah Efendimize sorabilecek kadar ona yakınlık kazanabilirsek, elbette bize de yol gösterecek, bizi de yanlışlara düşmekten koruyacak, kötülüklerden bizi de uzaklaştıracaktır. Allah’ın Resûlü vefat etmiştir. Bedeni aramızda yoktur, ama sünneti, yolu, anlayışı, uygulamaları dimdik hayattadır ve aramızdadır. Bugün Rasulullah bizi de yanlışlardan, felâketlerden koruyacaktır. Yeter ki bizler onun sünnetini tanıyalım. Yeter ki problemlerimizi onun sünnetine götürebilelim. Yeter ki bir işe başlamadan, bir konuda kararımızı vermeden önce onun fikrini sorma alışkanlığını ka-zanalım. Yeter ki Buhârî, Müslim, Ebu Dâvûd, Tirmizî, Nesâî hep yanımızda, yakınımızda olsun. İşte bu, biz Müslümanlar için de en büyük bir nîmettir. İşte Rabbimiz biz Müslümanlara imanı sevdiriyor, kalplerimizi imana yatıştırıyor, bize fıskı, fücuru, isyanı, küfrü, Allah ve Resûlü’ne itaatsizliği iğrenç gösteriyor, bizi onlardan nefret ettiriyor ve böylece bizler onlardan uzaklaşıyoruz elhamdülillah.