5. “Bilin ki, onlar Kur’an okurlarken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki, elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, kalplerde olanı bilendir.” Dikkat! Dikkat! Aman dikkat edin. Senden gizlenmek üzere, senden saklanmak üzere sadırlarını eğip büküyorlar. Senden bürünüyorlar, örtünüyorlar onlar. Sanki çalıntı bir malı gizlemek için, kimse görmesin diye vücudunu ona perde etmeye çalışan bir hırsız gibi kendilerini senden kaçırıyorlar onlar. Seni görmek istemiyorlar. Seni dinlemek istemiyorlar. Seninle karşı karşıya gelmek istemiyorlar. Bu âyetlerin nâzil olduğu dönemde Mekkeliler bu âyetleri de, bu âyetlerin tebliğcisini de dinlemek istemiyorlardı. Köşe-bucak kaçıyorlar, onun mesajını duymamak için ondan uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Peygamber kendilerini tanımasın diye, kendilerine bu âyetleri duyurmasın diye elbiseleriyle yüzlerini kapatıyorlar, bir şeylerle bürünüyorlar ve kendilerini bu âyetlerden saklamaya çalışıyorlardı. Hakikat karşısında tıpkı deve kuşu gibi yüzlerini, başlarını kumlara gömüyorlardı. Evet âyet-i kerîmedeki sadırlarını eğip büküyorlar ifadesi yan çiziyorlar, sırt dönüyorlar, yüz çeviriyorlar, ilgilenmiyorlar gibi anlamlara gelmektedir. Dün onlar bu işi yapıyorlardı, bugün de günümüz Müslümanları aynı şeyi yapıyorlar. Dün onlar dinlemiyorlardı, bugün Müslümanlar dinlemiyorlar. Acaba neden bu insanlar bu Kur’an’ı din-lemiyorlar? Neden Kur’an’a kulak vermiyorlar? Neyle bürünüyorlar bu insanlar kitaba ve peygambere karşı? Yâni kitabın ve peygamberin önüne neyi kalkan yapıyorlar? Neyi dikiyorlar? Arkadaşlar günümüz Müslümanları da kimileri cemaatini dikiyor kitabın karşısına, ondan dolayı dinlemiyor Kur’an’ı. Kimileri partisini putlaştırıyor, onun için ge-rek duymuyor bu kitabı dinlemeye, kimi efendisinden, şeyhinden dolayı, kimi siyasal liderinden dolayı, kimi ekonomik kaygısından, mal mülk derdinden dolayı dinlemiyor, dinlemiyor, dinlemiyor. Yapmayın ey Müslümanlar. Bir şeyleri geçirmeyin bu kitabın önüne. Doktoralarınızı, doçentliklerinizi, mesleklerinizi, makamlarınızı, evlerinizi, çoluk çocuklarınızı, işinizi, aşınızı perde yapıp, onların arkasına saklanıp bu kitapla ilginizi kesmeyin. Tamam, ben de okuyacağım, ben de anlayacak ve anlatacağım, ben de yaşayacağım, ama işte şu şu konumum, şu şu işim bana imkân vermiyor diyerek bu kitaba karşı kalkanlar bulmayın. O kalkanların arkasına saklanıp, onlarla bürünüp kitapla ilginizi kesmeyin. Gelin Allah aşkına şu kutsallaştırdığımız önderlerimizi, şu ken-di oluşturduğumuz kitaplarımızı bir kenara bırakalım. Gelin göğsümüzü eğip bükmeden, bir şeylerin arkasına saklanmadan, tüm varlığımızla, kalbimizi, gözümüzü, kulağımızı, düşüncemizi, amelimizi ki-taba ve peygambere çevirelim. Tüm varlığımızla Allah’a ve Resûlüne yönelelim. Her şeyimizi kitaba ve peygambere endeksli yapalım. Kitapla düşünelim, peygamberle yürüyelim. Tüm hayat problemlerimizi vahiyle çözümleyelim. Vahiy kaynaklı