Hûd Suresine Dön

Hûdهود

51. Ayet

51Hûd Suresi

يَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًاۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذ۪ي فَطَرَن۪يۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

“Ey kavmim! Sizden (davetim karşılığında) bir ücret talep etmiyorum. Benim ücretim beni yaratan (Allah)’a aittir. Akletmez misiniz?”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

51. “Ey milletim! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Aklet-mez misiniz?” Ey kavmim, ben yaptığım bu tebliğimin, bu dâvetimin karşılığında sizden bir ücret, bir mükafat istemiyorum. Benim ücretim, benim mükafatım beni yoktan var eden Rabbime aittir. Benim ecrim beni yaratıp size elçi olarak görevlendiren Rabbime aittir. Yaptığım bu dâvetin karşılığında ne mal, mülk vermenizi, ne bal baklava yedirmenizi, ne çay kahve ikram etmenizi, ne arabalarınıza bindirmenizi, ne bana bir teşekkür etmenizi istemiyorum. Akl etmez misiniz? Düşün-mez misiniz? Akıllarınızı kullanmaz mısınız? Zannetmeyin ki ben bu çalışmalarımın sonunda bir dünya menfaatine ulaşacağım. Zannetmeyin ki bu tebliğimi bir dünya gücüne, bir dünya menfaatine tahvil edeceğim. Ben yokken beni var eden ve beni size elçi gönderen Rabbimden beklerin ben beklediğimi. O bana vaadettiğini verecektir. Benim görevim sizi yalnızca Allah’a kulluğa dâvettir. Ne güzel bir ifade değil mi? Tüm peygamberler toplumlarına bunu söylediler. Öyleyse bizler de insanlara ulaştırdığımız din karşılığında, du-yurduğumuz âyet ve hadis karşılığında kesinlikle insanlardan hiç bir şey istemeyeceğiz. Eğer böyle insanların elindekilerden müstağni davranırsak o zaman insanlara karşı güvenli olur ve mesajımız insanlar tarafından hüsnü kabul görür. Eğer dünya üzerinde köpeklerin üşüştükleri leşe benzer leşlerden uzak durursak, onun peşinde olan köpeklerden emin oluruz. Eğer bizler de o leşten almaya çalışırsak o zaman köpekler de bizim üzerimize hücum edeceklerdir. Özellikle dâvetçilerin kendilerini halkın elindekilerden uzak tut-maları gerekmektedir. Şurasını hiçbir zaman unutmayalım ki halkın elindekilere göz diken, halktan bir şeyler istemeye alışmış bir dâvetçi sonunda halkın istediğine göre, halkın hoşnut olduğuna göre dini eğip bükmek ve onların isteyip hoşnut oldukları bir dini anlatmak zorunda kalacaktır. Böyle birisi zenginler karşısında, mal mülk sahipleri karşısında eğilip bükülmekten, dini onların arzularına göre eğip bükmekten kurtulamayacaktır. Halbuki bu Allah korusun nifak alâmetidir. Allah’ın Resûlü malından, zenginliğinden dolayı bir kişiye saygı duymanın münâfıklık alâmeti olduğunu haber veriyor. Öyleyse insanların mallarında mülklerinde hiçbir zaman gözümüz olmamalı. Bizim vazifemiz sadece onların mallarını fakirlere vermelerini sağlayarak toplumun fakirlerini rahatlatmaya ve onları da dini vazifelerini yapmaya, sorumluluklarını bizzat kendilerinin yerine getirmelerine yönlendirmeliyiz. Bizim görevimiz sadece onları bu hayra yönlendirmek olmalıdır. Ama yanlış anlamayalım zenginlerin paralarını fakirlere dağıtmak üzere onlardan biz almamalıyız. Onların paralarına elimizi bile sürmeden kendilerinin bu işi yapmalarını sağlamalıyız. Değilse biz onların paralarını aldık mı onlar rahatlayacaklar ve fakirlerin durumlarına muttali olamayacaklar ve lüks içindeki hayatlarına devam edeceklerdir. Bırakalım kendileri gitsinler fakirlerin evlerine de kendi hayatlarıyla o fakirlerin hayatlarını mukayese imkanları olsun. Hz. Ali