44. “Yere, “Suyunu çek!” göğe, “Ey gök sen de tut!” denildi. Su çekildi, iş de bitti; gemi Cûdiye oturdu. "Haksızlık yapan millet Allah'ın rahmetinden uzak olsun" denildi.” Sonra denildi ki: Ey arz suyunu yut! Ve ey sema sen de suyunu tut! İki emir, iki ferman. Göklere ve yere egemen olan, göklere ve yere söz geçiren, göklerin ve yerin boynundaki ipin ucu elinde olan Allah’tan iki kuluna iki emir. Ey yer suyunu yut! Ey sema suyunu tut! İş böylece tamamlandı, emir yerine getirildi, hüküm gerçekleşti. Yer suyunu yuttu, sema suyunu tuttu, gemi de Cûdi dağının üzerine yerleşti, oturdu. Ve denildi ki zâlimler güruhu Allah’ın rahmetinden uzak olsun. Hani sûrenin önceki bölümlerinde Rabbimiz tüm insanlığa bir meydan okumuştu. Eğer ciddiyseniz Allah’ın berisinde Allah’tan başka ne kadar şahidiniz, ne kadar şühedanız ne kadar yardımcınız varsa, yâni inandığı dâvâya canını verecek kadar bağlı ne kadar şehidiniz varsa onların hepsini de toplayın. Allah’tan başka güvendiğiniz ne kadar yardımcınız ne kadar putlarınız ne kadar edipleriniz, şairleriniz, bilginleriniz, filozoflarınız, müdürleriniz, genel müdürleriniz varsa veya size baş olacak, ayak olabilecek ne kadar yardımcınız yardakçınız varsa hepsini çağırın da haydi örnek bir sûre getirin bakalım buyurmuştu. Yâni madem ki bu kitabı Peygamber uyduruyor diyorsunuz. Bir insanın kendi başına kendiliğinden yapabildiği bir şeyi diğer insanlardan, milyarlarca insanlar içinden herhalde yapabilen bir insan çıkacaktır elbette. Abdullah İbni Mukaffa diye bir adam var. Arap edebiyatının dahilerinden kabul edilir. Gerçekten bu işi bilen bir adam. “Kelile ve Dimneyi” Arapça’ya kazandıran bir adam. Günün birinde Kur’an’a benzer bir nazire yapmak çıkmış kafasından. Sen bunu becerirsin, bu işi ancak içimizden sen kıvırırsın demişler. Tamam! Demiş, herhalde bu işi ben kıvıracağım. Şöyle hazırlığını yapmış, enine boyuna bakmış, kendini toplamış ve Kur’an’ı bu gözle bir daha okumuş. Benzerini yapmak adına dikkatlice Kur’an’ı okurken Hud sûresine geliyor. Hud sûresinde Rabbimizin anlattığı bu bölüme gelir. Tufandan önce Allah göğe emretti: Ey gök su indir! buyurdu, gök de bu emre imtisâlen suyunu indirdi. Sonra yere emretti Allah, yer de suyunu fışkırttı, tamam her taraf su. Helâk olacaklar helâk olmuşlar, cezasını çekmesi gerekenler çekmişler cezalarını, artık iş bitmiş ve tufan da bitecekti. Allah birisi semaya, ötekisi de arza olmak üzere iki emir verdi. "Ey sema artık suyunu tut! Ve ey arz sen de suyunu yut!" Allah dedi ki göğe: Ey gök artık suyunu tut! Ve ey yer sen de suyunu yut! İki emir veriliyordu: Birisi göğe, ötekisi yeryüzüne. Birisi tut! Diğeri yut! Tamam hepsi bu kadar. Birisi tutmuş, ötekisi de yut-muştu suyunu ve artık yeryüzü kupkuruydu. Kur’an’ın bu bölümüne gelince adam kara kara düşünmeye başlıyor. Sanki beynini ellerinin arasına alıyor, sıktıkça sıkıyor, kafatasını eritiyor, beynini cıvık cıvık alıyor eline ve sonra diyor ki: Eyvah! Bunu diyebilmek için semaya ve arza söz geçirmek gücünde olmak gerekiyor. Bunu diyebilmek için, böyle bir sözü söyleyebilmek, Kur’an gibisini meydana getirebilmek için ancak Allah olmak gerekiyor. Ben Allah olmadığıma göre ne mümkün öyleyse? Diyor ve sonunda vazgeçiyor bu delilikten. Öyleyse Kur’an’a benzer yapmanın bu mantığını kaybetmememiz gerekiyor. Değilse yapılır yâni. Bir yığın herze çıkabilir karşımıza. Böyle değil, aya laf edecek adam, güneşe söz geçirecek, arza emredecek, semaya ferman edecek. Bunu Allah’tan başka kimse gerçekleştiremez. Kim diyebilir bunu semaya ve arza? Kim söz geçirebilir bunlara Allah’tan başka? İnsanlar da bir şeyler söylüyorlar ama bunların hiç birisinin onların fermanından haberleri bile yoksa, bu herzeden başka bir şey değildir de nedir? Evet olan olur ve gemi Cudi dağına yerleşir. Cudi dağı Me-zopotomya bölgesindedir ve işte tarihin ikinci başlangıcı burasıdır. Âdem (a.s) in inip hayatın başladığı ilk nokta yine burasıdır. Cennet-ten indirildikten sonra atamızla, anamızın birleştikleri yer Arafat dağıdır. Hayat bir zamanlar buradan başlar. Nuh kavmi de belli yerlerde yaşar, nihâyet tufan sonunda insanlık hayatı yine Dicle nehri kenarında Cudi dağı çevresinde başlar.