bir hayat yaşayalım. Hayat fel-sefemizi bir yerlerde oluşturup sonra da bunu vahye onaylattırmaktan vazgeçelim. Tüm öncelikli bilgilerimizi atıp vahye yönelelim. O ne dediyse, nasıl dediyse öylece kabul edelim. Hayat felsefemizi bir kenara bırakalım. Cemaat felsefemizi bir tarafa bırakalım. Grupçuluğumuzu, hi-zipçiliğimizi bir kenara bırakalım. Sadece Rabbim bana ne dedi? diye, Rabbim benden nasıl bir hayat istedi? diye vahye kulak verelim. Şimdiye kadar elimizden düşürmediğimiz kitapları elimizden bir atalım. İşte bu kitaplar bizi adam etmedi. Bizi bir noktaya götürmedi. Peygamberin önüne geçirdiğimiz şu kutsal şahsiyetleri de bir kenara bırakalım. Bu kitabı ve peygamberin sünnetini elimize alalım. Göğüslerimizi eğip bükmeden Allah nasıl istiyorsa öyle bir hayat yaşamaya çalışalım. Evet o gün insanlar karşısına çıkamıyorlardı peygamberin. Hakkından gelemiyorlardı peygamberin. Durduramıyorlardı onu. Karşısına hiçbir şeyle çıkamıyorlardı. Şair dediler, tutmadı. Kâhin dediler, sökmedi. Sihirbaz dediler, olmadı. Şu anda da peygamber yolunun yolcularına aynı şeyleri söylüyorlar. Olmadık iftiralarla kitap ve sünnete yönelmiş, vahye yönelmiş, Allah ve peygamber diyen Müslümanları suçluyorlar, ama tutmuyor. Kıyâmete kadar da tutmayacak. Kıyâmete kadar peygamber yolunun yolcuları bu kitap ve peygamberle insanların karşılarına çıkmaya devam edecekler. Dinlemek istemeyecekler. Eğip bükecekler kendilerini. Bir şeylerin arkasına saklanacaklar. Bir şeylerle bürünecekler, ama bu Allah vahyinden asla kaçamayacaklar. Allah âyetleri onların gönüllerine işleyecek, kalplerine bir ok gibi saplanacak. Onlar bu kitaptan kaçtıkça batacaklar, kaçtıkça çözümsüzlüğe gömülecekler ve kurtuluşun bu kitapta olduğunu, bu kitabın dışında asla çözüme ulaşamayacaklarını anlayacaklar. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, ister kaçsınlar, ister kapatsınlar, ister yasaklasınlar, ister kulaklarını tıkasınlar, unutmasınlar ki: Allah her şeyi biliyor. Gizlediklerini de biliyor, aleni yapıp ettiklerini de biliyor. Çünkü O Allah kalplerde olanları da bilir, niyetleri de bilir, iç dünyalarınızı da bilir. Şimdi böyle her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan, bilgisi tam olan, bilgi kendisinden olan bir Allah’tan gelme bir kitap dururken sizler kimlere gidiyorsunuz? Kimlere baş vuruyor? Kimlerin bilgisiyle bilgilenmeye, kimlerden çözüm istemeye gidiyorsunuz? Kimlerin kitaplarını okumadan yanasınız? Efendim bu kitap da Allah’ın kitabını anlatıyor. Bu liderim de, bu efendim de kitabı ve peygamberi anlatıyor. Bunlar başka şey anlatmıyorlar ki? Hayır hayır. Aracıları bırakıp direk bu kitapla diyalog kuralım. Allah ne di-yor? Peygamber ne istiyor? Bunu direk kitaptan ve peygamberden öğrenmeye çalışalım. Çünkü herkes yanılabilir, herkes hata edebilir, ama hata etmeyen, yanılmayan sadece Allah ve Resûlüdür. Her kitapta yanılgı olabilir, ama içinde yanılgı olmayan tek kitap Kur’an ve sünnettir, bunu asla unutmayalım.