30. “Allah'ın yolundan sapıtmak için O'na eşler koşmuşlardı. De ki: “Yaşayın bakalım, hiç şüphesiz varacağınız yer ateş olacaktır.” Bunun sebebi neydi? Yâni Allah nîmet vermiş, onlarsa nîmet sahibini inkâr etmişler. Nîmet sahibine karşı nankörce bir tavır sergilemişler. Sebep ne? Niye böyle davranmışlar bu adamlar? Allah yolundan sapmak ve saptırmak için Allah’a eşler, nidler, ortaklar, şerikler koştular. Allah’ın yetkilerini sınırladılar, Allah’a yetki sınırlaması getirdiler. Hayatı Allah verdiği halde, nîmeti Allah verdiği halde, gücü, saltanatı Allah verdiği halde, havayı, suyu, ekmeği Allah verdiği halde bu insanların nîmetlerin sahibini bilemediler. Tüm bu nîmetleri Allah’tan bilmediler de başkalarından bildiler. Hayatı başka biri verdi dediler, ona şükrettiler. Ekmeği, elmayı, armudu başka biri verdi dediler, ona şükrettiler. Gözü, kulağı başkası verdi dediler, ona hamd ettiler, ona kulluk ettiler. Böylece Allah’a kulluğu aza indirdiler. Allah berisinde başkalarına da kulluk ettiler, başkalarını da dinlediler, başkalarını da yetkili görüp onları da razı etmeye çalıştılar. Namazda Allah’a şükrettiler, ama hukuk konusunda başkalarına hamd ettiler. Oruçta Allah’a hamd ettiler ama kılık kıyafet konusunda başkalarına hamd ettiler. İşte bundan dolayı Allah da onların yurtlarını helâk etti. De ki onlara peygamberim, haydi faydalanın biraz bakalım. Haydi her şeyinizi kendisine borçlu olduğunuz Rabbinize ortak koştunuz. O’nun yetkilerini başkalarına verdiniz. O’nu hayatınıza karıştırmadınız. Sadece O’na kulluk etmediniz. Sadece O’nu dinlemediniz. Zalim oldunuz. Zulmettiniz. Haydi biraz faydalanın bakalım. Keyfinize bakın bakalım. Yaşayın şu dünyada biraz bakalım. Ama unutmayın ki çok az bir zaman içinde faydalanacaksınız. Unutmayın ki azıcık bir faydalanmanın sonunda varacağınız, gideceğiniz yer cehennemdir. Yâni gerçekten şu insan kadar nankör biri düşünülebilir mi? Hiçbir varlık Allah’a bu kadar kötü, bu kadar nankör davranamaz. Göklerdeki ve yerlerdeki bütün varlıklar iradeli olan şu insan cinsi hariç hepsi Allah’ı tesbih ederler, hepsi Allah’ı yüceltirler, Allah’a kulluk ederler. Hiçbirisi Allah’ın dediğinden dışarı çıkmaz. Ama şu nankör insan halbuki Rabbine şükreden, Rabbini hamdeden, Rabbini dinleyip O’nun istediği hayatı yaşayan bir kul olsa, şükreden olsa çok yüce olacak, çok şerefli olacakken öyle sefil bir hayatın içine düşüyor ki nankörlüğüyle kendi kendini alçalttıkça alçaltıyor. Hiç düşünmüyor nîmet sahibini. Halbuki tüm dünya senin olsa, ama onları yiyecek şu ağzı vermeyiverse Allah ne yapacak bu zavallı? Kimden alacak bu ağzı? Nereden bulacak onu? Şu dudaklarımızı, şu dilimizi alıverse Allah ne yapar bu zavallı insan? Şu aklı alıverse, vermeyiverse ne yaparız? Kime gideriz? Kim verebilir bunları bize? İşte şu anda gözleri olmayanlar, kulakları olmayanlar, aklı olmayanlar var. Ne yapabiliyorlar? Kime gidebiliyorlar? Rabbinizi tanımanız için illa bunların alınmasını mı bekliyorsunuz? Ama gelin görün ki bütün bunlara rağmen şu nankör insan tüm bu nîmetlerin sahibi olan Allah’ı bırakıyor da, O’nun dinini, Onun kitabını bir kenara bırakıyor da kendi kendilerine oluşturdukları tanrılar peşinde gidiyor. Başka başka dinler, başka başka hayat tarzları, başka başka kitaplar, peygamberler, önderler oluşturup onlar kaynaklı bir hayat yaşıyorlar.