53. “Ey Hud! Sen bize bir belge getirmeden, senin sözünden ötürü ilâhlarımızı terk etmeyiz ve sana inanmayız.” Ey Hud, sen bize bir beyyine, bir delil getirmedin. İyi güzel konuşuyorsun da, ama hani bir delil göstersene. Yâni şimdi bizler senin elçiliğine, senin bu dediklerinin doğruluğuna nasıl inanacağız? Nasıl güveneceğiz sana? Yıllardır kulluk yaptığımız şu ilâhlarımız ne olacak? Biz alıştığımız bu tanrılarımızı nasıl terk ederiz? Biz senin bu sözlerinle onları asla terk edecek değiliz. Ve biz sana teslim olanlardan, mü’minlerden de olamayız. Bize bir mûcize göster ki inanalım. İlâhlarını terk etmeye yanaşmadılar. İnanışlarını, anlayışlarını, kulluk programlarını, yaşadıkları hayat programlarını terk etmek istemediler. Güçlerine kuvvetlerine güvendiler. Biz güçlüyüz dediler. Bizden daha güçlü kim var dediler. Kimse bize galip gelemez dediler. Kimse bizimle baş edemez dediler. Güç, kuvvet, saltanat bizdedir dediler. Biz kimseye boyun eğmeyiz dediler. Yaratıcılarını unutup Al-lah’ın elçisine kafa tuttular. Güçlerini kuvvetlerini kendilerinden bildiler. Biz senin bu sözlerinle asla tanrılarımızı bırakmayız dediler. Biz alışılmış hayatımızdan, geleneklerimizden, âdetlerimizden, kültürümüzden, sosyal ve siyasal yapılanmalarımızdan asla senin hatırına vazgeçmeyiz dediler. Bizim şu anda hayatımızı düzenleyen siyasal tanrılarımız, eğitim tanrılarımız, hukuk tanrılarımız, şifa tanrılarımız, oyun eğlence tanrılarımız var. Biz onları asla terk etmeyiz dediler.