91. “Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyor ve doğrusu seni aramızda güçsüz görüyoruz. Eğer taraftarların olmasaydı seni taşlardık. Esasen bizim gözümüzde pek itibarın da yoktur" dediler.” Allah’ın elçisinin kendileri hayrına bu çırpınışları karşısında dediler ki: Ey Şuayb, biz senin söylediklerinin bir çoğunu anlamıyoruz. Sen neden söz ediyorsun? Bizi neye çağırıyorsun? Biz senin ne dediğini? Neye dâvet ettiğini anlayamıyoruz dediler. Halbuki Şuayb (a.s) onlar gibi bir insandı. Onların içinde yaşayan, onların dilini konuşan, kendi kardeşlerinden, kendi içlerinden bir elçiydi. Peki acaba niye anlayamıyorlardı Onun dediklerini? Anlıyorlardı hainler de kendilerini sorumluluktan kurtarmak için böyle diyorlardı. Çünkü Şuayb (a.s) onlara yanlışlarını söylüyordu, hayatlarını sorguluyordu. Bu yaptık-larınız yanlış diyordu. Sadece Allah’a kulluk edin, Allah’tan başkala-rından yüz çevirin diyordu. Bal gibi anlıyorlardı peygamberin dedik-lerini ama hayatlarının değişmesini, keyiflerinin kaçmasını isteme-dikleri için anlayamıyoruz diyorlardı. Ekonomik insan olup çıkmışlardı. Ekonomiden, ekonomik büyümeden, paradan, altından, gümüşten başka bir şey düşünemeyen insanlar olup çıkmışlardı. Dünyanın ve dünyalıkların esiri ve sarhoşu olarak ne Allah’ı, ne peygamberi, ne daha önce helâk edilen toplumları duymayan, düşünmeyen bir toplum olmuşlar, cenneti ve cehennemi gündemlerinde düşürmüşler, hatırlamaz olmuşlardı. İşte şu anda aynen onların sarhoşluğuna kapılıp parayı, ekonomik büyümeyi kıble edinmiş şu topluma peygamber gelse ne ya-zar? Kim dinler? Kim anlar peygamberi? Kimin gündeminde âhiret? Kimin gündeminde cennet, cehennem? Gündeminde olmayan bir konuyu nasıl anlayacaklar bu insanlar? Paradan bahsetsen, ekono-mik büyümeden bahsetsen, karıdan kızdan bahsetsen anlarız, ama bu dediklerine bizler çok yabancıyız ve anlayamıyoruz diyorlardı. Yâni attan, arabadan, fabrikadan, çekten, senetten vakit bu-lamıyorlar ki Allah’la, Allah’ın elçilerinin mesajıyla ilgilenebilsinler. Şimdi adamlar dünya ekonomisine sahipken yanlış yoldasınız diyen bir peygamberi nasıl anlasınlar? Bu ekonomik saygınlıkları karşılık kendileri gibi bir ekonomik güce sahip olmayan birisini nasıl dinleyebilirlerdi? Şimdi böyle saygın bir hayatı bırakıp nasıl âhirete yönelebilirlerdi? Bu paranın, pulun, şöhretin, alkışın arasında cennet hesabına nasıl girilebilirdi? İşte onun için diyorlardı ki ey Sâlih biz senin dediklerinden bir şey anlamıyoruz. İşte âyetin devamındaki şu sözleri de bunu açık açık ortaya koyuyordu: Ey Sâlih, seni aramızda zayıf görüyoruz. Sen zayıfsın. Malın yok, mülkün yok, ekonomik gücün, siyasal gücün yok. Sen bizim aramızda zayıf birisisin. Doğru dürüst bir evin, bir araban, bir fabrikan, şirketin, holdingin, bir siyasi gücün yok. Sen nesin ki? Sen kim oluyorsun ki bizim hayatımıza karışıyorsun? Bizler şu anda dünya çapında ticaretlerimizle ülke ekonomisini elimizde tutuyoruz. Siyasi hayatta söz sahibi bizleriz. Ülke sorunları bizden sorulur. İnsanlar bizim ekonomik, siyasal ve askeri gücümüzün önünde eğiliyorlar. Sense çulsuzun tekisin, gelmiş bize ahkam kesiyorsun. Bizim yolumuza çomak sokmaya çalışıyor, bizim büyüme hedeflerimize engel olmaya çalışıyorsun diyorlar. Bakın bu sözleriyle Sâlih (a.s)ın sözlerini çok iyi anladıklarını ortaya koyuyorlar hainler. Anlıyorlar ama reddediyorlar. Sonra da şu tehditleri savurmaya başlıyorlar: Ey Şuayb, eğer senin aramızda kavmin, kabilen, ailen olmasaydı seni taşlar, recm eder ve işini bitirir, sesini keserdik. Senin bizim üzerimize bir izzetin, bir gücün kuvvetin de yoktur. Bizimle baş edecek bir durumun yoktur senin. Onların bu tehditlerine karşı Şuayb (a.s) dedi ki: