İbrâhîm Suresine Dön

İbrâhîmابراهيم

26. Ayet

26İbrâhîm Suresi

وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ

Kötü söz (şirk) ise kökü yerden koparılmış, istikrarı olmayan kötü bir ağaç gibidir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

26. “Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan bir ağaca benzer.” Çirkin bir sözün, kötü bir sözün misâli, benzeri ise kötü bir ağaca benzer. O ağaç yerin üzerinde duruyor. Kökü yerden koparıl-mış, yere yerleşme, tutunma imkânı bulamamış. Kararı kalmamış. Esen bir rüzgarla, bir yağmurla veya gelip geçenlerin bir darbesiyle sağa sola gidip, yerinden oynayabilecek istikrarı olmayan kökü sağlam olmayan bir ağaca benzer ki onun ne meyvesi var, ne de kendisinde bir hayır var. Zaten bir gerçekliliği, bir geçerliliği, bir istikrarı da yoktur onun. İşte küfür kelimenin, küfür anlayışının, Allah’ın razı olmadığı bir yaşantının misâli de budur. Köksüz bir hayat, köksüz bir anlayış. Neye yarar ki? Sahih bir imana, sâlih bir amele, güzel bir hayata da-yanmayan, güzel meyvelere sahip olmayan bir ağaç. Ne anlam ifade edecek de? Ne meyvesi var, ne de insanların istifade edebilecekleri bir gölgesi. Allah ve Resullerinin hoşlanmadığı hayat tarzları, vahye dayanmayan, vahiyden kaynaklanmayan sistemler, felsefeler, düşünceler neye yarar da? Ateizm, komünizm, sosyalizm ve Allah’tan, Resullerinden kaynaklanmayan tüm benzeri hayat tarzları. Hepsi boştur bunların, hepsi sapıklıktır. Evet, kelime-i habise, kötü kelime ise kelime-i tayyibenin tamamen zıddıdır. Bu dünyanın herhangi bir Rabbi, İlâhı, sahibi yoktur. Ya da Allah’tan başka ilahlar, rabler, tanrılar vardır. Allah’tan başka hayata karışı varlıklar vardır. Ulûhiyet ve rubûbiyette Allah’ın ortakları vardır. Bunlara da kulluk edilmeli, bunlar da dinlenmeli, bunlar da razı edilmeli, bunların arzu ve istekleri de yerine getirilmeli, bunların çektikleri yerlere de gidilmeli, bunların yasaları da uygulanmalı, bunlara da dua edilmeli, bunlara da sığınılmalı vs vs. Kelime-i habise; toprağın yüzünde durmaktadır. Hafif bir rüzgarla devriliverecek durumdadır. Sanki hercai kendiliğinden çıkıveren çalı çırpı durumundadır. Bir çocuk tutup dalından çırpıverse kökten çıkarıverir. Bir rüzgar kaldırıp atıverir. Bir yerine el sürmek isteseniz dikenler batıverir, meyvesi yoktur. Allah bilir bir günde bunlardan kaçı yetişir, kaç gün ömür sürer. Kökleri yerin dibine inmiş değildir. Aslında bunlar ne yerde ne de gökte hayat hakkı bulamamışlardır. Kökleri olmadığından yerin altından istifade edemezler, havadan da gereği gibi faydalanamazlar. Bazı kardeşlerimiz bize şunu soruyorlar: Bizler kelime-i tayyibeye iman ediyoruz, ona sahipleniyoruz. O zaman niçin biz büyüyüp gelişemiyoruz da hep kelime-i habise taraftarları büyüyüp gelişiyor? Bunun birinci sebebini az evvel ifade etim. Kelime-i tayyibe sadece dille söylenen bir kelime olursa elbette böyle olacaktır. Kelime-i tay-yibenin sadece lafzına iman yetmeyecektir. Bu kelimeye öyle bir ina-nılmalı ki bunun dışında hiçbir iman, hiçbir düşünce kalbe girme-melidir. Şimdi acaba şu anda bizler böyle miyiz? Acaba bu kelimeyi dilleriyle söyleyen müslümanların boyunları Allah’tan başkalarının ö-nünde eğilmiyor mu? Acaba sadece Allah’ı dinleriz diyen müslüman-lar şu anda Allah’tan başkalarının yasalarını uygulamıyorlar mı? Aca-ba müslümanlar Allah’tan başkalarından korkmuyorlar mı? Allah’tan başkalarına güven bağlamıyorlar mı? Allah’tan başkalarını Rezzak makamında görmüyorlar mı? İkinci üçüncü derecede inandıkları Rez-zaklarının