44,45. “Ey Muhammed! İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: “Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım” derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misâller de vermiştik.” Ey peygamberim, sen insanları kendilerine azabın geleceği bir gün ile uyar. Kıyâmet günüyle uyar onları. O gün zalimler şöyle diyecekler: Ya Rabbi ne olur bizi yakın bir tarihe kadar ertele de Senin dâvetine gelelim. Senin çağrına icabet edelim. Senin peygamberine uyalım. Senin peygamberini örnek bilip ona tabi olalım. Ya Rabbi ne olur bize azıcık bir ömür versen de, ömrümüzü biraz uzatsan da Senin dinine tabi olup sâlih kullarından olsak. Önceki hayatımızdan, önceki günahlarımızdan uzaklaşıp senin istediğin gibi bir hayat yaşasak. Sana asla şirk koşmasak. Yapay tanrılar tanrıçalar edinmeyip, kendi hayat programımızı kendimiz belirlemeye kalkışmasak. Ya Rabbi bize biraz süre tanı da Senin gönderdiğin kitabını ve elçilerini örnek alalım. Hiç hatırını sormadığımız kitabına yönelelim, peygamberini örnek alalım. Evet kitabımızın pek çok yerinde anlatıldığı gibi bunlar, bu zalimler pek çok kereler söyleyecekler bunları. Nice kereler pişman olup müslüman olmayı arzu edecekler, temenni edecekler. Ölürken isteyecekler bunu, kabirde isteyecekler, Mizanın başında isteyecekler, cehennemde isteyecekler. Her bir ortamda pişmanlık ortaya koyacaklar, ama bu pişmanlıkları, bu temennileri onlara hiçbir fayda vermeyecektir. Bunlar kendi kendilerini bozuk para gibi harcamış kimselerdir. Tüm imkânlarını, fırsatlarını kötüye kullanıp mahvetmiş kimselerdir. Çünkü Rabbimiz bu dünyada onlara düşünüp gerçeği anlayabilecekleri, Rablerine kulluk yapabilecekleri kadar bir ömür vermişti. Onlara uyarıcılar, kitaplar ve elçiler göndermişti. Ama bunlar tüm bu uyarıcılara kulak tıkayarak zalimce bir tavır takınmışlardı. Kendilerini yaratıcılarına kulluk ortamından çıkararak, Allah’ın hakkını vermeyerek, kitaplarının hakkını vermeyerek, görsel ve işitsel âyetlerinin hakkını vermeyerek elçilerinin hakkını vermeyerek hem bunlara hem de kendi kendilerine zulmeden, kendilerini ateşe hazırlayan insanlardı. Allah’a, kitaba, peygambere, bedenlerine, nefislerine, azalarına, gözlerine, kulaklarına zulmetmiş kimselerdir bunlar. Her şeye zulmetmiş, eşyayı Allah’ın istediği yerde kullanmayarak varlıklara zulmetmiş, ailelerine, toplumlarına karşı Allah’ın istediği şekilde davranmadıklarından, insanlara karşı Allah’ın belirlediği hukuku yerine getirmediklerinden zulmetmiş insanlardır bunlar. Onların bu taleplerine karşılık bakın Rabbimiz buyuruyor ki: Ey zalimler, sizler daha önce sonunuzun gelmeyeceği konusunda, hayatınızın, mülkünüzün, saltanatınızın asla zeval bulmayacağı konusunda yemin etmemiş miydiniz? Hani kimse sizin önünüze geçemeyecekti? Hani kimse size karşı galip gelemeyecekti? Hani sizler ölmeyecektiniz? Ne oldu şimdi? Rabbinizin ölüm yasasıyla karşı karşıya gelince mi anladınız O’nun Rab olduğunu? Sizden önce yaşadıkları hayatla kendi kendilerini helâke sürükleyenlerin yerlerine oturdunuz. Halbuki Biz onların âkıbetlerini de size ayan beyan açıklamıştık. Size onlardan yeterli misaller de vermiştik, lâkin sizler hiç ibret almadınız.