17. “Rabbinin katından bir belgesi ve onun arkasından da bir şahidi olanlar, önlerinde de Mûsâ'nın Kitabı önder ve rahmet olarak bulunanlardır ki, işte onlar Kur’an'a inanırlar. Hangi topluluk onu inkâr ederse yeri ateştir; senin de bundan şüphen olmasın. Doğrusu o, Rabbinden bir gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.” Şimdi bir kimse düşünün ki Rabbinden bir beyyine üzeredir. Bir peygamber ki, ya da o peygamberin yolunun yolcusu bir Müslüman düşünün ki Rabbinden bir delil üzeredir. Bir şahit onun Allah’tan gelme bir beyyine üzere olduğuna şahitlik ediyor. Bir şahit onu izliyor. Yâni Kur’an onu doğruluyor, Cebrâil, melekler onun beyyine üzere ol-duğuna şehadet ediyor. Önceki peygamberlerin metbuları, İsrâil oğullarından gerçeği bilen ve inananlar onun doğruluğuna şehadet ediyor. Ondan önce de zaten bir imâm ve önder olan Mûsâ (a.s) nın kitabı Tevrat da onun doğruluğuna, onun beyyine üzere oluşuna şehadet ediyor. Evet Allah’ın Resûlü Rabbinden bir beyyine üzeredir. Allah’tan kendisine apaçık âyetler geliyor, vahiy geliyor. Bu vahyi kendisine Allah’ın Meleği Cebrâil getiriyor. Allah onun peygamberliğini tasdik ediyor, kitap onun doğruluğunu tasdik ediyor. Daha önce aynı kaynaktan gelmiş Mûsâ ve Îsâ (a.s) lar ve onlara gönderilmiş kitaplar da onun peygamberliğini tasdik ediyorlar, kendi toplumlarından ona iman etmeleri konusunda ahit alıyorlar. Müslümanlar ona iman ediyorlar, onun peygamberliğini kabul ediyorlar. Ama kim de, hiziplerden, gruplardan o gün Mekke’de, bugün de dünya üzerinde kim ki Allah’ı, melekleri, kitabı, peygamberi kabul etmezse kesinlikle bilsin ki ateş onun gideceği yerdir. Onun vaadleş-me yeri ateştir, cehennemdir. Sakın ey peygamberim ve ey Müslü-manlar bundan şüpheniz olmasın. Bu kitap Rabbinden bir haktır. Hak olan Rabbinden gelme bir haktır bu kitap. Lâkin insanların pek çoğu buna iman etmiyorlar. Peygamber, Allah’tan gelme bir beyyine ile, bir hidâyetle, bir kitapla hareket ediyor. Hareket noktası vahiydir. İnsanları vahye çağırıyor ve kendisi de vahiy doğrultusunda hareket ediyor. Allah’ın istediği hayatı yaşıyor. O Allah’ın hak peygamberidir. Onun hak elçi olduğuna, Allah şahit, melek şahit, kitap şahit, enfüs ve âfaktaki âyetler şahit, Mûsâ, Îsâ (a.s) lar şahit, Tevrat, İncil şahit. Ve daha önce bu hak kitaplara inanmış ve o kitaplar rehberliğinde bir hayat yaşamış Müslümanlar şahit. Şimdi böyle şahitlerin şehadetiyle Allah’tan gelme bir beyyine ile hareket eden, Allah’ın değer yargılarına sahip olan bir kimse hiç Beyyine’den habersiz, kitap bilgisinden mahrum dünyacılar gibi olur mu? Böyle bir mü’min hiç dünya perestler gibi hareket eder mi? Birisi dünya peşinde koşarken öbürleri Allah rızasını hedeflemektedir. Birisi cehenneme giderken ötekisi elbette cennete gidecektir. Bir de buradaki peygamberin doğruluğuna bu Kur’an’ın şahit olmasını şöyle anlamaya çalışıyoruz: Rasulullah efendimizin her sözüne, her uygulamasına, yâni sünnetine muhakkak Kur’an şehadet etmektedir. Said Bin Cübeyr der ki: “Peygamber (a.s)dan bana hangi hadis ulaşmışsa mutlaka onun Kur’an-ı Kerîmde tasdik edildiğini gördüm. Bana peygamber (a.s) dan ulaşan haberlerden birisi şöyleydi: “Bu ümmetten ister Yahudi olsun, ister Hıristiyan olsun kim benim peygamberliğimi işitip de bana iman et-mezse mutlaka cehenneme girer.” Ben kendi kendime acaba Rasulullah efendimizin bu sözünü tasdik eden hangi âyettir? diye düşünmeye başladım. Çünkü ben Rasulul-lah’tan işittiğim her sözün mutlaka Kur’an tarafından tasdik edildiğini görmüştüm. İşte bu sözünü tasdik eden âyetin de bu âyet olduğunu gördüm” “Bu güruhlardan kim onu inkâr ederse bilsin ki ona vaadedilen ateştir” âyeti onun bu sözünün şahididir der”