8. “Andolsun ki, onların azabını sayılı bir süreye kadar ertelesek, “Onu alıkoyan nedir? “derler. Bilin ki, onlara azap geldiği gün, artık geri çevrilmez; alaya aldıkları şey onları mahvedecektir.” Onlardan, onların hak ettiği azabı belli bir süre, belli bir müddet tehir etsek bu sefer de derler ki hani o azabı tutan nedir ya? Hani o sözünü ettiğiniz azabı alıkoyan ne? Hani niye gelmiyor bu azap? Hani yıllardır sizin sözünü ettiğiniz O Allah’ı, o dirilişi, o azabı inkâr edip durduğumuz halde nerede kaldı bu azap? Niye gelmiyor? Bu bir taraftan bir inkârın, bir alayın ifadesiyken, diğer taraftan da içten içe bir korkunun, bir şüphenin ifadesidir. Yâni kâfir hiçbir zaman inkârında samimi değildir. Biliyor ki bu reddettiği bir gün başına gelecek. Biliyor ki bir gün ölüm gelecek. İşte yeryüzünde küfrün zirvesini sergileyen Firavun. Kendisini insanlara rab ve ilâh olarak takdim ediyor. Benden başka ilâh yoktur diyor. İlâhlığı adına Mûsâ (a.s)’a ve Müslümanlara yapmadığını bırak-mıyor. Ama geberip giderken iman ediyor. Şehadet kelimesini söylü-yor. Anlıyoruz ki dünya üzerinde hangi kâfir olursa olsun öldükten sonra dirilişle alâkalı mutlaka içinde bir bilgi var, bir duygu var. Bu dünyada rahatlayabilmek için vicdanının sesini, kalbinin sesini susturmaya çalışıyor. Duyularına baskı uygulamaya çalışıyor. Evet insan yaptığı suçların karşılığı olan ceza hemen gelmediği takdirde onun hiç gelmeyeceğini zannediyor. Halbuki o suçun cezası vakti gelince çekilir. Bu bazen bu dünyada, bazen da öbür ta-rafta gerçekleşir. Allah’ın acelesi yoktur. İnsanın ilâhî cezayı acele is-temesi onun cehaletinin eseridir. Çünkü Rabbimiz sonsuz merhamet sahibidir. Kullarının tevbesine imkân tanımaktadır. Belki bir gün dönerler de kurtulurlar diye onlara mühlet veriyor. Dikkat edin, o azap onlara geldiği gün, o azap onlara çattığı zaman onu onlardan uzaklaştıracak, onlarla o azabın arasına girip onları kurtaracak hiç bir güç ve kuvvet yoktur. Alay ettikleri, reddet-tikleri azap da onları kuşatıverecek. Dünyada işledikleri tüm kötülükleri, yaptıkları tüm pislikleri, küfürleri, şirkleri, Allah’tan habersiz yaşadıkları hayatlarının kötü sonucu kendilerini kuşatıverecek. İnkâr ettikleri, reddettikleri, alay edip durdukları azap, kıyâmet gerçeği kendilerini çepeçevre kuşatıverecek. Allah’ın azabını alay konusu yapıyorlardı, hafife alıyorlardı. Cenneti ve cehennemi gündeme almıyorlar, Allah’ın haberleriyle alay ediyorlardı. İşte alay ettiği şeyler yarın onları çepeçevre kuşatacaktır. Ve artık ondan kaçıp kurtulmaları da mümkün olmayacaktır. Hani Nuh kavmi kurtulabildi mi? Âd kavmi kaçabildi mi? Semûd kavmi bir şey yapabildi mi? Firavunlar, Karunlar bir şey yapabildiler mi? Kim ne yapabilmiş? Ey zavallı kâfirler siz kaçıp kurtulabilecek misiniz? Neyinize güveniyorsunuz? Hiç aklınız, izanınız yok mu sizin?