gazabına uğramamak için maaşım kesilir endişesiyle Al-lah’a kulluklarında geri adım atmıyorlar mı? Rabbimiz Allah’tır dedik-leri halde Allah’tan başkalarının hüküm ve kanunlarına uymuyorlar mı? Kendi menfaatleri için hakkın hükümlerini çiğnemiyorlar mı? Şim-di bu durumda ne hakkımız var büyüyüp gelişmeye? Hayatımız bu kelimeye uymuyor ki. Şimdi böyle bir hayatın içindeyken Müslüman-lıklarının farkında olmayan kimi zavallılar Allah’ın dediği olmayınca -Allah affetsin- Allah’ın doğru söylemediğini, yanlış bir yol tarif ettiğini iddia etmeye çalışıyorlar. Kendi durumlarını düzeltip söyledikleri ke-limeye lâyık hale gelecekleri yerde Allah’a iftira etmeye çalışıyorlar. Sorulan soruya binâen bir de kelime-i habise taraftarlarına bakalım. Acaba sanıldığı gibi gerçekten onlar refah ve huzur içinde midirler? Acaba gerçekten bu kâfirler ve müşrikler bize göre daha iyi bir durumda mıdırlar? Bu tamamen yanlıştır. Tarih boyunca kâfir ve müşrikler hiçbir zaman mutlu olmamıştır. Siz acaba parayı, serveti, lüksü, keyf ve eğlenceyi refah ve saadet unsuru mu sayıyorsunuz? Acaba bir de bu adamların kalplerini sorsanız. Onların kalpleri, evleri, yurtları, hayatları cehennemdir. Belki dış görünüşleri itibariyle dünyayı hedefledikleri için dünyada gerçekten erişemedikleri bir şey yok gibi, ama nihâyet kendi elleriyle dünyalarını da bozmuşlar, mekânik bir hayata gelmişler, robotlaşmışlar, duyguları bitmiştir. Hisleri, hareketleri kaybolmuş­tur. Sevmek, sevilmek, ağlamak, gülmek gibi insani duyguları, fedâkârlık, cefakârlık gibi duyguları tükenmiştir. Yedirme, içirme, infak ve akrabalık bağları, karılık, kocalık bağları, babalık, oğulluk bağları bitmiştir. Her şeyleri bitmiştir. Böyle bir hayatın içinde tüm dünya onların olsa ne olacak ki? Şu anda as­lında cehennemi yaşıyorlar, ama böyle bir hayat da onlara süslü geliyor. Bunu hayat zannediyorlar. Yaşadıkları hayatları iç dünyalarında büyük ıstıraplar oluştu­ruyor, derin yaralar açıyor; ama bunu sanki fevkalâde güzel bir şeymiş gibi süslü görmeye çalışıyorlar ve her biri de bunu ortaya koymaktan hiç de sıkıntı duymuyorlar, çok rahat bir şekilde birbir­lerini aşağıya indirebiliyorlar, çok rahat bir şekilde birbirlerini atla­tabiliyorlar, rezil rüsva bir hayatı birlikte yaşıyorlar. Meselâ bir adam cadde ortasında herkesin gözleri önünde açlıktan ölüp gitse, necisin diye sormuyor, ama yine de bu hayat kendilerine süslü gösteriliyor. İşte böyle tüm gördükleri, oldum olası bir dünya hayatları var, yaşasınlar baka-lım; zaten bu adamların hepsi de cehenneme gidecekler. Tümüyle sefaleti yaşıyorlar, ölür ölmez de cehenneme gide­cekler, kendilerini büyük bir azabın içinde bulacaklar. Efendim bunların zirveye çıkmış teknolojilerini, sanayilerini, sosyal yaşantılarını, hukuklarını eğitimlerini, yollarını köprülerini takdir etmek gerekir, Alman bilmem ne buluşunu takdir etmek la­zımdır, İsviçre’nin hukukunu takdir etmemiz lazım, Amerika’nın savaş bilmem nesini takdir etmemiz lazımdır gibi hepimizin kalbine yerleşen ufak tefek duyguları, aşağılık komplekslerini ısrarla bitir­mek zorundayız. Bilmeliyiz ki yeryüzünde kâfirlere imreneceğimiz hiçbir şeyleri yoktur. Güvenebileceğimiz hiçbir hareketleri yoktur, hiçbir karakterleri yoktur. Gerçekten onlar dünyanın en rezil ve en sefil mahluklarıdır. İntihar nispetlerine bakın, boşanma nispetlerine bakın, bulaşıcı hastalıkların nispetlerine bakın, o gördüğünüz muhteşem şehirlerde yüz binlerce insan bin bir çeşit belâ ve musibetlerin içinde kıvranmaktadır. Şimdi siz buna huzur mu diyorsunuz?