efendimiz buyurur ki: Özellikle mü’minlerin imamlarının, önderlerinin hayatlarının dünyaya karşı zühd içinde olmaları gerekir ki halkın hayatlarından, sorunlarından haberdar olsunlar. Âlimlerin, imamların, önderlerin zâhid olmadıkları, doyumsuzca dünyaya meylettikleri bir toplumun öteki fertlerinin zâhid olmaları elbette beklene-mez. Öyleyse becerebildiğimiz kadar dünya konusunda zâhid olacak, kendimize yetecek kadar rızkın ötesinde dünyayı kucaklayacakmış gibi bir doyumsuzluğun içine girmeyeceğiz inşallah. Allah Resûlü hadislerinde bir de: “insanların elinde bulu-nanlara karşı zâhid ol ki insanlar seni sevsin.” İnsanların elinde olandan ümidi kes ki sen de zengin olasın ve Allah da seni sevsin buyurur. Öyleyse insanlar nezdinde sevilip sayılan, değer ve-rilen bir kimse olmak istiyorsak insanların ellerindekilerden ümit keselim, onlardan zühd içinde olalım. Sehl Bin Sâd’den rivâyet edilen başka bir hadislerinde: "Mü'minin şerefi gece ibâdetidir. Onun izzeti de insanlardan müstağni olmasıdır" Evet gece kalkıp Allah’a ibâdet eden ve insanlardan müstağni olan, insanların eline bakmaktan uzak duran, insanlardan hiçbir şey istemeyen mü’min en şerefli mü’mindir. Çünkü bir şeye aşırı düşkünlük, bir şeye aşırı tamah o konuda fakirliktir. Ama ona ve dünyaya önem vermemek ise o konuda zenginliktir. Yani bir insan bir şeye de-ğer vermediği zaman o konuda zengin olur. Kab'ul Ahbar der ki: Âlimin ilmini ve vakarını üç şey giderir. Bi-rincisi tamah, ikincisi nefsinin mağlubu olması, üçüncüsü de hacetini halktan istemesidir. Demek ki tamah içinde olan, sürekli ihtiyaç içinde kıvranan, nefsinin arzularına mağlup olarak doyumsuzca onun isteklerinin peşine takılan, günah peşinde koşan ve de başkalarının sırtından geçinmeye çalışan, sürekli insanlardan bir şeyler bekleyen âlim vakarını kaybedecektir. İnsanların gözünde silik şahsiyet sahibi bir insan durumuna düşecektir. İnsanlar tarafından sevilmeyen bir insan durumuna düşecektir. Çünkü biliyoruz ki insanlar kendi ellerindekine göz dikenlerden hoşlanmazlar. Çünkü insan oğlu mala mülke düşkündür. Rasûlullah efendimizin beyanıyla bir vadi altını olsa ikinci bir vadinin olmasını ister. Onun içindir ki insan oğlu fıtraten kendi elindekileri istemeyenleri sever. İnsanlar genellikle kendilerine muhtaç olmayan insanları, kendilerine yük olmayan insanları severler. Sevdiklerine ortak olmaya çalışanlara da düşman olurlar. Mal mülk de pek çok insanın uğrunda ömür tükettiği en büyük sevgilidir. İşte görüyoruz insanlar kendilerinden borç isteyen insanlardan bile köşe bucak kaçmaktadırlar. Halk arasındaki para isteme benden buz gibi soğurum senden gibi sözler bunun en güzel delilidir. Öyleyse bizler de kesinlikle insanların ellerindekilere göz dikmeyecek onlardan zühd içinde olacağız. Biliyoruz ki Allah’ın Resûlü bu konunun önemine binaen ashabından insanlardan bir şey istememe konusunda biat almıştır. Bakın bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Kim ki insanlardan bir şey istememe hususunda bana garanti verirse ben de ona cenneti garanti ederim” Hattâ bu tavsiyenin kendisine yapıldığı sahâbe Ebu Zer efendimiz der ki: Vallahi Rasûlullah efendimizden bu tavsiyeyi işittikten sonra atımın üzerindeyken kamçım yere düştü de onu bana alıverecek aşağıda pek çok arkadaşım varken kimseden yardım istemeyip atımdan inip kamçımı kendim aldım buyurur. Evet insanlardan bir şeyler istemek kişinin kalbindeki ilmi söküp çıkarır. O ilmin sahibinin vakarını yok eder.