Hûd Suresine Dön

Hûdهود

49. Ayet

49Hûd Suresi

تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟

Bu, sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Bundan önce ne sen ne de kavmin (bu bilgileri) biliyordunuz. (Öyleyse) sabret! Şüphesiz ki akıbet muttakilerindir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

49. “Ey Muhammed! Bunlar sana vahy ettiğimiz bilinmeyen olaylardır. Sen de milletin de daha önce bunları bilmezdiniz. Sabret, sonuç Allah'tan sakınanlarındır.” İşte bir peygamberin, bir beşerin asla bilemeyeceği haberler hadiseler. Rabbimiz elçisine bu bilgileri, bu haberleri ulaştırıyor ve elçisi de Allah’tan gelen bu bilgileri insanlığa duyuruyor. Peygamber bu Allah bilgileriyle izzet ve şeref buluyor, Müslümanlar vahiyle izzet ve şeref buluyorlar. Kâfirler, müşrikler yok edilirken peygamber ve onun safında yer alanlar kurtuluyor. Tüm dünyayı tufan kaplasa da, tüm dünyayı küfür ve zulüm kaplasa da peygamber safında olanlar kurtulacaktır. İşte Rabbimiz bunu anlatıyordu burada peygamberine. Bunu öğrendi Rasulullah efendimiz, bunu öğrendi sahâbe-i kirâm efendi-lerimiz, bunu öğreniyoruz şu anda bizler ve kıyâmete kadar Rabbi-mizin bu sûresini okuyan Müslümanlar. Bizler şu anda Rabbimizin bu yasasını öğrendik ve bu âyetleri kuşandık. Tüm dünya felâketlerin içine düşebilir. Tüm dünyayı tufanlar sarabilir. Ama ne olursa olsun kaptanı peygamber olanlar kesinlikle kurtulacaktır. Evet şu anda da dünya üzerinde korkunç bir tufan var. İn-sanlığının Allah’a kafa tutma, Allah’ı hayatlarına karıştırmama, Al-lah’tan gelen hayat programına değer vermeme ve Allah’ın elçisiyle ilgilenmeme isyanlarından ötürü tüm dünyada tufan vardır. Tüm dünyada Rabbimizin korkunç bir tufanı vardır şu anda. Ama sünnetullah gereği şu anda gemi de vardır. Bu tufandan sığınmak isteyenlerin sı-ğınabilecekleri gemi de mevcuttur. Bu gemi Son elçinin bina ettiği İs-lâm gemisi, geminin kaptanı da Hz. Muhammed (a.s)’dır. Şu anda bu gemiye binenler, bu geminin kaptanının safında yer alanlar, bu geminin kaptanına evet diyenler, tercihlerini bu istikâmette kullananlar hep kurtuluyor, diğerleri ise helâk olup gidiyor. Eğer batanların, cehenneme gidenlerin içinde değil de kur-tulanlardan olmak istiyorsanız, helâkin ve helâk yasasının dışında kalmak istiyorsanız o günkü kurtulanların rolünü oynamak zorundasınız. Kurtulanlar safında, peygamber safında yer almak zorundasınız. Safınızı belirlemek zorundasınız. Yâni eğer sizler de Tâğutlaşan, azgınlaşan, Allah’la ve elçi-siyle savaşa tutuşan, Allah’ın kitabını, Resûlünün örnek hayatını red-deden bu toplumda dalgalar halinde sizi yok etmeye yönelen toplu-mun küfründen, inkârından, ilhadından kurtulmak istiyorsanız, bu kü-für dalgalarının boğucu etkisi altında boğulmamak istiyorsanız o zaman sizler de gemiye binenlerden olmak zorundasınız. Sizler de pey-gamber safında yer almak zorundasınız. Allah düşmanlarından ayrılmak zorundasınız. Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluk yapanlar-dan olmak zorundasınız... İşte bunlar gayb haberleridir, gaybî bilgilerimizi size ulaştırıyoruz ki bundan önce ne kavmin ne de sen bunları bilmiyordun. Öy-leyse sabret ey peygamberim. Dayan, diren Müslümanca bir hayata. Gelecekte başarı, gelecekte özgürlük, gelecekte devlet, iktidar, izzet ve şeref hayatlarını Allah için yaşayanların olacaktır. 950 yıl sıkıntı çeken Müslümanların sanki hiç kazanma şansları yok gibiydi değil mi? Kazanalar sanki hep kâfirler ve müşriklerdi. Ezilenler, horlananlar Müslümanlardı. Ama işte göklere ve yere egemen olan büyük irade Müslümanların kazanmasına, kâfirlerin helâkine hükmetti ve sonunda o bir avuç insan kazanan taraf olurken, kâfirler geberip gittiler. Ebedîyen kaybettiler. Allah, düşmanlarının defterini dürüverdi de sonra peygamber safında yer alanları onların yerlerine yurtlarına yerleştirip halifeler kılıverdi. O helâk edilenlerin peşlerinden yeni yeni nesiller getirmiş, onlardan sonra onların yerlerine başkaları vâris olmuş. Öncekiler yok olmuş kayıplara karışmış, yoklukları bile hissedilememiştir. Ama ne yazık ki bu gerçeği insanlar unutuverirler. Allah kendilerine yeryüzünde yerleşme imkânı verince, yerlerini sağlamlaştırınca hemen bunu unutuverirler de sanki kendilerini yaratan Allah değil de kendileriymiş gibi, sanki kendilerine bu imkânları veren Allah değil de başkalarıymış gibi, sanki kendilerinden önce nicelerini gözlerinin önünde Allah helâk etmemiş gibi Allah’a kafa tutmaya kalkıverirler. Allah’a karşı da Allah’ın âyetlerine karşı da müstekbirce bir tutumun içine giriverirler. Bakın bir toplum daha gündeme geliyor: